Eğitimci–Sosyolog Hami Koç, Florya Gazetesi’ne konuştu: “Genç nüfus azalıyor, özel okullar atıl kalıyor, eğitimde ahlak ve kültür yeniden merkeze alınmazsa millî sermaye heba olur.”
Türkiye, 2026 itibarıyla 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken eğitim sisteminin geleceği yeniden tartışılıyor. Özellikle özel öğretim kurumlarının durumu, düşen öğrenci sayıları ve demografik değişimlerle birlikte gündemin üst sıralarında yer alıyor. Eğitimci ve sosyolog Hami Koç, değerlendirmelerinden hareketle mevcut tabloyu “gecikmiş ama hâlâ telafi edilebilir bir kriz” olarak nitelendiriyor.
Koç, özel okul oranlarının tarihsel seyrine dikkat çekerek, “Geçtiğimiz yüzyılın sonunda yüzde 2–3 seviyesinde olan özel okul oranı, bu asrın ilk çeyreğinde yüzde 9’lara kadar çıktı. Sayın Bakanımızın müsteşarlığı döneminde yüzde 15 hedefi dile getirildi. Okul sayısında bu oran aşıldı ancak öğrenci sayısında geriye düşmeye başladık,” ifadelerini kullanıyor.
“Oran yüzde 7,9’a geriledi”
Geçtiğimiz ay ÖZKURBİR tarafından düzenlenen sempozyuma işaret eden Koç, Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin açıkladığı verilerin tabloyu netleştirdiğini belirtiyor.
“Sayın Genel Müdür’ümüz, özel okullardaki öğrenci oranının şu an itibarıyla yüzde 7,9 olduğunu ifade etti. Bu, sistemin alarm verdiğinin açık göstergesidir,” diyen Koç, bu gerilemenin sadece ekonomik değil, aynı zamanda algısal ve yönetsel nedenleri olduğunu vurguluyor.
Koç’a göre pandemi süreci, sınırlı teşviklerin kaldırılması, özel okullara karşı mesafeli bürokratik tutum ve bazı medya organlarında yer alan gerçek dışı haberler, özel öğretim kurumlarını ciddi biçimde etkiledi.
“Yanlış kanaatlerle politika üretiliyor”
Eğitim politikalarında sahadan kopuk kararlar alındığını savunan Hami Koç, uzun yıllara dayanan temaslarını şöyle aktarıyor:
“Pandemiden önce ziyaret ettiğimiz bir Bakan Yardımcısı, özel okullara dair kanaatlerini anlattı. Sahadaki gerçekleri paylaştıktan sonra düşüncelerinin değiştiğini gördük ve ‘Sık sık görüşelim’ dedi. Benzer durumu Millî Eğitim Komisyonu temaslarında da yaşadık.”
Koç, Türkiye’de önemli bir yapısal probleme işaret ederek, “İnsanlar iyi bilmedikleri konularda, kulaktan dolma bilgilerle karar veriyor. Daha vahimi, bu yanlış kanaatleri üst amirlerine de kabul ettirip icraata dönüştürüyorlar,” diyor.
Demografi ve Eğitim: “Millî tehlike”
Röportajın en çarpıcı bölümlerinden biri ise genç nüfustaki düşüşe ilişkin değerlendirmeler. Koç, bu durumu açık bir dille “millî tehlike” olarak tanımlıyor:
“Yaklaşık yarım asırdır uygulanan nüfus politikalarının sonucu olarak genç nüfusumuz düşüşe geçti. Bu, emperyalist güçlerin lehine, bizim aleyhimize çok tehlikeli bir gelişmedir.”
Gençlerin kabiliyetlerine uygun mesleklere yönlendirilmemesini de sert sözlerle eleştiren Koç, “Hayal peşinde koşan, iş beğenmeyen, ailesine ve topluma yük hâline gelen bir gençlik ortaya çıktı. Bu göz göre göre millî kayıptır,” ifadelerini kullanıyor.
Meslekî eğitim vurgusu
Hami Koç, Almanya örneğine dikkat çekerek meslekî eğitimin önemini vurguluyor:
“Almanya’daki ilkokul sonrası ortaöğretim ve meslekî eğitim sistemi samimiyetle incelenseydi, bugün belki pek çok sorunu yaşamazdık. Meslek okulları memleket meselesidir.”
Son yıllarda meslek liselerine yönelimin artmasını olumlu bulduğunu belirten Koç, bu eğilimin stratejik bir devlet politikası hâline gelmesi gerektiğini söylüyor.
“Atıl kalan özel okullar millî servettir”
Koç’a göre en acil meselelerden biri, boş kalan özel okul binaları:
“Yüzde 50’den fazlası boş olan özel öğretim kurumları var. Devlet, yaklaşık 1,5 milyon öğrenciyi bu okullara yönlendirerek hem resmî okullardaki kalabalığı azaltabilir hem de mevcut millî sermayenin çürümesini engelleyebilir.”
Bu adımın on binlerce öğretmen için istihdam anlamına geleceğini vurgulayan Koç, özel okulların sağlık sektöründe olduğu gibi belirli bir kota sistemi içinde değerlendirilmesini de öneriyor.
Kültür, ahlak ve eğitim
Hami Koç, eğitimin sadece akademik bir süreç olmadığını vurguluyor:
“Özel okullar, toplumun inanç ve değerlerini göz ardı edemez. Öğretmen; bilgisiyle olduğu kadar duruşu, giyim kuşamı ve ahlaki tavrıyla da örnek olmalıdır.”
Koç, dil, kültür ve inanç alanındaki kopuşların eğitimi zayıflattığını belirterek, “Diline ve değerlerine yabancı bir aydın tipi, dünyanın hiçbir toplumunda bizdeki kadar yaygın değildir,” diyor.
“Türkiye Yüzyılı eğitimle mümkündür”
Sözlerini güçlü bir vurgu ile tamamlayan Koç, şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Kim ne derse desin, 21. yüzyıl Türkiye Yüzyılı’dır. Ama en büyük problemimiz ahlaktır. Eğitim, kültür ve değerlerimizle barışık bir şekilde yeniden inşa edilmezse bu iddia havada kalır.”
Kaynaklar:
Reuters
BBC
Millî Eğitim Bakanlığı raporları
ÖZKURBİR Sempozyumu
Eğitim sosyolojisi alanında akademik çalışmalar
Florya Gazetesi Haber Merkezi