4 MİLYON EV GENCİ

Bu ülkede dört milyon genç var…

Diploması olan, yıllarca sıralarda oturmuş, sabahlara kadar ders çalışmış, hayallerini “okursan kurtulursun” vaadiyle büyütmüş dört milyon genç. Ve şimdi… Evlerinde oturuyorlar. Perdelerin ardından hayata bakıyor, takvim yapraklarını sessizce çeviriyorlar. Onlara artık bir isim verildi: “Ev genci.” Oysa bu isim, yaşanan trajediyi anlatmaya yetmiyor. Bu gençler tembel değil. Bu gençler umursamaz hiç değil. Onlar sadece yanıltılmış kandırılmış bir nesil. Kendilerine söylenen her şeye inandılar: “Oku, üniversiteye gir, diploman olsun; gerisi gelir.” Geldi mi? Hayır. Gelen yalnızca sessizlik oldu. Gönderilen CV’lere cevap yok, mülakatlara çağrı yok, umutlara karşılık yok. Eğitim sistemi yıllarca gençleri hayata değil, sınavlara hazırladı. Ezberletti, sıraladı, eledi. Ama yaşamayı öğretmedi. Üretmeyi, ayakta kalmayı, değerli hissetmeyi öğretmedi. Üniversiteler, gençleri geleceğe taşımak yerine; onları diplomalı işsizliğin soğuk koridorlarına bıraktı. Daha acısı şu: Bu gençler yalnızca işsiz değil, kendilerini değersiz hissediyorlar. Evde oturdukça toplumdan kopuyor, hayattan çekiliyor, yavaş yavaş içlerine kapanıyorlar. Sabahları geç uyanan bir beden değil bu; umutsuzluktan yorulmuş bir ruh. “Ben nerede yanlış yaptım?” sorusu, her gün zihinlerini kemiriyor. Aileler de çaresiz. Evlatlarının gözlerinin içine bakamıyorlar. “Okutmakla iyi ettik mi?” diye kendi kendilerine soruyorlar. Bir anne, oğlunun sessizliğini izliyor; bir baba, kızının umutlarının nasıl söndüğüne şahit oluyor. Bu yalnızca ekonomik bir kriz değil; toplumsal bir vicdan meselesi. Dört milyon ev genci, bu ülkenin kaybolan enerjisidir. Hayal gücüdür, üretim gücüdür, yarınlarıdır. Ama sistem onları kenara itti. Gençleri suçlamak kolaydı: “Beğenmiyorlar, çalışmak istemiyorlar.” Oysa gerçek daha acı: Onlara uygun bir yol, adil bir kapı, güvenilir bir gelecek sunulmadı. Bir ülke gençlerini kaybederse, yalnız bugünü değil, geleceğini de kaybeder. Diplomalı umutsuzluk, en tehlikeli toplumsal sessizliktir. Çünkü bu sessizlik bir gün öfkeye, kopuşa, yabancılaşmaya dönüşür. Artık soruyu gençlere değil, sisteme sormanın zamanı: Bu eğitim kimin için? Bu diplomalar neye yarıyor? Bu gençler neden evlerinde çürüyor? Ve belki de en acı soru şudur: Bir ülke, kendi gençlerini bu kadar yalnız bırakmaya nasıl razı oldu? NASIL!,