Yunanistan, GKRY ve İsrail hattına şimdi Hindistan da ekleniyor.
Ama mesele sadece askerî tatbikat değil.
Kurulan denklem; enerji koridorlarından limanlara, elektronik harpten siber güvenliğe kadar uzanan çok katmanlı bir baskı stratejisidir.
Hedef açıktır:
Türkiye’yi doğrudan savaşla değil, uzun süreli baskıyla yıpratmak…
Ege’de bitmeyen NAVTEX krizleri…
Silahlandırılan adalar…
Doğu Akdeniz’de enerji blokları…
IMEC koridoru üzerinden kurulan ekonomik kuşatma…
Bütün bunlar tesadüf değildir.
“Mavi Vatan” doktriniyle deniz yetki alanlarını korumaya çalışan Türkiye’ye karşı yeni nesil bir çevreleme modeli devreye sokuluyor.
Artık savaş sadece tankla, gemiyle, uçakla yapılmıyor.
Radar ağları…
Uydu sistemleri…
Siber saldırılar…
Elektronik körleştirme operasyonları…
İHA ve İDA sürüleri…
Yeni dönemin savaş dili budur.
Karşı cephe, Türkiye’yi sürekli alarm halinde tutarak:
Ekonomisini Yormayı,
Savunma Harcamalarını Artırmayı,
Diplomatik Baskı Altına Almayı Hedefliyor.
Ama unuttukları bir şey var:
Türkiye artık eski Türkiye değil.
Kendi SİHA’sını,
Kendi Füzesini,
Kendi Radarını,
Kendi Savaş Gemisini Üreten Bir Ülkeden Söz Ediyoruz.
Üstelik sahada gerçek savaş tecrübesine sahip bir ordudan…
Evet…
Ege’de gerilim büyüyecek.
Doğu Akdeniz’de bilek güreşi sertleşecek.
Elektronik harp ve ağ merkezli savaş yeni dönemin belirleyici unsuru olacak.
Fakat mesele artık sadece askerî üstünlük değildir.
Asıl savaş;
koridor savaşıdır…
Enerji savaşıdır…
Teknoloji savaşıdır…
Jeopolitik hâkimiyet savaşıdır.
Ve görünen o ki;
Önümüzdeki yıllarda Ege’nin dalgaları yalnızca denizi değil,
Büyük güçlerin hesaplarını da taşıyacaktır.