İnsan, yalnızca yiyip içmek, çalışmak, eğlenmek ve sonunda ölüp gitmek için yaratılmış bir varlık değildir. Onu diğer bütün canlılardan ayıran en önemli özellik; akıl, vicdan, ruh ve sonsuzluk arzusudur. Bu sebeple insanın kalbi ancak kendisini yaratan Allah'a yönelmekle huzur bulabilir.
Bediüzzaman'ın "Allah'a asker olmak" ifadesi, Allah'ın emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçınan, O'nun rızasını hayatının en büyük hedefi yapan sadık bir kul olmayı ifade eder.
Asker, kendi başına hareket etmez; kumandanının emirlerine uyar. Böylece sorumluluğu hafifler, korkuları azalır ve güçlü bir ordunun himayesi altında emniyet içinde yaşar. Mümin de Allah'ın emrine teslim olduğunda, sonsuz kudret sahibi Rabbinin himayesine girmiş olur.
İnsan hayatının büyük kısmını korkular ve endişeler oluşturur. Hastalık, fakirlik, gelecek kaygısı, yaşlanma, ölüm, sevdiklerini kaybetme ve belirsizlikler insanı sürekli huzursuz eder.
Allah'a iman eden ve O'na güvenen kimse ise bilir ki bütün hadiseler Allah'ın ilmi, hikmeti ve rahmeti ile meydana gelmektedir. Bu sebeple musibetlerde isyan yerine sabır, nimetlerde şımarıklık yerine şükür gösterir. Böylece ruhunu yıpratan aşırı üzüntü ve korkulardan önemli ölçüde kurtulur.
Allah'a asker olan kişi, kendisini kâinat içinde sahipsiz hissetmez. Kendisini tesadüflerin oyuncağı olarak görmez. Bilir ki her şeyin bir Rabbi, her olayın bir hikmeti ve her imtihanın bir mükâfatı vardır. Bu inanç insana psikolojik dayanıklılık, moral güç ve iç huzuru kazandırır.
İbadet yalnızca namaz kılmak veya oruç tutmak değildir. Allah'ın rızasını gözeterek yapılan her helâl iş ibadet olabilir.
Bir baba ailesinin nafakasını kazanırken, bir anne çocuklarını güzel ahlâkla yetiştirirken, bir öğretmen öğrencilerine faydalı bilgiler öğretirken, bir mühendis insanlara hizmet edecek projeler üretirken, bir ressam sanatını ifa ederken, Allah'ın rızasını hedeflerse yaptığı iş ibadet hükmüne geçer. Böylece hayatın tamamı anlam kazanır. İnsan sıradan işlerini bile sevap kazandıran kıymetli bir hizmet olarak görür.
Allah'a asker olan erkek de kadın da yaratılış gayelerine uygun yaşarlar. Erkek ailesine karşı adalet, merhamet ve sorumlulukla hareket eder. Kadın aile içinde sevgi, şefkat, sadakat ve huzurun kaynağı olur. Her iki taraf da birbirini Allah'ın emaneti olarak gördüğünde, bencillik yerini fedakârlığa, öfke yerini affa, menfaat çatışmaları yerini karşılıklı hürmete bırakır. Böyle ailelerde huzur artar, çocuklar güven içinde yetişir ve toplum daha sağlam temeller üzerine kurulmuş olur.
Allah'a asker olmak aynı zamanda insanı kötü alışkanlıklardan da korur. Yalan, hile, faiz, zina, alkol, kumar, uyuşturucu, haset ve kibir gibi hem fert hem toplum hayatını bozan davranışlardan uzak duran kimse; vicdan azabı, aile huzursuzluğu, ekonomik sıkıntılar ve sosyal problemlerin büyük bir kısmından korunmuş olur. İlâhî emirler yalnız ahiret için değil, dünya hayatının huzuru için de en mükemmel hayat rehberidir.
Gerçek hürriyet de Allah'a kul olmakla elde edilir. Çünkü Allah'a kul olmayan insan; nefsinin, arzularının, modaların, insanların, makamın, paranın veya şöhretin esiri olmaya başlar. Allah'a kul olan ise yalnız O'ndan korkar, yalnız O'na hesap verir. Bu sebeple insanların baskısından kurtulur ve gerçek şahsiyetini muhafaza eder.
Tarih boyunca peygamberler, sahabeler ve salih insanlar bunun en güzel örneklerini göstermişlerdir. Büyük sıkıntılar içinde yaşamalarına rağmen kalpleri huzurlu olmuş; zindanlar, sürgünler ve yokluklar onların mutluluğunu yok edememiştir. Çünkü onların saadeti dış şartlara değil, Allah ile kurdukları sağlam bağa dayanıyordu.
Sonuç olarak, dünya saadetinin sırrı servette, makamda veya sınırsız hürriyette değil; insanın kendisini yaratan Rabbini tanımasında, O'na güvenmesinde ve O'nun emirleri doğrultusunda yaşamasındadır.
Allah'a asker olan insan, hem bu dünyanın fırtınaları içinde güvenli bir liman bulur hem de ebedî saadetin kapısını açmış olur.
İşte Bediüzzaman'ın ifade ettiği gibi, ahiret saadeti gibi dünya saadeti de ibadette ve Allah'a asker olmaktadır.
Dr. Ali Kemal Pekkendir