Kimin mühimmatı daha çok değil, kimin toplumsal direnci ve lojistik damarları daha sağlamsa, masada onun eli güçlü kalacak.
Özellikle Hizbullah ve Haşdi Şabi gibi unsurların sahadaki hareketliliği, İran’a doğrudan bir savaşa girmeden "eşik yönetme" imkânı veriyor. Öte yandan, milyon dolarlık hava savunma füzelerinin, birkaç bin dolarlık ucuz kamikaze dronlarla avlanmaya çalışılması, modern savaşın "maliyet-etkinlik" dengesini altüst etti. Bugün cephede sadece askerler değil, bütçeler de savaşıyor.
Bu çatışmanın en ürkütücü yanı, virüs gibi yayılma hızıdır. Tahran-Tel Aviv hattındaki gerilim bir anda Lübnan’dan Irak’a, Suriye’den Basra Körfezi’ne kadar sıçradı. Bu çok cepheli yapı, "yanlış hesap" riskini her saniye artırıyor. İsrail’in Lübnan’a yönelik muhtemel bir kara hamlesi ya da Irak’taki ABD üslerine yapılacak bir baskın, bu yerel yangını bölgeyi yutacak bir alev topuna dönüştürebilir. "Çevreleme stratejisi" dediğimiz olgu, şu an tam manasıyla sahada ete kemiğe bürünmüş durumda.
Saha verileri bize bir şeyi çok net gösteriyor: Hava gücünün o mutlak ve tartışılmaz üstünlüğü artık eskisi kadar rahat değil. Tanker uçakların havada avlanması, radar sistemlerinin kör edilmesi ve ucuz İHA sürülerinin oluşturduğu asimetri, klasik "hava hâkimiyeti" doktrinlerini sarsıyor. Yarının savaşında teknolojik şatafat kadar, sayısal yoğunluk ve ucuz maliyetin de belirleyici olacağını anlıyoruz. Eğer savunma doktrinlerinizi bu yeni gerçeğe göre güncellemezseniz, sürdürülemez maliyetler altında askeri kapasiteniz eriyip gider.
Meseleyi sadece mevzi kazanmak olarak görenler yanılıyor. Asıl kavga Hürmüz Boğazı ve enerji koridorları üzerinde dönüyor. Enerji tesislerine yapılan her saldırı, global ekonominin sinir uçlarıyla oynamak demektir. Navlun fiyatları, sigorta primleri ve lojistik sistemler bu baskı altında eziliyor. Hürmüz’ün bir anlık bile fonksiyonsuz kalması, dünyayı küresel bir ekonomik depresyona sokar. Tarafların askeri hamleleri kadar, bu enerji damarlarına yönelik tercihleri savaşın asıl rotasını çizecek.
İsrail’in dümen suyundaki Evangelist Siyonist Mr. Trump ve soykırımcı katil Netanyahu’nun söylemlerine baktığımızda niyetin sadece "silahsızlandırma" olmadığını görüyoruz. Doğrudan İran’daki yönetim yapısı hedefte. Ancak İran’ın bin yıllık devlet geleneği ve iç dinamikleri düşünüldüğünde, dışarıdan zorlamayla bir "rejim değişikliği" kısa vadede ham bir hayalden öteye geçmez. Lakin uzun vadeli yıpratma ve halkın temel ihtiyaçlara ulaşımını felç etme stratejisi, içeride bir istikrarsızlık dalgası oluşturma amacı taşıyor. Savaş uzadıkça, belirsizlik de derinleşiyor.
Bu süreçte Batı ittifakı da sanıldığı kadar yekpare değil. ABD ve İsrail’in agresif tutumuna karşı Avrupa, kendi güvenliğini riske atmamak adına oldukça isteksiz. Trump’ın NATO’nun Avrupalı üyelerine yönelik sert tutumu, hatta müttefiklerinin topraklarına (Grönland örneği gibi) göz dikmesi, Avrupa’yı "kendi başının çaresine bakma" noktasına itiyor. Bu savaş, Batı Asya’daki (Orta Doğu’daki) kadar transatlantik ilişkileri de temelinden sarsabilir.
Türkiye: Stratejik Sabır ve Caydırıcılık
Türkiye, bu ateş çemberinin ortasında tam bir "stratejik sabır" örneği sergiliyor. Çatışmanın dışında kalmak için azami gayret göstersek de coğrafyamız ve üslerimiz bizi ister istemez denklemin parçası kılıyor. İncirlik ve Kürecik gibi tesislerin varlığı, bizi dolaylı hedef haline getirebilir. Bizim için şu anki parola şudur: "Çatışma dışı kal ama caydırıcılığını en üst seviyede tut." Hava savunma kapasitemizi tahkim etmek ve diplomatik manevra alanımızı korumak, bu krizden sağ salim çıkmamızın anahtarıdır.
Sonuç ve Yarın Ne Olur?
Kısa vadede "nakavt" edici bir sonuç beklemek gerçekçi değil. Savaş, kontrollü bir yıpratma sürecine evrilmiş durumda. Ancak üç ana ayrı yol kavşağındayız:
- Bu kontrollü yıpratma aynen devam eder.
- Bir kıvılcımla tüm bölge ateşe verilir.
- Enerji krizinin can yakıcı boyutu, tarafları ani ve zoraki bir diplomatik çözüme iter.
Sonuç itibarıyla bu savaş sadece askerlerin değil; ekonomistlerin, mühendislerin ve siyasetçilerin de içinde olduğu çok boyutlu bir satrançtır. Süreci yönetmek, sadece harita üzerinde oklar çizmekle değil, dünyayı geniş bir perspektiften derinliğine okumakla mümkün olacaktır.
La Ya’lemu Ğaybe İllallah.