Çocukların Hastalanması ve Ölmesindeki İmtihan ve Merhamet

Aziz dostum
"Niçin küçük çocuklar dahi hastalanıyor ve dertler, hastalıklar çekerek ölüyor? Allah buna niye müsaade ediyor? Sonsuz merhametli değil mi?" diyorsun.

Sorunun cevabı şu:
Bizler bu dünyaya bir imtihan için kısa bir hayat yaşamaya geldiğimizi herkes biliyor ve kabul ediyor. Dünyada bir milyon sene yaşamayacağız. Bin sene de yaşamayacağız. 60, 70, 80, 90 maksimum 100 yıl yaşıyor insanlar. Madem dünya kısa bir imtihan dünyası, demek ki bu 60-80 sene yaşamak ve ondan sonra yok olmak için gönderilmedik.

Allah bu güzel gözleri, kulakları, yüzü, vücudumuzu, duygularımızı, bütün binlerce duyguyu bizi tarla farelerine yem etmek için mi gönderdi? Bunu kim kabul eder? 124 bin peygamber, dört kitap. Yalancı mı? Yalan mı söylediler? Hepsi farklı asırlarda, farklı çağlarda, farklı memleketlerde gönderilmiş. Peygamberimiz "Her kavme bir peygamber gönderildi." diyor hadisinde. Bütün bu insanlar, insanların ayları, güneşleri, yıldızları gibi ahlaklı. Bu peygamberlerden birbirlerini gören de yok hemen hemen. Niçin hepsi aynı yalanda ittifak etsinler? Aynı yalanda ittifak etmek mantıken imkansızdır. Hem ne menfaatleri var? Hiçbir menfaatleri yok.

Ebedi hayatı ve cenneti haber vermişler. Cenneti kazanmak için gönderildik. Bunu kazanmak da bizim elimizde. Herkes kendi gideceği yere bu dünyada kendisi karar verecek. Bu bir.

İkincisi, çocuklar ölmeseydi imtihan kalır mıydı? Çocuklar da, yaşlılar da, orta yaşlılar da bu dünyada ömür süresi, ecel konusunda bir belirsizlik var. Herkes standart 80 yaşına gelince ölecek diye bilinseydi, insanların ömrü kesin, sınırlı, herkes aynı yaşta, aynı ayda ölecek olsaydı yine imtihan kalkardı. Çünkü 79 yaşına kadar adam sefahat içerisinde düşüncesizce yaşardı. Son senesinde kendini kurtarmak için belki uğraşırdı.

Ölümün zamanının belli olmaması insanları çekidüzene sokuyor. Her zaman kendini bir kontrolden geçiriyor ve ahireti kazanmak için, vefat etmiş anasını, babasını, sevdiklerini, çoluğunu çocuğunu kaybetmemek için daha mantıklı davranıyor, kendine çekidüzen veriyor. Hepimiz böyleyiz. Yoksa belli olsa ki 80 yaşına gelince öleceğiz. 79 seneyi boşlukta geçirirdik, sefahatte geçirirdik.

Çocuklar niye ölüyor? İmtihan. Ama şöyle de bir güzellik var. Bu acı gibi gözüken gerçeklerin hepsinin arkasında sonsuz merhamet var. Bir defa bütün çocuklar 15 yaşının altında ölürse, İslamiyet'e göre büluğ çağı olan 15 yaşından önce vefat eden bütün çocuklar otomatik ehli cennet oluyor. Otomatik cenneti kazanıyor, sonsuz hayatı kazanıyor. Sen buna merhametsizlik dermisin? O daha imtihana girmeden cenneti kazanıyor. Allah'ın özel bir lütfu, merhameti.

Biz kendimize dertlenelim, çocuklara değil. Bizler 15 yaşını geçmişiz. Bizim dikkatli olmamız lazım. Senin bu soruna göre şu dünyada hiçbir merhamet görmüyorsun.

Doğduğundan beri yediğin bütün yemekler, gıdalar, annenin sana şefkatle bakması, büyüdükten sonra bütün sebzeler, meyveler, ekmekler, pastalar, börekler. Seni bugüne kadar böyle besleyen bir Rabbin var. Kara topraktan sana her türlü rızkı, nimetleri çıkartıyor. Akılsız, şuursuz, kör, sağır bir toprak mı yapıyor bu nimetleri?

Akılsız, şuursuz, kör, sağır ağacın dalları mı sana veriyor portakalları, kayısıları? Tabiat dediğin, doğa dediğin şey, akılsız, şuursuz, kör, sağır.

Bir tane portakalı sen yapamazsın. Bin tane profesör laboratuvara toplansa yine yapamazlar. Bunu tabiat dediğin topraktan, havadan, sudan mı bekliyorsun?

Allah veriyor. Onların eliyle. Bunlar memur olmuşlar. Ağaçlar, toprak, tarla memur olmuş, asker olmuş. Allah'ın nimetlerini sana veriyorlar. Bu kadar nimetlere rağmen Allah'ı merhametsizlikle nasıl suçlayabiliriz?

Ama asıl sorunun cevabı şu: Dünyada kötü gözüken, şer gözüken olayların arkasında büyük merhamet vardır. Mesela ateş zahiren şer, zahiren kötü gibidir. Ama ateş aslında bütün medeniyetin, teknolojinin, üretimin, fabrikaların temelinde ateş var. Ateş olmasa insanlık bugünkü medeniyete gelemezdi. Ateş sadece senin elini, parmaklarını yakmak için yaratılmadı ki. Bin tane faydası var, bir tane zararı var veya 10 tane zararı var. O zaman o 990 tane faydası onu iyi yapar, hayırlı yapar, şer yapmaz.

Memleketini savunmak için, vatanı düşmanın işgalinden savunmak için asker gönderiyorsun, cihad yapıyorsun. Birçok asker ölüyor, şehit oluyor. Ama bu zahiren kötü. Ama eğer cihada asker göndermezsen çok daha büyük bir şer olur. Vatanımız düşmanların eline geçer, namusumuz kalmaz, kızlarımız ve karılarımız esir olur, namuslarına zarar gelir. Demek ki cihada asker göndermek zahiren şer ve kötü gözüken bir şey ama aslında değil. Hakikatte çok daha büyük bir hayır, iyiliği gösteriyor.

Bunun gibi, Niçin hastalıklar, dertler, sakatlıklar var? Bu hastalıklar olmasaydı hiçbir zaman insanlık sağlığın kıymetini bilmezdi ki insanlığın çoğunluğu, %90'ı, belki %95'i sağlıklı yaşıyor. Hastalıklar olmasaydı zaten sağlığın kıymetini asla bilemeyecektik. İnsanların yine %90'ı sağlam ama sağlamlığın kıymetini bilemeyeceklerdi. Hatta sağlamlığın ne olduğunu bilmeyeceklerdi eli ayağı olmayanları görmeselerdi.

Peki o eli ayağı olmayanların veya kör olanların bir mükafatı, ödülü yok mu? Var. Ahirette senin gördüğün manzaraların bin kat ilerisini görecek, bin kat daha mükemmelini görecek diyor Peygamberimiz. Dolayısıyla iki mümin, birisi gözü var olarak öldü, birisi kör gitti. O kör olan cennette herkesten daha uzakları ve daha mükemmel manzaraları seyredeceğine dair kesin hadisler var Buhari ve Müslim'de.

Onun için bütün şerlerde aslında bir hayır var. Hakikatte hiçbir çirkinlik yok. Senin çirkin zannettiğin en çirkin şey, mesela tuvalete gitmek. Tuvalete gitmek zahiren pis ve çirkin. Hadi bakalım, bir tuvalete gitme üç gün, ne oluyor? Dolayısıyla bütün bunların hepsinde büyük faydalar ve hikmetler var. O faydalar ve hikmetler o fiili hayırlı ve güzel yapıyor. Zahiren pis ve çirkin ama hakikatte öyle değil. Hakikatte tekrar yemek yiyebilmen, rahatlayabilmen ve huzurlu uyuyabilmen için tuvalete gitmen lazım.

Bunun gibi ölümlerde ve hastalıklarda çok büyük hikmetler var. Ama en başta mümin, hastalıktan öldüğü zaman günahları temizlenmiş olarak -kefâretü'z-zünûb deniyor buna dinde- bütün günahlarına kefaret oluyor. Onu temizleyerek gönderiyor ahirete.

Madem zaten ölüm var, ahirete temiz gitmek o mümin için bir kazanç değil mi? Bir menfaat değil mi?

Bunun gibi bütün sıkıntılar ve dertler için Peygamberimiz diyor ki "Bir müminin ateşli hastalıktan titremesi, hafif bir hastalıktan hafif titremesi bile onun birtakım günahlarını döker. Bir ağacı nasıl silkelersen meyveleri aşağı dökülür. Bir mümin de hastalıktan dolayı titrediği zaman Allah onun günahlarını da döker, temizler."

Ve hadiste sayılan hamile hanımın vefatı, boğularak, yanarak ölmek ve salgın hastalıklarda ölenler. Bunların hepsi şehid-i manevi oluyor dinimize göre. Maddi şehid gorev başında ölen askerdir, polistir. Manevi şehitler de yine cenneti kazanıyorlar. Manevi şehitler de hastalıktan vefat edenler, salgın ve büyük hastalıklarda vefat edenler, donarak, boğularak veya yanarak vefat edenlerin hepsi. Bütün günahları temizleniyor şehitler gibi.

Şimdi bu dinimizin hakikatleri. Bunları bilmiyorsan merhametsizlik zannedersin. Merhametsizlik yok. Dünya kısa. Bu kısa dünyada senin ve benim ömrüm geçti. 60-65 sene hemen geçiverdi. Geri kalan seneler de hemen geçecek.

Onun için Allah merhametsiz değil, bizleri ebedi bir hayat için yaratmış. Gayemiz o ebedi hayatı kendimiz ve ailemiz için kazanmak. Zaten bununla ilgilenmiyorsak o zaman hiçbir şeyin manası yok. Bir imansıza, dinsize göre dünya boş. Neticesi sıfır. Hiçlik. Bir kafire göre neticesi sıfır. Müminler için, imanın neticesi ebedi cennettir. "La ilahe illallah diyen cennete girecek" diyor Peygamberimiz.

Büyük günahlarımıza da tövbe edeceğiz. Allah'tan tövbe, af isteyeceğiz, o kadar.

İnşallah soruna cevap verebilmişimdir.

Ali Kemal Pekkendir
18.6.2026