GÜÇLÜ TÜRKİYE, BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUYAN BİR SURİYE: TÜRKİYE'NİN TARİHİ KARARLILIĞI NEREDE BAŞLIYOR? -3

Üç yazılık dizimizin ilkinde; Suriye'nin geleceğine ilişkin iki farklı ihtimali ele aldık: toprak bütünlüğünün korunması ve bunun karşısında ortaya çıkabilecek fiilî parçalanma, kantonlaşma, kontrollü gerilim ve bölgesel tırmanma senaryoları… Ancak bütün bu ihtimallerin kesiştiği bir başka gerçek daha var: Suriye'de yaşanacak her gelişme, Türkiye'nin güvenlik mimarisini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle mesele artık yalnızca Suriye'nin nasıl şekilleneceği değil, Türkiye'nin bu değişen jeopolitik denklem karşısında nasıl bir devlet aklı ortaya koyacağıdır.

Türkiye'nin önündeki mesele, sadece sınırlarını korumak değil; sınırlarının ötesinde oluşabilecek yeni güvenlik boşluklarını önceden okuyabilmek, diplomasi ile caydırıcılığı birlikte kullanmak ve ekonomik gücü millî güvenliğin ayrılmaz bir unsuru hâline getirmektir. Şam'ın geleceği, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve Türkiye'nin güney güvenliği artık aynı stratejik denklem içinde değerlendirilmelidir. İşte bu üçüncü yazımızda, “Türkiye'nin tarihi kararlılığı nerede başlıyor?” sorusundan hareketle, Ankara'nın önündeki güvenlik, diplomasi, ekonomi ve bölgesel güç mücadelesi eksenlerini ele alacağız.

Türkiye'nin Suriye politikasının temelinde üç başlık bulunuyor:

Ø Toprak bütünlüğü.

Ø Sınır güvenliği.

Ø Terör yapılanmalarının kalıcılaşmasının önlenmesi.

Bunlar birbirinden ayrı düşünülemez.

Suriye'nin kuzeyinde 2011’de ortaya çıkan güvenlik sorunları Türkiye'yi yıllardır sınır ötesi tedbirler almaya zorladı.

Bugün güneyde ortaya çıkabilecek yeni bir parçalanma modeli de Ankara'nın güvenlik hesaplamalarının dışında tutulamaz.

Ancak Türkiye açısından doğru strateji yalnızca askerî seçeneklerden ibaret değildir.

· Diplomasi vardır.

· Ekonomi vardır.

· Suriye'nin yeniden inşasına katkı vardır.

· Yerel toplumlarla ilişkiler vardır.

· Sınır güvenliği vardır.

· İstihbarat ve güvenlik koordinasyonu vardır.

Ve bütün bunların üzerinde bölgesel bir siyasal mimari kurma ihtiyacı vardır.

Türkiye'nin Nisan 2026'da Suriye ile yaptığı görüşmelerde bölgesel sahiplenme, egemenliğe saygı ve toprak bütünlüğü temelinde güvenlik ve kalkınma mekanizmaları kurulmasının vurgulanması da bu yaklaşımın işaretlerinden biridir.

Ekonomik cephe de güvenliğin parçasıdır

Bir ülkenin dışarıya karşı güçlü durabilmesi, içeride ekonomik ve sosyal dayanıklılığa da sahip olmasını gerektirir.

Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yalnızca güvenlik alanında değil, ekonomik alanda da dayanıklılığını artırması stratejik önem taşımaktadır.

Burada popüler fakat kanıtlanmamış “banknot kupürleri artırılacak ve bunun arkasında gizli bir strateji var” türü yorumlardan ziyade somut verilere bakmak gerekir.

Bugün tedavülde bulunan en yüksek kupür hâlâ 200 TL'dir. TCMB'nin güncel kayıtlarında 2026 yılında yeni tertip 50 ve 5 TL banknotların tedavüle çıkarıldığı, mevcut kupürlerin ise birlikte dolaşımda kaldığı görülmektedir.

Dolayısıyla Türkiye'nin ekonomik gücünü değerlendirirken söylentilerden değil;

Üretimden, ihracattan, teknolojik bağımsızlıktan, enerji güvenliğinden, savunma sanayiinden ve fiyat istikrarından hareket etmek gerekir.

Çünkü millî güvenlik yalnızca sınırda başlamaz.

Ekonomide başlar.

· Enerjide başlar.

· Teknolojide başlar.

· Gıdada başlar.

· Savunma sanayiinde başlar.

Ve milletin kendi geleceğine güvenmesinde tamamlanır.

Asıl mesele, hangi oyunun kurulacağı değil; Türkiye'nin hangi oyunu bozacağıdır

Bugün Suriye'nin güneyinde yaşanan gelişmeleri yalnızca İsrail-Suriye gerilimi şeklinde okumak eksik kalır.

Ortada aynı anda işleyen birkaç denklem vardır:

· Şam'ın egemenlik arayışı.

· İsrail'in güvenlik ve askerî varlık politikası.

· Dürzi toplumunun kendi içindeki farklı siyasi yaklaşımlar.

· Ürdün'ün sınır güvenliği kaygıları.

· Türkiye'nin Suriye'nin toprak bütünlüğüne verdiği önem.

· Ve bütün bunların üzerinde bölgesel güç mücadelesi.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde tek bir senaryo değil, birden fazla senaryonun aynı anda yaşanması mümkündür.

Ø Bir bölgede diplomasi yürürken diğerinde çatışma çıkabilir.

Ø Bir yerde entegrasyon sağlanırken başka bir yerde özerklik talebi yükselebilir.

Ø Bir tarafta ekonomik yeniden yapılanma başlarken, diğer tarafta güvenlik krizi ortaya çıkabilir.

Türkiye'nin başarısı, yalnızca tek bir senaryoya hazırlanmakla değil, bütün bu ihtimallere aynı anda hazırlıklı olmakla ölçülecektir.

Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir:

o Haritalar bir gecede değişebilir.

o Fakat güçlü devletler, haritanın değişmesini beklemez.

o Değişebilecek haritayı önceden okur.

Şam'dan başlayan güvenlik hattı

Türkiye'nin Suriye politikasında asıl mesele artık sadece sınırın ötesindeki terör tehdidi değildir.

Daha büyük mesele şudur:

Suriye'nin geleceğinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek kalıcı bir jeopolitik boşluk oluşacak mı?

Türkiye'nin buna vereceği cevap yalnızca askerî değil; siyasi, ekonomik, diplomatik ve tarihî olacaktır.

Şam'ın güçlü, kapsayıcı ve egemen bir devlet olarak ayağa kalkması Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla da örtüşmektedir.

Bu nedenle Türkiye'nin savunma hattını yalnızca kendi sınır çizgisine hapsetmek doğru değildir.

Güvenlik bazen sınırda başlar; fakat sınırın ötesindeki istikrarla korunur.

Bugün Türkiye'nin önündeki tarihî görev, Suriye'nin parçalanmasına yol açabilecek her türlü gelişmeyi dikkatle takip etmek; Suriye halkının farklı kesimlerinin haklarını koruyan, ancak ülkenin toprak bütünlüğünü de muhafaza eden bir düzenin oluşmasını desteklemektir.

Çünkü mesele yalnızca Şam'ın geleceği değildir.

Ankara'nın güvenliği de Şam'ın geleceğiyle yakından ilişkilidir.

Ve belki bugün söylenmesi gereken en açık iki cümle şudur:

Ø “Türkiye'nin güvenlik hattı yalnızca sınır taşlarından ibaret değildir.

Ø Şam'ın istikrarı, Türkiye'nin güney güvenliğinin stratejik unsurlarından biridir.”

Önümüzdeki dönemde Suriye'de hangi senaryonun gerçekleşeceğini zaman gösterecek.

Fakat Türkiye'nin yapması gereken bellidir:

o Haritaların başkaları tarafından çizilmesini beklememek.

o Diplomasiyi güçlendirmek.

o Ekonomik dayanıklılığı artırmak.

o Savunma kapasitesini korumak.

o Suriye'nin toprak bütünlüğünü desteklemek.

Ve gerektiğinde, kendi millî güvenliğini koruyacak bütün meşru araçları kullanabilecek hazırlıkta olmak.

Çünkü devletler yalnızca bugünün krizlerini yöneterek değil, yarının krizlerini önceden ön görerek güçlü kalırlar.

Şam'ın üzerinde bugün zaman zaman yeniden ağır bulutlar dolaşıyor.

Türkiye'nin tarihi tecrübesi ise bize şunu söylüyor:

Ø Bölgede barış istiyorsan, önce parçalanmanın önüne geçeceksin.

Ø Güvenlik istiyorsan, sınırlarının ötesindeki istikrarsızlığı görmezden gelmeyeceksin.

Ø Gelecek istiyorsan, tarihini unutmayacaksın.

Ve bütün bunların merkezinde tek bir stratejik ilke duruyor:

Güçlü Türkiye, bütünlüğünü koruyan bir Suriye ve istikrarlı bir bölge…

Ankara'nın güvenlik denklemi artık bu üçlüden ayrı düşünülemez.

Allah ecdadımıza layık bir gelecek kurulmasını nasip eylesin, Türkiye ve İslam Beldelerini muhafaza edecek devlet aklı ve kararlı duruşun icrasını kolaylaştırsın…