“ Şu Kitap;kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. “(Bakaraa;2)
“Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.”(Ahzab;72)
“Bu Kur'an, akıl sâhiplerinin, âyetlerini iyice düşünüp anlamaları ve ders almaları için, sana indirdiğimiz saadet kaynağı bir kitabtır." (Sâd,29).
Efendimiz (as):
“Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir. "(Müslim)
“Kuran lehinde veya aleyhinde hüccettir (tapudur). Her nefis yarınını düşünür. Sen nefsini sorgula, seni beraat mı ettirecek (Cennete mi?), yoksa helâk mi ettirecek (Cehenneme mi?) götürecek.” ( En-Nevevi)
Kur’ân-ı Kerîm, İslam dininin temel kaynağı olup Müslümanlar tarafından Allah’ın Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla gönderdiği ilahi kitap olarak kabul edilir. Bu yazımızda Kur’ân’ın tanımı, vahiy süreci, yapısal özellikleri, temel muhtevası, korunmuşluğu ve İslam düşüncesindeki merkezi rolünü basiretli bir bakış açısıyla ele alınacaktır. Kur’ân’ın yalnızca bir ibadet kitabı değil, aynı zamanda ahlaki, hukuki ve bilgi dayanıklı referans metni olduğu ortaya konulmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm, yaklaşık on dört asırdır İslam medeniyetinin inanç, hukuk, ahlak ve düşünce sisteminin temelini oluşturmaktadır. Müslümanlar için Kur’ân, yalnızca okunup tilavet edilen kutsal bir metin değil; hayatı anlamlandıran, bireysel ve toplumsal davranışları yönlendiren ilahi bir rehberdir. Bu yönüyle Kur’ân, hem dini hem de kültürel bir otorite olarak İslam dünyasında merkezi bir konuma sahiptir:
1-Kur’ân Kavramı ve Tanımı
“Kur’ân” kelimesi Arapça karae (قرأ) kökünden türemiş olup “okumak, tilavet etmek, bir araya getirmek” anlamlarına gelir. Terim olarak Kur’ân;
“Güvenilir Ruh (Cebrâil) in, Hazreti Muhammed (s.a.v.) e ,lafzen ve manen vahyedildiği ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu hususta herhangi bir müdahalede bulunamayacağı arapça dili ile indirilen, hıfzedip ezberlediği, ashabına tebliğ ettiği, daha sonra müslümanların, dilleriyle okuyarak, göğüslerinde hıfzederek, mushaflara toplayarak nesilden nesle tevatür yoluyla aktardığı ve Allah ‘ın güvencesi altında olan İlahi bir kitabıdır.”
Diğer semavi kitaplar ve suhuflar; manası Allahtan, lafzı ilgili peygamberin lisanı ile teybin ve tezyin olduğundan,İlahi güvencesi altında olmayan ve tahrif olmaya maruz kalanlardır. Zerkânî, 2001)
2- Kur’ân-ı Kerîm’in Yapısal Özellikleri
Kur’ân-ı Kerîm:
• 114 sure
• 6348 ayet (sayım farklılıklarıyla küçük değişiklikler olabilir)
• 30 cüz ve 60 hizbten oluşur.
Sureler, iniş sırasına göre değil, genel olarak uzunluktan kısaya doğru tertip edilmiştir. Kur’ân’ın dili Arapçadır ve kendine özgü bir anlatım tarzına sahiptir. Bu üslup; hitap, kıssa, teşbih, tekrar ve veciz ifadelerle dikkat çeker. İslam alimleri Kur’ân’ın bu edebi üstünlüğünü i‘câzü’l-Kur’ân (Kur’ân’ın mucizeliği) kavramıyla açıklamıştır.(Bâkıllânî, 1997)
3- Kur’ân’ın Temel Muhtevası
Kur’ân-ı Kerîm’in içeriği sistematik bir konu başlıklandırmasından ziyade bütüncül bir yapı arz eder. Temel konular şunlardır:
3.1- İnanç Esasları
Kur’ân’da tevhid inancı merkezîdir. Allah’ın birliği, sıfatları, ahiret hayatı, melekler, kitaplar ve peygamberlik Kur’ân’ın ana inanç çerçevesini oluşturur.
3.2-İbadetler
Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler Kur’ân’da hem şekil hem de amaç yönüyle ele alınır. İbadetlerin bireyi ahlaki olgunluğa ulaştırması hedeflenir.
3.3-Ahlak ve Değerler
Adalet, doğruluk, sabır, merhamet, emanete riayet ve kul hakkı gibi evrensel ahlaki ilkeler Kur’ân’ın temel mesajları arasındadır.
3.4- Hukuk ve Toplumsal Düzen
Aile hukuku, miras, ticaret, ceza hukuku ve sosyal adaletle ilgili düzenlemeler Kur’ân’da temel ilkeler halinde yer alır. Ayrıntılı hükümler ise sünnet ve fıkıh yoluyla geliştirilmiştir.
3.5- Kıssalar
Kıssaların en önemli amacı insanların ibret alıp hidayete ulaşmalarını sağlamaktır. Bunun yanında kıssalar, İslam dininin ve getirdiği ilkelerin türedi olmadığını ortaya koymakta, Hz. Muhammed'in mesajının önceki peygamberlerin getirdiği mesajın devamı olduğunu ispatlamaktadır.
Önceki peygamberler ve toplumlara dair anlatılar tarihsel bilgi vermekten ziyade ibret ve ahlaki dersler sunmayı amaçlar.
4- Kur’ân’ın Evrenselliği ve Amacı
Kur’ân kendisini “âlemler için bir öğüt” olarak tanımlar (En‘âm,90). Mesajları belirli bir topluma değil, tüm insanlığa yöneliktir. Kur’ân’ın temel amacı:
•İnsanı doğru yola iletmek
•Ahlaki bilinçi kazandırmak
•Dünya ve ahiret dengesini kurmaktır.
Bu yönüyle Kur’ân, normatif bir hukuk metni olmaktan çok ahlaki-ontolojik bir rehber niteliği taşır.
5- Kur’ân-ı Kerîm’in Korunmuşluğu
Kur’ân, indirildiği andan itibaren ezberleme (hıfz) geleneğiyle korunmuştur. Ayrıca Hz. Peygamber döneminde vahiy kâtipleri tarafından yazıya geçirilmiş, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Osman dönemlerinde mushaf haline getirilmiştir.
İslam inancına göre Kur’ân, ilahi koruma altındadır:
“Şüphesiz o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz.”(Hicr, 9)
Öncelikle Kuran’ın Hz. Peygamber (asm) Efendimiz zamanında yazıldığını ifade edelim.
Ayrıca, Hz. Peygamber’in (asm) de yaşadığı dönemde vuku bulan “Bir-i Maune” olayında Kuran’ın bütün vecihlerine, hükümlerine, manalarına hâkim olan, İslami bilgi noktasında da uzman olan muallim sahabilerden, bazı rivayetlere göre 70, bazılarına göre ise 40 Kurra (hafız) sahabenin, İslam düşmanları tarafından hunharca katledilmesi, Efendimiz (as)hayattayken hafız sahabilerin çokluğuyla ilgili en büyük delili teşkil eder.
Bu nedenle hem Efendimiz (as.) hayattayken “Bir-i Maune” hem de ahirete irtihalinden hemen sonra “Yemame” olayında şehit edilen sahabelerin çokluğu, geride kalan sahabeler arasında da ne kadar çok hafız sahabenin bulunduğuyla ilgili bir fikir verebilir.
Peygamberimiz (asm) daha Mekke'de iken sahabilerden Hz. Erkam'ın evinde bizzat Kuran öğretimine başlamıştı. Aynı şekilde hicretten iki yıl önce Birinci Akabe Biatını müteakip Musab bin Umeyr'i, Evs ve Hazreç kabilelerinden Müslüman olanlara Kuran öğretmek üzere Medine'ye göndermişti.
Peygamberimizin (as.)Müslümanlara Kuran öğretmek için indiği yere "Darü'l-kurra" denildiği gibi, hicretten sonra da Peygamberimizin mescidi "Darü'l-Kurra" gibi kullanılmıştı; Mescidin suffesi İslam tarihinde Peygamberimiz (asm) tarafından açılan ve ilk yatılı Kuran kursu idi ve burada yüzlerce öğrenci vardı. Bu sahabilere Suffe Ashabı denirdi ve bizzat Efendimizin (asm) rahlesi ve dizi dibinde yetişiyorlardı.
Suffe Ashabının bir kısmı hafızdı ve hep Kuran'la meşgul olurlardı. Civar kabileler Peygamberimize (as.)gelip İslamı öğretecek hoca istediklerinde Peygamberimiz (asm) hafız olan sahabileri gönderirdi.
Peygamberimiz (as.)sayıları kırkı bulan vahiy katiplerine ve hafızlara özel önem vermiş, sağlığında Kuran-ı Kerimi onlara yazdırmış, İslamı tebliğ için onları görevlendirmiş, üstün zekâ ve kabiliyetleri sebebiyle elçilik ve valilik görevlerine onları getirmiştir
6-KURANIN İNSANLIĞA ALLAH,IN SOFRASI
Allahın, her peygambere ikram-ı İlahi kabilinden ilahi sofralar vermiş, onunla bulunduğu toplumu irşat etmiştir. Bu sofralar peygamberlere kimi zaman kitap halinde, kimi zaman da sayfalar halinde gönderilmiştir.
Yüce Rabbimiz, Hz. Muhammed’e (as.)bir sofra indirdi. Ancak bu sofranın nimetleri sınırsız ve sayısızdı. O sofrada herkese yetecek ve herkesi doyuracak zenginlikte nimet ve hikmet vardı. O sofra, ne sadece peygamber dönemi insanlarına, ne de sadece inananlara idi. O sofra kıyamete kadar gelecek olan herkese idi ve herkesi doyuracak özellik ve güzellikteydi. O sofra, nasiplenenlerin doymayacağı, bitmez tükenmez hazinelere sahip Kur’ân sofrasıydı.
Kur’an, maddi ve manevi organlarımız için bir ziyafet sofrasıdır. Herkes gücü yettiği kadar o sofradan nasibini almalıdır. Mümkün olduğu kadarıyla ezberlediğimiz ayetleri tekrarlamak ve okumak görevimiz olmalıdır.
Sabah akşam onu okumak suretiyle irtibatımızı devam ettirmeliyiz. Rabbimizin bu ziyafet sofrasıyla bize neler ikram ettiğinin farkına varabilmeli, manasını içimize nüfûz ettirip anlayarak okumaya çalışmalıyız.
İkram-ı İlahi olan Kur’an’la bağımızı azami seviyede tutmalıyız.
Çünkü Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyuruyor:
“Doğrusu bu Kur’ân Allah’ın kullarına sunduğu bir ziyafet sofrasıdır. O halde gücünüz yettiğince O’nun ziyafetini kabul ediniz.”
“Her ziyafet sahibi, davetine gelinmesini ister. Allah’ın ziyafeti ise Kur’ân’dır. O halde onu bırakmayın”
Abdullah b. Mes’ud (r.a.) Peygamber’in (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bu Kur’ân Allah’ın ziyafet sofrasıdır. Yiyebildiğiniz kadar onun nimetlerinden yiyiniz. Şüphesiz ki bu Kur’ân, Allah’ın ipi, apaçık bir nur ve faydalı bir şifadır. Kur’ân, kendisine sarılan için koruyucusu, kendisine uyanlar için kurtarıcıdır. Kurân’a uyan, doğru yoldan sapmaz ki kınansın, eğrilmez ki, doğrulsun. Kurân’ın acaiplikleri, harikaları tükenmez. Çok okumakla eskimez. Onu okuyunuz. Çünkü Allah, onu okumanın her harfine on ecir verir. Dikkat edin ‘elif, lâm, mîm’ bir harftir demiyorum. Fakat ‘elif’ tek başına bir harf ve ‘lâm’ bir harf ‘mîm’ de bir harftir.” (Hâkim)
7-VAHİY
Vahiy, Yüce Allah'ın, peygamberleri aracılığı ile insanlığa mesajıdır. Varoluşla başlayan ilahi bir beyandır. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.) ile başlamış ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) ile son bulmuştur.
Vahiy Süreci ve Tarihsel Arka Plan
Kur’ân-ı Kerîm, Miladi 610 yılında Hira Mağarası’nda ilk vahyin gelmesiyle indirilmeye başlanmış ve Hz. Muhammed’in vefatına kadar yaklaşık 23 yıl boyunca peyderpey nazil olmuştur. Bu süreç iki döneme ayrılır:
• Mekke Dönemi: İnanç, tevhid, ahiret ve ahlaki ilkeler ön plandadır.
• Medine Dönemi: Hukuki düzenlemeler, ibadetler ve toplumsal kurallar ağırlıktadır.
Vahyin parça parça indirilmesi, ayetlerin yaşanan olaylara doğrudan cevap vermesini sağlamış ve Kur’ân’ın pratik hayata rehberlik eden yönünü güçlendirmiştir.
Vahiy iki türlüdür.
Vahyi metluv: Tilavet edilen, okunan, yani Allah'tan Hz. Peygamber'e inzal edilen vahiy. Ki bu Kur'an'ın kendisidir. Buna "vahyi celî" (açık, zahir vahiy) adını da verilmiştir.
Vahyi gayri metluv: Tilavet edilmeyen, okunmayan, Hz.Peygamber’e hususi olarak ilkâ edilen vahiydir ki buna vahyi hafî (gizli vahiy) denilmiştir. Mesela kudsî hadis denilen hadislerde ifade edilenler vahyi gayri metlüv cinsinden kabul edilmiştir.
. Hz. Muhammed (a.s.), "Bana Kur'ân ve onun gibi bir misli verildi." demiştir (Ebû Dâvûd,
RAMAZAN-I ŞERİF
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve
hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın
kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır”(Bakara;185)
“Biz onu mübarek bir gecede indirdik.”(Duhan,3)
Bu “mübarek gece”nin Kadir Gecesi olduğu, bu gecenin de Ramazanı şerifde olduğu açıktır.
“Şüphesiz biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik.”
(Kadir Suresi, 97/1)
Bu ifade, Kadir Gecesi’nin vahyin başlangıcı açısından benzersiz olduğunu gösterir.
Peygamber efendimiz (as):”Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapanır ve merede-i şeyâtîn zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5) ,Hadiste geçen "Merede", inatçılar, direnenler, saldırganlar demektir. Bu ifadeyle, şeytanların en azgınları, ipe-sapa gelmezleri, gözü dönmüşleri kastedilmektedir. Evet, bu mübarek ayda, "merede-i şeyâtîn" zincire vurulmaktadır.
Kur’an, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Kadir Gecesi’nden sonra 23 yıl boyunca, ihtiyaçlara göre ayet ayet veya sure sure indirilmiştir.
• Mekke dönemi: 13 yıl
• Medine dönemi: 10 yıl
“Biz Kur’an’ı insanlara dura dura okuyasın diye parça parça indirdik.”(İsrâ, 106)
RAMAZANDA MUKABELE
Mukabele” kelimesinin lügat anlamı “karşılıklı bir iş yapmak” demektir. Mukabele ile kastedilen asıl anlam ise Kur'an-ı Kerim'in karşılıklı okunmasıdır. Kur'an-ı Kerim'in karşılıklı okunması anlamında ilk mukabeleyi vahiy meleği Cebrail ile Peygamber efendimiz (sas) gerçekleştirmiştir.
Mukabele ile kastedilen asıl anlam ise Kur'an-ı Kerim'in karşılıklı okunmasıdır. Her Ramazan ayında vahiy meleği Cebrail ile Peygamber efendimiz Kur'an ayetlerini karşılıklı okumuşlardır. Hz. Cebrail okumuş peygamber efendimiz dinlemiş, Peygamber efendimiz okumuş Cebrail aleyhisselam dinlemiş ve her Ramazan ayı içerisinde gelen bütün ayetler karşılıklı okunarak Kur'an-ı Kerim hatmedilmiştir. Yapılan bu uygulamayla Kur'an-ı Kerim’in karşılıklı hatmedilmesine Mukabele denilmektedir.
KURANI KERİM VE RAMAZAN AYI İLE İLİŞKİSİ
Şunu unutmayalım ki Ramazân-ı Şerîf, her şeyden evvel Kurʼân-ı Kerîm ile şeref bulmuş olan müstesnâ bir aydır. Dolayısıyla bu mübârek ayda hatâ ve kusurlarımızdan arınıp mânen tekâmül edebilmek için, Kurʼân-ı Kerîmʼe daha çok teksif olmalıyız. Kurʼânʼın sadece tilâvetiyle yetinmeyip onun bize tâlim ve telkin ettiği takvâ hassâsiyetini düstur edinmeli, helâl-haram ölçülerine riâyet etmeli, şefkat, merhamet, cömertlik, nezâket ve zarâfet gibi güzel hasletlerle müzeyyen hâle gelmeliyiz. Yine onun yasakladığı gurur-kibir, riyâ, haset, hayâsızlık ve iffetsizlik gibi bütün çirkin hâl ve davranışlardan da titizlikle sakınmalıyız.
RAMAZANDA TERAVİH
Terâvîh namazı Ramazan ayında, yatsı namazından sonra sabah namazı vaktine (fecrin doğuşuna) kadar kılınabilen nâfile namazın ismidir.
Hadisi şeriflerde ramazan gecelerinin ihyası olarak nitelendirilen bu namaza dört rek‘atta bir dinlenme amacıyla biraz araverildiğinden "terâvîh" denmiştir.
Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ashabıyla beraber cemaat hâlinde bu namazı kılmış, onların iştiyakını görünce farz olur endişesiyle cemaatle kılmayı terk ederek yalnız kılmaya devam etmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvih)
Yine Hz. Peygamber, “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan namazını (teravih) kılarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî) buyurarak teravih namazına teşvik etmiştir. Bu bakımdan teravih namazı, erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkededir.
Teravih namazını dört rek'atta bir selâm vererek kılmak caiz ise de iki rek'atta bir selâm vererek kılmak daha faziletlidir. Bu namazın her dört rek'atının sonunda bir miktar oturup dinlenmek müstehaptır. Bu dinlenmelerde tehlîl (lâ ilâhe illallah) ve salavât ile meşgul olunması uygundur.
Peygamber’in (s.a.s.) kıldığı teravih namazlarının kaç rek'at olduğu konusunda, üzerinde ittifak edilen bir rivâyet bulunmamaktadır. Her ne kadar onun vitir dâhil yirmi üç rek'at teravih kıldığı yönünde bazı rivâyetler varsa da (Hz. Âişe’nin, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Ramazan ayındaki gece namazlarıyla ilgili hadisinden ve Hz. Ömer’in teravihin cemaatle kılınmasını başlatmasıyla ilgili haberlerden hareketle bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.
Şunu ifade etmek gerekir ki teravih namazı nâfile bir ibadet olduğundan, farz gibi telakki edilmesi doğru değildir. Bu nedenle, yorgunluk, meşguliyet ve benzeri sebeplerle, teravih namazının evde 8, 10, 12, 14, 16 veya 18 rek'at kılınması hâlinde sünnet yerine getirilmiş olur.
Velhâsıl Kurʼânʼın tefekküründe derinleşmeli, ahkâmıyla âmil olup, ahlâkıyla kemâle ermeye gayret göstermeliyiz.
Kur’ân-ı Kerîm, Senin De Kalbine ve Hayatına İnerse, Şüphesiz ki İnsanların En Hayırlılarından Olursun!
Zira Kurʼân, azîzdir, kerîmdir; indiği her yere kıymet, bereket ve izzet bahşeder. Bu hakîkate binâen, ârif bir zât şöyle demiştir:
“Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil -aleyhisselâm- indirdi, meleklerin en fazîletlisi oldu.
Kur’ân-ı Kerîm, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e indi. O, kendisinden önceki ve sonraki bütün insanların seyyidi oldu.
Kur’ân-ı Kerîm, Ümmet-i Muhammed’e indi. O ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu.
Kur’ân-ı Kerîm, Ramazan ayında indi. O ay, on bir ayın sultanı oldu.
Kur’ân-ı Kerîm, Kadir Gecesi’nde indi. O gece, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı oldu.
Eğer Kur’ân-ı Kerîm, senin de kalbine ve hayatına inerse, şüphesiz ki insanların en hayırlılarından olursun!”
Demek ki bizler de Hak katında kıymet kazanmak istiyorsak, Kurʼân-ı Kerîmʼi âdeta başımıza tâc etmeli, onun istikâmetinde bir hayat yaşayıp yaşatmanın derdinde olmalıyız.
Herkesin mübarek ramazan-ı şerifini kutlar İslam aleminin dirilişine ve rıza-i Bariyenin vesilesine mazhar olmasını diliyorum.