KÜRD DEVLETİNE BEDİÜZZAMAN'IN CEVABI:

Ermeni Bogos Nubar Paşa ile Kürt Şerif Paşa, Paris’te Kürt-Ermeni işbirliği yolunda Ocak 1920’de ortak bir muhtıra yayınlar. Bu muhtırada, "Kürtlerle Ermenilerin kardeş oldukları, her iki milletin de Türkler tarafından zulme uğradıkları belirtilerek, Avrupa Devletlerinin desteğiyle Anadolu’nun doğusunda bağımsız birer Kürdistan ve Ermenistan devletlerinin kurulması" talebi açıkça dile getirilir.

Ermeni Bogos Nubar Paşa ile Kürt Şerif Paşa, Paris’te Kürt-Ermeni işbirliği yolunda Ocak 1920’de ortak bir muhtıra yayınlar. Bu muhtırada, "Kürtlerle Ermenilerin kardeş oldukları, her iki milletin de Türkler tarafından zulme uğradıkları belirtilerek, Avrupa Devletlerinin desteğiyle Anadolu’nun doğusunda bağımsız birer Kürdistan ve Ermenistan devletlerinin kurulması" talebi açıkça dile getirilir.

Buna ilk tepkiyi Bediüzzaman verir ve der ki:

“Dört buçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyenin fedakâr ve cesur hadim ve taraftarları olarak yaşamış ve dinî an’anesine sadakati gaye-i hayat bilmiş olan Kürtler, henüz beş yüz bine karib şühedasının kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teessürle anarken; İslâmiyetin zararına olarak, tarihi ve hayatî düşmanlarıyla i'tilâf akdetmek suretiyle; salâbet-i diniyeleri hilâfına iftirak-cûyane âmal takib edemezler. Binaenaleyh, Kürd vicdan-ı millisinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevatı da tanımazlar."

Güncel siyasi durumu da gözönünde bulundurarak Üstadın yaklaşımını izah edelim:

Bediüzzaman Said Nursi’nin 1920 yılında Bogos Nubar ve Şerif Paşa’nın Paris Barış Konferansı’ndaki girişimlerine verdiği bu cevap, hem o dönemin ruhunu hem de günümüzün Ortadoğu ve Türkiye siyasetindeki temel fay hatlarını anlamak açısından çok kritik bir belgedir.

Bunu üç ana başlık altında analiz edebiliriz:

1. Kimlik Tanımı:

Dini Aidiyet vs. Etnik Ayrılıkçılık

*Bediüzzaman’ın metninde en dikkat çeken vurgu, Kürt kimliğinin "İslam birliğinin fedakar hizmetkarı" olarak tanımlanmasıdır.

O Dönem: Milliyetçilik akımlarının imparatorlukları parçaladığı bir dönemde Nursi, Kürtlerin birincil kimliğinin "Müslümanlık" olduğunu ve bu kimliğin Türklerle "et ve tırnak" gibi kaynaştığını savunur.

Günümüz:

Bugün de bölgedeki siyasi tartışmalarda "İslam kardeşliği" (ümmet bilinci) ile "etnik milliyetçilik" (ulus-devlet ideali) arasındaki gerilim devam etmektedir.

Bediüzzaman’ın bu yaklaşımı, bugün Türkiye’de devletin ve muhafazakar Kürt kesiminin "terör ve ayrılıkçılığa" karşı kullandığı en güçlü entellektüel argümanlardan biri olmaya devam ediyor.

2. "Ortak Acı" ve Tarihsel Hafıza

Metinde geçen "şühedasının kanı kurumadan" ve "şişlere geçirilen yetimler" ifadesi, I. Dünya Savaşı'nda Rus ve Ermeni ilerleyişine karşı bölge halkının verdiği mücadeleye atıf yapar.

Said Nursi Hz, Kürt halkının tarihsel düşman olarak gördüğü (o dönemki şartlarda Ermeni çeteleri) taraflarla masaya oturulmasını, halkın vicdanına ve dökülen kana ihanet olarak niteler.

Günümüzde de dış güçlerin (Batı'nın) bölgeye yönelik dizayn çabaları, yerel halk nezdinde çoğu zaman "tarihsel bir müdahale" ve "yapay bir bölme çabası" olarak algılanabiliyor.

Said Nursi Hz'nin "zevatı tanımazlar" (bu kişileri temsilci kabul etmezler) çıkışı, bugün de halkın tabanındaki irade ile diasporadaki veya siyasi elitlerdeki irade arasındaki kopukluğa bir örnek teşkil eder.

3. Jeopolitik ve "Üçüncü Yol" Meselesi

Şerif Paşa ve Bogos Nubar’ın muhtırası, Anadolu’nun doğusunu ikiye bölmeyi hedefleyen bir Batı projesiydi.. (Sevr'e giden yol).

Bediüzzaman'ın Pozisyonu:

O, ayrılıkçı bir bağımsızlık yerine "Müslümanların ortak birliği (İttihad-ı İslam) içinde hakların korunmasını" savunmuştur. Bu, emperyalizme karşı ortak bir cephe duruşudur.

Günümüz Siyaseti:

Bugün Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki gelişmelerde (PYD/YPG veya IKBY süreçleri), Türkiye’nin "Bölgesel güçlerin oyunu" olarak nitelediği durumlarda, Bediüzzaman’ın bu metni sıkça referans gösterilir. "Dış destekli bir devletleşme" yerine "bölgesel entegrasyon ve kardeşlik" vurgusu, güncel siyasetin de en hararetli tartışma konusudur. Zira AB benzeri bir İslam Birliği, tüm içtimai, iktisadi, siyasi dertlerimizin gerçek çözümüdür.

Özetle:

Bediüzzaman’ın bu çıkışı, Kürtlerin kaderini Türklerin kaderinden ayırmayı "vicdani ve dini bir hata" olarak görür.

Günümüz siyasetinde bu metin; etnik kökeni ne olursa olsun, bölgedeki çözümün "Batılı devletlerin projelerinde değil, tarihsel ve dini bağlarda aranması gerektiği" görüşünü savunanlar için temel bir manifesto niteliğindedir.