SİYO-MASONİK İTTİFAKIN KANLI HANÇERİ: EMANUEL KARASU VE ULU HAKAN’A İHANET

“Tarih, çocuklar uyusun diye anlatılan bir masal değil; erler uyansın, kendine gelsin ve hazırlansın diye tutulan bir aynadır.”

Kıymetli okurlar, bugün sizlere tarihin tozlu sayfalarından değil, bugünkü kuşatmanın şifrelerini barındıran kapkara bir ihanet vesikasından bahsedeceğim. Siyonizm’in, Masonluğun ve içerideki işbirlikçilerin el ele vererek bu ümmetin son kalesi olan Sultan II. Abdülhamid Han’ı nasıl hedef aldıklarını iyi okumak mecburiyetindeyiz.

İspanya, 1492 yılında Katolik Hükümdarlar II. Ferdinand ve I. Isabella tarafından çıkarılan Elhamra Kararnamesi, İspanya'daki yaklaşık 300.000 Yahudi'nin büyük bir kısmının ülkeyi terk etmesine neden olmuştu. Elhamra Kararnamesi, Kastilya ve Leon Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Fernando tarafından 31 Mart 1492'de Elhamra Sarayı'nda imzalanarak ilan edilen ve İspanya'da yaşayan Yahudilerin kovulması kararını, gerekçeleriyle birlikte ifade eden belgedir.

Bu kararnameye göre Yahudi dinine mensup veya biyolojik olarak Yahudi olan herkes İspanya'yı terk edecek; yanına altın, para vb. ziynet eşyası almayacaktır. Kararnamenin muhataplarına ülkeyi terk etmek için 31 Temmuz tarihine kadar süre tanınmış ve bu süre sonunda da ülkeyi terk etmeyenlerin idam edileceği belirtilmiştir. Bu tarihten bir yıl sonra yine II. Fernando'a ait olan Sicilya (1493'te), beş yıl sonra da Portekiz (1497'de) aynı uygulamayı gerçekleştirecektir.

1492 yılında İspanya'dan kovulan (Sefarad) Yahudileri kurtaran Osmanlı padişahı II. Bayezid'dir. Sultan Bayezid, Kemal Reis komutasındaki donanmayı göndererek Yahudileri İspanya'dan tahliye ettirmiş, Osmanlı topraklarına (başta İstanbul, Edirne ve Selanik) yerleşmelerini sağlamış ve onlara vatandaşlık hakları tanımıştır. II. Bayezid'in bu tutumu hem insani bir yardım hem de Osmanlı'nın ihtiyaç duyduğu vasıflı nüfusu (ticaret, zanaat erbabını) ülkeye kazandıran akıllıca bir politika olarak değerlendirilmiştir. Ama kaderin cilvesini bakın ki, Osmanlı’nın el uzattığı ve toprak verdiği bu lanetli millet, zamanla yine fıtratının gereği olarak yılan gibi ısırmaktan vazgeçmemiş; “Merhametten maraz doğar.” ve “Besle kargayı, oysun gözünü.” atasözlerini doğrularcasına, Osmanlı’nın köküne kibrit suyu dökmüştür.

Huzurdan Kovulan Hadsizlik

Takvimler 1898’i gösteriyordu. Yahudi Emanuel Karasu, yanına aldığı heyetle birlikte küstahça bir taleple Hakan-ı Penah’ın huzuruna çıktı: Filistin! Mukaddes toprakları altın karşılığında talep edecek kadar alçalan bu güruh, Sultan’ın o meşhur ve vakur tokadıyla sarsıldı. Ulu Hakan, bu hadsiz talebi işitince Karasu ve çetesini huzurundan şiddetle kovdu.

Ancak Karasu, saraydan çıkarken Yıldız Sarayı Başmabeyincisi Tahsin Paşa’nın kulağına o karanlık zehrini fısıldıyordu: “Buraya bir kez daha geleceğim; lakin bu seferki rolüm şimdikinden çok farklı olacak!”

İhanet Maske Değiştiriyor: "Hürriyet" Türküsüyle Gelen Karanlık

Emanuel Karasu, on yıldan kısa bir sürede suretini değiştirmeyi başarmıştı. Yahudi davasına hizmet eden bir neferden; hürriyet, demokrasi ve eşitlik türküleri söyleyen "ilerici ve aydın" bir figüre dönüşüverdi. Masonluğun Makedonya kolu olan "Resurrected" locasının üstad-ı azamı olan bu Selanikli Siyonist avukat, İttihat ve Terakki’nin gölgesine sızarak meclise kadar girdi.

Ve o meş’um gün geldi çattı... 1909’da Yıldız Sarayı’na hal’ tebliğini getiren heyetin içinde, on yıl önce kovulan o Karasu vardı. Üstelik bu sefer sözcü oydu. Kendisini huzurundan kovan Sultan’dan intikam alırcasına, büyük bir küstahlıkla o meş’um cümleyi kurdu: "Millet seni azletti!"

Selanik’te Bir Yahudi Köşkünde Çile

Ulu Hakan azledildikten sonra, kasıtlı bir tercihle masonik hareketlerin kalesi sayılan Selanik’e sürgün edildi. Kaderin cilvesine bakın ki; ömrü boyunca Yahudi emellerine karşı dimdik duran koca Sultan, Selanik’te Alatini isimli bir Yahudi’ye ait köşkte mecburi ikamete mahkûm edildi.

Bu bir sürgün değil, sistematik bir aşağılama süreciydi:

Koca Sultan’a ve ailesine kaşık, çatal dahi çok görüldü. Tadı bozuk bir pirinç pilavına mahkûm edildiler. Aydınlatma için cılız mumlar reva görüldü; mumlar bittiğinde günlerce karanlıkta bekletildiler.

Uyan Ey Ehli-İman!

Osmanlı hânedanı, yüzyıllar evvel Endülüs’ten kurtarıp himaye ettikleri o topluluğun torunlarından birinin, gün gelip kendi hilafetlerini yıkacağını elbet tahmin edemezdi. Lakin tarih; ihanetin ve ahde vefasızlığın örnekleriyle doludur.

Bugün de aynı oyun, farklı aktörlerle sahnede. Karasuların torunları bugün de "hürriyet" ve "demokrasi" maskeleriyle ümmetin kalelerine saldırıyor. Sultan Abdülhamid Han’ın o derin teessürle kurduğu cümle kulağımızda küpe olmalı: "Ah! Bu millet, kendisini nelerin beklediğini bir bilse..."

Biz biliyoruz ve uyandık! Bu can, bu kalede durdukça siyo-masonik ittifaka geçit yok!

Bu aziz vatanın ve ümmetin muhafazası için Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) bir salat ve selam getir.

Selam ve dua ile.