Kentleşme tarihine baktığımızda, Orta Çağ’ın büyük kentlerinin tek bir merkez etrafında değil, siyasi, dini ve ticari olarak dağılmış çok merkezli bir yapıda şekillendiğini görürüz. Bu organik doku, insan ölçeğine uygun, alçak yoğunluklu bir yaşam modelini işaret ediyordu. İspanya'da Endülüs'ten devralınan Cordoba, Sevilla ve Granada'daki gibi iklime uyumlu, alçak ve dar yapılar, yatay mimarinin erken ve başarılı örneklerindendir.
Türkiye, 21. yüzyılda yalnızca teknolojik veya ekonomik bir dönüşüme değil; aynı zamanda toplumun yaşam kalitesini doğrudan belirleyecek bir şehircilik devrimine ihtiyaç duymaktadır. Bugün karşımızdaki temel tercih şudur:
Gökyüzünü kapatan dikey yaşamlar mı, yoksa toprağa basan, nefes alan, huzurlu yatay şehirler mi?
Bu soruya yanıt ararken, Avrupa’nın özellikle İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerinde başarıyla uygulanan nüfus dağılımı ve mimari anlayış, Türkiye açısından önemli bir referans oluşturmaktadır.
Avrupa Standartları: Nüfusun Doğru Yayılımı ve Bahçeli Ev Kültürü
İngiltere’de nüfusun yaklaşık %80’i, Almanya’da %75’ten fazlası müstakil veya en fazla iki katlı evlerde yaşamaktadır. Bu ülkelerde şehirler, dengeli nüfus dağılımı sayesinde hem ekonomik olarak verimli hem de sosyal olarak huzurlu bir yapıya sahiptir.
Türkiye ise geniş coğrafyasına rağmen nüfusun büyük ölçüde birkaç metropole sıkışması nedeniyle:
· Sosyal stresin arttığı,
· Trafik ve altyapı yükünün büyüdüğü,
· Deprem direncinin zayıfladığı,
· Mahalle kültürünün kaybolduğu bir kentleşme modeli üretmiştir.
Oysa yüzölçümü açısından bu iki ülkeyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin yatay mimari için çok daha elverişli bir yapıya sahip olduğu açıktır.
Türkiye İçin Yatay Mimari Vizyonu: Bir Tecrübe ve Bir Çağrı:
Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanım Murat Kurum,
Ülkemizde yaşayan necip milletimizin daha yaşanır, daha huzurlu ve daha insanî mekanlara kavuşması için sizlere mühim bir tavsiyem var. Bu tavsiye, yurt dışında bizzat yaşadığım 30 yılın tecrübelerini vatanımıza taşıma arzumun bir yansımasıdır. İnanıyorum ki bu kıymetli millet, kendilerine sunacağınız bu büyük şehircilik dönüşümünün karşılığında siyasi iradenizin devamına en az 20 yıl daha güçlü bir destek verecektir. Zira yatay mimari, yalnızca bir konut politikası değil; toplumun günlük huzurunu, aile yapısını ve gelecek umudunu doğrudan etkileyen bir yaşam modelidir.
Yatay Mimari: Bilimsel, Kültürel ve Dini Bir Uygunluk
Şehircilik bilimi, psikoloji ve sosyoloji; hepsi yatay ve düşük yoğunluklu yapılaşmanın insan doğasına en uygun model olduğunu teyid etmektedir.
Aynı şekilde İslam şehircilik geleneği de bu anlayışla birebir örtüşmektedir:
· Avlulu evler,
· Geniş bahçeler,
· Mahalle merkezli yaşam,
· Mahremiyete saygı,
· Komşuluk bağlarının güçlülüğü…
Bunların tamamı hem kültürel olarak hem de dini olarak milletimizin geçmişinde zaten vardır. Bugün yapılması gereken tek şey, bu doğal modeli modern teknolojiyle yeniden hayata geçirmektir.
Coğrafi Gerçek: Türkiye Yatay Mimariye Fazlasıyla Uygun
27 milyon hanenin herbirine 300 m² arsa hediye verilse dahi toplam hibe toprak alanı (8100 km2) yalnızca Türkiye’nin %1’ine denk gelmektedir. Bu alan Muş ili büyüklüğündedir.
Yani sorun “alan yokluğu” değil; mevcut şehirleşme yaklaşımının yanlışlığıdır.
Yatay mimariye geçildiğinde:
· Deprem riski azalacak,
· İnşaat sektörü uzun yıllar canlı kalacak,
· Prefabrik, prekast ve çelik yapılar sektörü büyüyecek,
· Anadolu şehirleri ekonomik olarak yükselecek,
· Büyükşehirlerdeki yoğunluk dengelenecek,
· Aile yapısı güçlenecek,
· Toplum psikolojisi iyileşecektir.
Türkiye’nin Geleceği Bahçeli Evlerde ve Yatay Şehirlerde
Türkiye’nin geleceği gökdelenlerin gölgesinde değil;
insanın merkeze alındığı, bahçeli evlerin, geniş sokakların, mahalle kültürünün ve huzurlu yaşamın hâkim olduğu yatay şehirlerde yatmaktadır.
Bu dönüşüm teknik bir şehir planlama tercihi değil;
yeni bir toplumsal hedef, yeni bir yaşam felsefesi ve yeni bir medeniyet projesidir.
Dr. Ali Kemal Pekkendir
ODTÜ Makina.1982. Birmingham.1999
Londra. 23.11.2025