Dünya, bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmelerin etkisiyle köklü bir dönüşümden geçiyor. Dijitalleşme, yapay zekâ, küresel rekabet ve bilgi ekonomisi artık yalnızca üretim süreçlerini değil, eğitim sistemlerinin doğasını da yeniden şekillendiriyor.
Türkiye’de yükseköğretim sistemi ve bu sisteme bağlı üniversiteler açısından bakıldığında ise bu dönüşüm, yalnızca bir değişimi değil, aynı zamanda yeniden yapılanma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.
Bugün üniversitelerden beklenen şey yalnızca bilgi üretmeleri ya da bu bilgiyi aktarmaları değildir. Aynı zamanda toplumsal sorunlara çözüm üreten, teknoloji geliştiren, girişimcilik ekosistemini besleyen ve uluslararası düzeyde rekabet edebilen yapılar olmaları beklenmektedir. Bu nedenle, “yeni nesil üniversite” kavramı giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Bu alandaki bilimsel çalışmalar akademik dünyaya katkı sunarken, üretilen bilginin toplumun gelişimine doğrudan etki edebilmesi için anlaşılır bir dille topluma aktarılması da büyük önem taşıyor. Bu nedenle, bu yazıda ele alınan değerlendirmeler, bilimsel üretimin toplumsal sorumluluk boyutuna da dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.
Yeni Nesil Üniversite Kavramı Neyi İfade Ediyor?
Yeni nesil üniversiteler, klasik üniversite anlayışının ötesine geçen çok boyutlu yapılardır. Bu kurumlar yalnızca eğitim ve araştırma yapan yapılar değil; aynı zamanda dijitalleşme, disiplinler arası çalışma, sürdürülebilirlik, girişimcilik ve toplumsal etki üretme kapasitesi yüksek merkezlerdir.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren “girişimci üniversite” ve “üçüncü kuşak üniversite” anlayışı gelişmiş ve üniversiteler sanayi ile daha yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Özellikle teknokentler, Ar-Ge merkezleri ve üniversite–sanayi iş birlikleri ve bilginin ticarileştirilmesi, bu dönüşümün temel araçları olmuştur. Bu bağlamda Cambridge Üniversitesi, yeni nesil üniversite anlayışının erken örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
1980’lerden sonra ise küreselleşme ve dijitalleşmenin etkisiyle bu yapı daha da derinleşmiş ve “Üniversite 4.0” yaklaşımı gündeme gelmiştir. Bu yeni modelde üniversiteler yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda bilgiyle değer üreten ve toplumsal sorunların çözümüne ve ekonomik kalkınmaya katkı sunan aktörler hâline gelmiştir.
Yeni nesil üniversitelerden beklenen temel görevler şu şekilde ifade edilebilir:
· Bilgi aktarımının yanı sıra ahlaki ve etik değerleri de önceleyen ve 21. yüzyıl becerilerine sahip bireyler yetiştirmek,
· Yeni ve özgün bilgi üreterek evrensel bilime katkı sağlamak,
· Toplumsal sorunların çözümüne ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmak,
· Teknolojik yenilik ve keşiflere öncülük etmek ve bilginin ticarileştirilmesi kapsamında sanayi iş birliklerini geliştirmek.
· Teknoloji tabanlı, yenilikçi bir iş fikrine dayalı ve kısa sürede hızlı büyüme (ölçeklenebilirlik) hedefleyen girişimlere (start-up) ve büyük bir ana şirketin bünyesinden ayrılıp kendi şirketini kuranlara (spin-off girişimlerine) destek vermek,
· Ulusal ve uluslararası öğrenci ve öğretim üyesi akademik hareketliliğini artırmak ve proje tabanlı küresel iş birlikleri geliştirmek,
· Milli ve manevi değerleri gözeterek kültürel mirası, sanatı ve estetik gelişimi desteklemek.
Türkiye’de Yükseköğretimin Fotoğrafı
Türkiye’de, son 20 yılda yükseköğretim sistemimizde özellikle nicel anlamda önemli bir gelişme yaşamıştır. Üniversite sayısının 209’a ulaşması, akademisyen sayısının 200 bine yaklaşması ve öğrenci sayısının 6,7 milyonu aşması bu büyümenin en somut göstergeleridir.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Bu niceliksel büyüme, niteliksel dönüşümü aynı ölçüde sağlayabilmiş midir?
Bu soruya maalesef evet diyemiyorum. Artan öğrenci sayısı, genişleyen program çeşitliliği ve üniversite sayısındaki yükseliş sistemin erişim kapasitesini artırmış olsa da, yönetilebilirlik, kalite ve verimlilik açısından yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Bu süreçte, Ar-Ge çalışmaları sonucunda üretilen bilginin üniversite, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında geliştirilen iş birlikleri aracılığıyla teknolojiye ve üretime aktarılmasına yönelik önemli ve olumlu gelişmeler olduğunu da ifade etmek isterim. Ancak bu gelişmelerle birlikte sistem içerisinde yeni sorunlar da ortaya çıkmış, yeni bir yapılanmaya ve yeni nesil üniversitelere duyulan ihtiyaç önemli ölçüde hissedilmeye başlanmıştır. (Ayrıntılar için: Yerlikaya, 2025; https://dergipark.org.tr/en/pub/csbad/article/1784626).
Sorun Nerede Yoğunlaşıyor?
Yaşanan bazı sorunlar şunlardır:
· Nicel açıdan hızlı gelişme yönetebilirdik sorununu artırmaktadır (yönetişim ve koordinasyon sorunları).
· Plansız büyümen beraberinde düşük verimliliğe neden olmuş ve öğrenci/kalite dengesi zayıflamıştır.
· İhtiyaç analizi yapılmadan açılan birçok gereksiz bölüm/program neticesinde mezuniyet sonrası istihdam uyumsuzluğu ortaya çıkmıştır.
· Hızlı büyümenin neticesinde denetim ve kalite güvencesi mekanizmaları ile ilgili sorunlar ortaya çıkmıştır (2015 yılında Yükseköğretim kalite Kurulu’nun (YÖKAK) kurulması bu sorunların azaltılması ve çözümü noktasında önemli katkılar vermiştir).
· Eğitim felsefesi ile millî-manevî değerler (toplumsal değerler) arasındaki kopukluğu gidermek için yapılan çalışmalar yetersizdir.
Bu bağlamda, kurumlarda sürdürülebilir bir gelişmenin sağlanabilmesi için kısa ve orta vadede bu tür sorunları çözümü için, yükseköğretim sisteminin güçlü ve zayıf yönlerin belirlenmesi, mevcut fırsatlardan etkin biçimde yararlanılması ve olası tehditlere karşı önleyici tedbirlerin alınması kritik bir önem taşımaktadır.
Bu durum sorunun yalnızca sayısal değil, aynı zamanda yapısal olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla çözüm de yalnızca teknik düzenlemelerle değil, sistemin bütününü yeniden düşünmekle mümkün olabilir.
Nasıl Bir Dönüşüm?
Türkiye yükseköğretim sistemi artık niceliksel genişleme dönemini büyük ölçüde tamamlamıştır. Bundan sonraki aşama, niteliksel dönüşüm ve stratejik yeniden yapılanma aşamasıdır.
Bu noktada “yeni nesil üniversiteler” yaklaşımı kritik bir rol oynayabilir. Öğrenci sayısı 10 veya 15 bini aşmayan küçük/orta ölçekli, daha odaklı, daha esnek ve daha üretken üniversite modelleri; kaliteyi artırma ve uluslararası rekabet gücünü yükseltme açısından önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.
Ayrıca yükseköğretim sisteminin daha bütüncül bir yapıya kavuşturulması için, farklı ülkelerdeki örnekler de dikkate alınarak kurumsal yeniden yapılanma tartışmaları gündeme alınmalıdır. Bu çerçevede, Almanya, Güney Kore ve Fransa gibi ülkelerde olduğu gibi, Yükseköğretim Bakanlığı modeli (YÖB), koordinasyon, kaynak yönetimi ve politika bütünlüğü açısından yeni bir perspektif sunabilir. Ancak burada temel ilke şudur: Kurumsal yapı ne olursa olsun, asıl belirleyici olan yönetişim kalitesidir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık ilkeleri sağlanmadan hiçbir model tek başına başarı üretemez.
Son Söz
Türkiye yükseköğretimi bugün önemli bir dönüm noktasındadır. Bir yanda büyüyen bir sistem, diğer yanda bu büyümeyi niteliksel değere dönüştürme zorunluluğu vardır.
Artık soru şudur: Sadece büyüyen bir yükseköğretim sistemi mi, yoksa değer üreten bir yükseköğretim ekosistemi mi?
Cevap nettir: Türkiye Yüzyılı’nda Yükseköğretim alanı da dâhil her alanda ihtiyaç duyulan şey, nicelik değil niteliktir. Yükseköğretim alanındaki bu niteliği artırmak, ancak tüm paydaşlarla, ortak akılla ve istişareyle sistemi yeniden tasarlamakla mümkün olabilir.
İletişim:
e-posta: zyerlikaya@kastamonu.edu.tr veya y.zekeriya@gmail.com