Aradan geçen yıllar içinde S-400 yalnızca bir füze savunma sistemi olmaktan çıktı; NATO'nun güvenlik mimarisini, ABD-Türkiye ilişkilerini, Rusya'nın bölgesel nüfuzunu ve Avrupa'nın savunma dengelerini etkileyen çok katmanlı bir jeopolitik dosyaya dönüştü.
Bugün uluslararası basında yeniden aynı soru soruluyor:
Ankara yeni bir sayfa mı açıyor?
Son haftalarda Wall Street Journal, Reuters ve diğer uluslararası yayın organlarında yer alan haberler; Ankara ile Washington arasında S-400 krizinin çözümüne yönelik yeni diplomatik temasların sürdüğünü öne sürüyor. Resmî makamlar bu iddiaları doğrulamasa da kulislerde konuşulan senaryoların artması bile dosyanın yeniden hareketlendiğini gösteriyor.
Ancak asıl mesele S-400 değildir.
Asıl mesele, Türkiye'nin değişen dünya düzeninde kendisini hangi güvenlik ekseninde konumlandıracağıdır.
S-400 Krizi Nasıl Bu Noktaya Geldi?
Türkiye uzun yıllar boyunca Patriot hava savunma sistemini satın almak istedi. Ankara, özellikle balistik füze tehdidinin arttığı dönemde ABD ile müzakereler yürüttü. Ancak teknoloji paylaşımı, ortak üretim ve fiyat konularında anlaşma sağlanamadı.
Bunun üzerine Türkiye, 2017 yılında Rusya ile yaklaşık 2,5 milyar dolar değerinde S-400 anlaşmasını imzaladı.
Washington bu kararı NATO açısından ciddi bir güvenlik riski olarak değerlendirdi.
ABD'nin temel argümanı şuydu:
Rus yapımı radar sistemlerinin F-35 savaş uçaklarının elektronik izlerini analiz edebilme ihtimali, NATO'nun en gelişmiş hava platformlarından birinin güvenliğini tehlikeye atabilir.
Türkiye ise farklı bir tez savundu.
Ankara'ya göre S-400 sistemi NATO ağına bağlanmayacak, tamamen bağımsız çalışacak ve herhangi bir bilgi paylaşımı gerçekleşmeyecekti.
İşte iki taraf arasındaki görüş ayrılığı bugün hâlâ çözülebilmiş değildir.
Washington'ın Bakışı
Reuters'ın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberlerde ABD yönetiminin son dönemde Türkiye ile savunma ilişkilerini yeniden geliştirmeye daha istekli olduğu görülüyor.
F-16 satış sürecinin ilerlemesi, savunma sanayi alanındaki temasların artması ve iki ülke arasında üst düzey görüşmelerin yoğunlaşması bunun göstergeleri arasında sayılıyor.
Ancak ABD Kongresi içerisinde Türkiye konusunda görüş birliği bulunmuyor.
Özellikle CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 programına dönüş konusunda Kongre'deki bazı üyeler hâlâ ciddi çekinceler taşıyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan bu konuda Trump ile bire bir görüşmesi neticesinde Trump Türkiye'ye F-35 verilmesi konusunda bir karar vereceklerini belirtirken, Erdoğan 5 uçağın sözünü aldıklarını ifade etti. CAATSA yaptırımlarının kalkacağına dair de sinyaller verildi.
Moskova'nın Sessiz Hesabı
Bu anlaşma, Soğuk Savaş sonrası ilk kez bir NATO ülkesinin Rus yapımı stratejik hava savunma sistemi satın alması anlamına geliyordu.
Bu nedenle Kremlin'in konuya yalnızca ekonomik değil, siyasi prestij açısından da baktığı değerlendiriliyor.
Carnegie Europe uzmanlarına göre Türkiye ile Rusya arasındaki ilişki artık klasik müttefiklik veya klasik rekabet tanımlarıyla açıklanamıyor.
İki ülke Suriye'de rakip olabiliyor.
Karadeniz'de farklı pozisyonlar alabiliyor.
Ancak enerji, doğal gaz, turizm, tahıl koridoru ve savunma alanlarında iş birliğini sürdürebiliyor.
NATO Neden Bu Dosyayı Yakından İzliyor?
Londra merkezli RUSI ve Chatham House analizlerinde dikkat çekilen ortak nokta şudur:
Türkiye, NATO'nun güney kanadındaki en kritik askeri güçlerden biridir.
Karadeniz'in güvenliği...
Doğu Akdeniz...
Orta Doğu...
Kafkasya...
Balkanlar...
Bu geniş coğrafyada Türkiye'nin rolü hiçbir NATO ülkesi tarafından göz ardı edilemiyor.
Özellikle Rusya-Ukrayna savaşından sonra Türkiye'nin stratejik önemi daha da arttı.
İsveç'in üyelik süreci...
Karadeniz Tahıl Koridoru...
Esir değişimleri...
Montrö Sözleşmesi'nin uygulanması...
Bütün bu başlıklarda Ankara'nın oynadığı rol, Batılı başkentlerde dikkatle takip ediliyor.
Masadaki Dört Senaryo
Uluslararası analizler bugün dört temel ihtimal üzerinde yoğunlaşıyor.
İlk ihtimal mevcut durumun korunmasıdır.
Yani S-400 sistemleri Türkiye'de kalır.
Yaptırımlar devam etse bile Türkiye kendi projelerini öne alarak yoluna devam eder.
İkinci ihtimal sistemlerin aktif kullanılmaması veya depoda tutulmasıdır.
Bu formül zaman zaman diplomatik çevrelerde dile getirilse de bugüne kadar resmiyet kazanmadı.
Üçüncü senaryo son günlerde en fazla konuşulan başlık.
Sistemlerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi.
Bazı uluslararası medya kuruluşları Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin isimlerini gündeme getirse de bu konuda doğrulanmış resmî bir açıklama bulunmuyor.
Üstelik böyle bir adımın Rusya'nın onayı olmadan gerçekleşmesi hukuki açıdan da oldukça tartışmalı olduğundan Rusya ile görüşmeler devam etmekte olduğunu anlıyoruz.
Dördüncü ve en kapsamlı senaryo ise Ankara ile Washington arasında geniş kapsamlı yeni bir savunma mutabakatı yapılmasıdır.
Bu durumda yalnızca S-400 değil;
F-35,
F-16,
Eurofighter,
hava savunma sistemleri,
savunma sanayi ortaklıkları
ve NATO içindeki yeni iş birliği modelleri aynı paketin parçaları hâline gelebilir.
Türkiye'nin Stratejik Denge Politikası
CSIS uzmanlarının dikkat çektiği en önemli nokta ise Türkiye'nin son yıllarda uyguladığı çok yönlü dış politika anlayışıdır.
Ankara artık yalnızca Batı veya yalnızca Doğu ekseninde hareket etmiyor.
ABD ile NATO müttefikliğini sürdürüyor.
Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerini koruyor.
Rusya ile enerji ve ticaret ortaklığını devam ettiriyor.
Türk Devletleri Teşkilatı'nı güçlendiriyor.
Aynı zamanda Körfez ülkeleriyle yeni güvenlik ortaklıkları kuruyor.
Bu nedenle S-400 dosyası aslında Türkiye'nin çok kutuplu dış politika modelinin en görünür sembolü hâline gelmiş durumda.
Yeni Dünya Düzeninde Türkiye
Günümüz uluslararası sistemi artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi iki kutuplu değil.
ABD ile Çin arasındaki rekabet...
Rusya'nın güvenlik politikaları...
Avrupa'nın savunma arayışları...
Orta Doğu'daki yeni ittifaklar...
Bütün bunlar orta ölçekli güçlere daha fazla diplomatik hareket alanı oluşturuyor.
Türkiye de bu ülkeler arasında en dikkat çeken örneklerden biri olarak görülüyor.
Ancak genişleyen hareket alanı aynı zamanda daha karmaşık kararlar anlamına geliyor.
Ankara'nın vereceği her karar artık yalnızca Washington'u veya Moskova'yı değil;
Brüksel'i, Berlin'i, Londra'yı, Kiev'i, Bakü'yü, ve hatta Pekin'i bile yakından ilgilendiriyor.
S-400 dosyası, teknik bir savunma sistemi tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Türkiye'nin savunma sanayindeki gelişmeleri dikkate alındığında kendi güvenliğini koruyacak düzeyde ve her geçen gün gelişmeler tüm hızı ile devam etmekte.
Bugün konuşulan konu yalnızca bir füze sistemi değildir.
Konuşulan;
Türkiye'nin NATO içindeki geleceği,
Rusya ile stratejik ilişkilerinin yönü,
ABD ile yeniden güven inşa edilip edilemeyeceği,
Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği
ve yeni dünya düzeninde Ankara'nın hangi rolü üstleneceğidir.
Önümüzdeki aylarda hangi senaryonun gerçekleşeceği henüz bilinmiyor.
Ancak görünen gerçek şudur:
S-400 meselesi çözüldüğünde yalnızca bir savunma krizi sona ermeyecek; Türkiye'nin önümüzdeki on yılına yön verecek yeni bir jeopolitik sayfa da açılmış olacak.
Kaynaklar: Reuters, BBC News, The Wall Street Journal, Chatham House, Center for Strategic and International Studies (CSIS), Carnegie Europe, Royal United Services Institute (RUSI), NATO açıklamaları, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı.
Florya Gazetesi Haber Merkezi