Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz alanlarına ilişkin attığı son adımlar, Yunanistan’da yeni bir strateji tartışmasını beraberinde getirdi. Atina’nın diplomatik temasları sınırlandırma, Türkiye’yi Avrupa Birliği gündeminde sıkıştırma ve Girit’in güneyinde karasularını 12 deniz miline çıkarma seçeneklerini değerlendirdiği öne sürülüyor. Ancak Ankara açısından mesele yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik rekabetten ibaret değil; Ege’de deniz ulaşımı, deniz yetki alanları, enerji güvenliği ve Türkiye’nin açık denizlere erişimi gibi stratejik başlıkları doğrudan ilgilendiriyor.
Ankara neden deniz milli parkları ilan etti?
Türkiye, Ağustos 2026'da Fethiye-Kaş açıkları ile Kuzey Ege'deki belirli deniz alanlarını Deniz Milli Parkı ilan etti. Ankara açısından söz konusu düzenlemeler çevrenin korunması ve deniz ekosistemlerinin yönetimi çerçevesinde değerlendiriliyor.
Ancak konu, Ege ve Doğu Akdeniz'deki mevcut deniz yetki alanları anlaşmazlıklarından bağımsız değil. Yunanistan, Türkiye'nin ilan ettiği bazı alanların kendi kıta sahanlığı ve deniz yetki alanı iddialarıyla kesiştiğini savunurken, Ankara ise Yunanistan'ın deniz alanlarında tek taraflı tasarruflarda bulunmasına uzun süredir karşı çıkıyor.
Burada dikkat çekici nokta, Türkiye'nin hamlesinin Atina'nın 2025 yılında Ege ve İyon Denizi'nde deniz milli parkları oluşturma girişimlerinden sonra gelmiş olmasıdır. Ankara o dönemde de Ege ve Doğu Akdeniz gibi kapalı veya yarı kapalı denizlerde tek taraflı uygulamalardan kaçınılması gerektiği mesajını vermişti.
Dolayısıyla Ankara'nın son adımı, Yunanistan'ın deniz çevresine ilişkin uygulamalarına verilen stratejik ve hukuki bir karşılık olarak da okunuyor.
Türkiye açısından asıl mesele: Deniz yetki alanları
Türkiye'nin bakış açısından Ege ve Doğu Akdeniz'deki temel sorun, yalnızca karasularının genişliği değil.
Adalar, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, enerji kaynakları ve deniz ulaşımının serbestliği birbirine bağlı başlıklar oluşturuyor.
Ankara, Yunanistan'ın Ege'deki bazı adaları esas alarak Türkiye'nin deniz alanlarını daraltacak bir yaklaşım benimsemesine karşı çıkıyor. Türkiye'nin temel argümanı, Ege'nin kendine özgü coğrafi yapısının ve iki ülkenin karşılıklı kıyılarının dikkate alınması gerektiği yönünde.
Bu nedenle Ankara açısından konu, yalnızca hukuki bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda Türkiye'nin denizlere açılımını ve ekonomik-stratejik hareket alanını doğrudan ilgilendiren bir güvenlik meselesi olarak görülüyor.
12 mil neden Türkiye açısından kritik?
Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline çıkarma ihtimali, Türkiye açısından en hassas başlıklardan biri.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 8 Haziran 1995'te Yunanistan'ın Ege'de karasularını tek taraflı olarak 12 mile çıkarmasını savaş nedeni sayacağını ilan etmişti. Bu karar, Türk-Yunan ilişkilerinde “casus belli” olarak bilinen politikanın temelini oluşturdu.
Ankara'nın itirazının temelinde Ege'nin coğrafi yapısı bulunuyor. Türkiye açısından 12 millik uygulamanın Ege'de uluslararası deniz alanlarını ciddi ölçüde daraltacağı ve Türk deniz ulaşımının hareket alanını kısıtlayabileceği düşünülüyor.
Türk kaynaklarında yapılan bazı hesaplamalara göre Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarması halinde Yunanistan'ın egemenlik alanı Ege'nin yaklaşık yüzde 72'sine ulaşabilecek. Bu nedenle Ankara, konuyu doğrudan ulusal güvenlik ve deniz ulaşımı açısından değerlendiriyor.
Girit'in güneyinde 12 mil farklı mı?
Atina'nın gündeme getirdiği seçeneğin Girit'in güneyi olması ayrıca dikkat çekiyor.
Yunanistan'ın Girit'in güneyindeki karasularını genişletmesi, Ege'deki 12 mil tartışmasından coğrafi olarak farklı bir alanı ilgilendiriyor. Ancak Ankara açısından mesele, Yunanistan'ın tek taraflı karasuyu genişletmesinin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları tartışmasıyla birleşmesi nedeniyle önem taşıyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis daha önce ülkesinin karasularını genişletme planlarını sürdürdüğünü açıklamıştı. Reuters da Ocak 2026'da Atina'nın Ege'yi de kapsayabilecek yeni genişleme planlarını duyurduğunu bildirmişti.
Bu nedenle Girit'in güneyinde atılacak bir adım, Ankara tarafından yalnızca Girit çevresindeki teknik bir düzenleme olarak değil, Yunanistan'ın deniz yetki alanlarını kademeli biçimde genişletme stratejisinin parçası olarak değerlendirilebilir.
AB kartı Ankara açısından ne ifade ediyor?
Atina'nın Türkiye'yi Avrupa Birliği platformlarında sıkıştırma ihtimali de Ankara açısından önemli.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların AB-Türkiye ilişkilerine taşınması halinde Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize serbestisi ve Türkiye'nin Avrupa savunma ve enerji projelerine katılımı gibi başlıklar doğrudan etkilenebilir.
Bu durum Türkiye açısından, ikili bir Ege anlaşmazlığının daha geniş bir Türkiye-AB siyasi pazarlığına dönüştürülmesi riskini beraberinde getiriyor.
Ankara'nın muhtemel yaklaşımı ise Ege ve Doğu Akdeniz'deki sorunların doğrudan iki ülke arasındaki diplomatik kanallarda ele alınması ve üçüncü tarafların siyasi baskı unsuru haline getirilmemesi olacaktır.
Enerji ve Doğu Akdeniz boyutu
Türkiye açısından Doğu Akdeniz'in önemi yalnızca deniz sınırlarıyla sınırlı değil.
Bölgedeki doğal gaz kaynakları, enerji nakil hatları, elektrik bağlantıları ve denizaltı kabloları da deniz yetki alanlarıyla doğrudan bağlantılı.
Türkiye, özellikle Kıbrıs çevresindeki enerji faaliyetlerinde KKTC'nin haklarının göz ardı edilmesine karşı çıkıyor. Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki enerji bağlantısı projeleri de bu nedenle Ankara tarafından yakından takip ediliyor.
Bu çerçevede Türkiye'nin deniz parkları ve diğer deniz düzenlemeleri, çevre politikası boyutunun yanında Doğu Akdeniz'deki stratejik varlığını görünür kılan bir araç olarak da değerlendiriliyor.
Ankara'nın elindeki en önemli koz: Dengeli caydırıcılık
Türkiye açısından önümüzdeki dönemde temel mesele, caydırıcılık ile diplomatik diyaloğun birlikte yürütülmesi olacak.
Son yıllarda Ankara ve Atina arasında doğrudan temasların artırılması, Ege'deki tansiyonun belirli ölçüde düşmesini sağlamıştı. Ancak deniz parkları, enerji projeleri, deniz yetki alanları ve 12 mil tartışması bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu yeniden gösteriyor.
Türkiye açısından en güçlü strateji, sahadaki denizcilik ve savunma kapasitesini korurken diplomatik kanalları açık tutmak olabilir.
Çünkü Ege'de kalıcı bir çözüm, yalnızca askeri güç dengesiyle değil; uluslararası hukuk, karşılıklı anlaşmalar, kıyıların coğrafi özellikleri ve iki ülkenin güvenlik kaygılarının birlikte değerlendirilmesiyle mümkün olabilir.
Ege'de yeni bir satranç tahtası
Yunanistan'ın Girit'in güneyinde 12 mil seçeneğini yeniden gündeme getirmesi, Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme.
Ancak Ankara'nın son deniz milli parkı hamleleri de tek başına değerlendirilemez. Türkiye'nin yaklaşımı; Ege'de deniz ulaşımının serbestliği, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği, KKTC'nin hakları ve Türkiye'nin deniz yetki alanlarının korunması hedefleriyle birlikte okunmalıdır.
Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici unsur, Atina'nın 12 mil konusunda fiili bir adım atıp atmayacağı ve Ankara'nın buna nasıl karşılık vereceği olacak.
Kaynaklar: Reuters, Le Monde, Anadolu Ajansı, Kathimerini, Türkiye ve Yunanistan'ın ilgili resmi açıklamaları.
Florya Gazetesi Haber Merkezi





