ON DAKİKA: Beykoz'da 2016'da vefat eden eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un otopsisinde "şüpheli ölüm" tespiti ve Alihan Kuriş'in de arasında olduğu şüpheliler hakkında "adam öldürme" suçundan başlatılan soruşturma tamamlandı.

FETHİ KABİR YAPILDI

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümlerin

Karar doğrultusunda, Başsavcıvekili, cumhuriyet savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumu uzmanları ve olay yeri inceleme ekipleri 19 Ağustos'ta Denizolgun'un kabrine gelmişti.

Görevlilerce açılan mezardan Denizolgun'un cesedine ait parçalar alınıp, incelenmek üzere nakil aracıyla Adli Tıp Kurumuna götürülmüş, mezardan çıkarılan örnekler işlemlerin ardından yeniden kabre konulmuştu.

Arif Ahmet DenizolgunArif Ahmet Denizolgun

7 KİŞİ HAKKINDA İDDİANAME

  • Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma tamamlandı.

Denizolgun'un özel doktoru, 3 ATK görevlisi ile 4 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi.

Şüpheliler hakkında resmi belgede sahtecilik ve delilleri yok etme suçlamaları yöneltildi. Özel doktoru hakkında ayrıca yalan tanıklık soruşturması yürütüldü. Doktorun, olay günü 155'i kendisinin aramadığını ve olay yerinde bulunmadığını söylediği, ancak bu beyanların gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığı belirtildi.

HİLMİ TUNA KURİŞ VE ANNESİNE DE DAVA AÇILDI

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Denizolgun'un ölümünün ardından muhafaza altına alınan ancak daha sonra izine ulaşılamayan cep telefonuna ilişkin Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ile oğlu Hilmi Tuna Kuriş hakkında da dava açtı.

TELEFONU KAYIP

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016’da ölümünün ardından olay yerinden alınan cep telefonu önce parmak izi incelemesine gönderildi, ardından tereke dosyasına devredildi.*

Mahkeme kararıyla Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslimine karar verilen tereke eşyaları, avukatı tarafından Hilmi Tuna Kuriş’in yönlendirmesiyle eve bırakıldı.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, mesaj, fotoğraf ve notların ölüm soruşturması açısından delil niteliği taşıyabileceğini belirterek anne ve oğlu hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan kamu davası açtı.

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasına ilişkin yürütülen soruşturmada yıllar sonra dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Denizolgun’un ölümünün ardından muhafaza altına alınan ancak daha sonra izine ulaşılamayan cep telefonuna ilişkin Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ile oğlu Hilmi Tuna Kuriş hakkında dava açtı.

Başsavcılık, iki sanığın “Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme” suçundan TCK 281/1 kapsamında cezalandırılmasını talep etti.

Hilmi Tuna KurişHilmi Tuna Kuriş

İddianameye göre Denizolgun’un ölümünün ardından olay yerinden alınan cep telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapıldı. Telefon daha sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6477 sayılı soruşturma dosyasına gönderildi.

Ardından tereke işlemleri kapsamında İstanbul Anadolu 13. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilen telefonun da aralarında bulunduğu eşyaların, 4 Mayıs 2017 tarihli kararla Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslim edilmesine karar verildi.

AVUKAT: “ÇUVALI HİLMİ TUNA KURİŞ’İN YÖNLENDİRMESİYLE EVE GÖTÜRDÜM”

İddianamede tanık olarak ifadesine başvurulan avukat Abdurrahim Çelik’in anlatımı da dosyanın önemli delilleri arasında yer aldı.

Çelik, tereke eşyalarını çuval içerisinde teslim aldığını, içindeki eşyalara bakmadığını, ancak eşya listesinin bulunduğunu anlattı.

Burhanettin Duran'dan Mescid-i Nebevi açıklaması: Kabul edilemez bir hadsizliktir
Burhanettin Duran'dan Mescid-i Nebevi açıklaması: Kabul edilemez bir hadsizliktir
İçeriği Görüntüle

Tanık, daha sonra Hilmi Tuna Kuriş ile görüştüğünü ve onun yönlendirmesi üzerine çuvalı Kısıklı’daki eve götürerek burada çalışan bir kişiye teslim ettiğini beyan etti.

Telefonun akıbeti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen başka bir soruşturma kapsamında Hilmi Tuna Kuriş’in ikametinde yapılan aramayla yeniden gündeme geldi.

Denizolgun’a ait telefonun arama tutanaklarında yer almaması üzerine cihazın IMEI bilgileri ve fotoğrafları Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderildi.

  • 30 Eylül 2026 tarihli tutanakta ise eski bakana ait telefonun ele geçirilemediği kayda geçirildi.

SAVCILIK: HİLMİ TUNA KURİŞ TELEFONU ALDIĞINI KABUL ETTİ

İddianamede, mahkeme kararı ve teslim tutanakları birlikte değerlendirilerek telefonun önce Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslimine karar verildiği, vekil tarafından tereke eşyalarıyla birlikte teslim alındığı ve Hilmi Tuna Kuriş’in yönlendirmesi üzerine Kısıklı’daki eve götürüldüğü belirtildi.

Savcılığın değerlendirmesine göre Hilmi Tuna Kuriş, telefonu kendisinin aldığını beyan etti. Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ise tereke eşyalarıyla kendisinin ilgilenmediğini savundu. Başsavcılık buna rağmen, kendisine teslim edilen telefonun muhafazasından sorumlu olduğu değerlendirmesinde bulundu.

“MESAJLAR, FOTOĞRAFLAR VE NOTLAR ÖNEMLİ DELİL OLABİLİRDİ”

İddianamenin en dikkat çekici bölümlerinden biri telefonun içeriğine ilişkin değerlendirme oldu. Başsavcılık, Denizolgun’un telefonunda olay sonrasında herhangi bir teknik ve bilirkişi incelemesi yapılmadığını belirtti.

Savcılık; telefondaki olası mesaj içerikleri, fotoğraflar ve notların, Denizolgun’un ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmanın aydınlatılması bakımından önemli delil niteliği taşıyabileceğini vurguladı.

“DENİZOLGUN’UN TELEFONU YOK EDİLDİ”

Dosyadaki mahkeme kararları, teslim ve arama tutanakları, tanık anlatımı ile şüpheli savunmalarını birlikte değerlendiren Başsavcılık, teslim alınmasına rağmen telefonun yok edildiği sonucuna vardı.

İddianamede, kasten öldürme suçundan yürütülen soruşturma bakımından delil niteliği taşıyan telefonun yok edilmesinin TCK 281/1’de düzenlenen “Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme” suçunu oluşturduğuna dair kamu davası açmaya yeterli şüphenin oluştuğu kaydedildi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2 Ekim 2026 tarihli iddianamesiyle Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ve Hilmi Tuna Kuriş’in yargılanarak cezalandırılmaları talep edildi.

ce maktulün gerçek ölüm sebebinin tespitine ilişkin yeniden inceleme yapılabilmesi amacıyla fethi kabir kararı alındığı belirtilmişti.