CIA ve MOSSAD sahaya indi

04 Temmuz 2024 Perşembe 05:45
CIA ve MOSSAD sahaya indi

Her şey, önce Suriye devlet başkanı Beşar Esed’in “Suriye, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesine, bu sürecin egemenliğine saygı ve Suriye devletinin egemenliğini tüm ülke toprakları üzerinde yeniden tesis etme arzusuna dayanması halinde olumlu yaklaşmaktadır” demesiyle başladı.

İran’ın kendisine tuzak kurduğunu anlayan ve Putin’in de konjonktürden kaynaklanan gelişmeler nedeniyle Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi yönündeki telkinleri, Esed’i bu açıklamaya itti elbette.

Bu ifadeler, Türkiye’nin kırmızıçizgilerine uyulacağını ve Suriye’nin kuzeyinde Erdoğan’ın tabiriyle bir ‘Teröristan’ kurulmasına müsaade edilmeyeceğini açıkça gösterdiği için Türkiye’de de kısa süre içerisinde yansıma buldu.

Konuya bu bağlamda devam etmeden önce yukarıda dikkat çektiğim ‘İran-Suriye’ gerginliğinin bir dedikodudan ibaret olmadığını hassaten vurgulamak isterim zira aşağıya aldığım haber, Suriye yönetimine yakın kaynakların dünkü açıklamasından...

Haber aynen şöyle:

Esed rejimi ve İran arasında gerginlik:

İran istihbaratı, Suriye Devlet Başkanlığı Sarayı’na baskın düzenledi. Çok sayıda üst düzey Suriye askerini kaçırdı.

️Esed'in özel danışmanı ve medya sorumlusu Luna Şibil'in aracına zırhlı araçla çarparak suikast düzenlendi. Durumu ağır.

Kudüs Gücü istihbaratı, bu olaydan bir hafta önce Luna Şibil’in kardeşi Tuğgeneral Mulhem Şibil’i tutuklamıştı.

Bu, gerçekten çok ilginç ve önemli haberi not edip, bundan sonraki gelişmeleri bu hadise ışığında değerlendirmek gerekir.

Konuya devam etmeden önce 9 Ocak 2023 tarihinde Diriliş Postası gazetesi için kaleme aldığım bir yazıdan kısa bir alıntı yapmak istiyorum.

‘Zaman ayarlı tuzak’ başlıklı yazının ilgili bölümü şöyle…

“Gelişmeler öyle gösteriyor ki, yakın gelecekte, Erdoğan, Putin ve Esed bir araya gelecek.

Putin’in özel isteği ile başlayan ve daha önce alt seviyede gerçekleşen müzakereler, bakanlar arası görüşme aşamasına vardı. (…)

Amerika, bu gelişmelere şiddetle karşı…

Onlar, sorunun çözülmeden öylece kalmasını ve kaosun sürmesini istiyorlar doğal olarak zira Suriye’deki çözümsüzlük, ‘kara gücü’ olarak kullandıkları YPG (PKK)’nın ayakta durmasını sağlayacak yegâne vasat…

YPG’nin, varlığını güçlenerek sürdürmesinin Türkiye için ciddi bir tehdit ve tehlike olduğu açık. Bu nedenle Türkiye’nin görüşmelere olumlu yaklaşması hayli anlaşılır bir mahiyet arz ediyor.

Erdoğan’ın Esed’le görüşmesi, Esed’in 500.000 masumun katili olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.

Tıpkı Biden’le görüşmesinin, Amerika’nın milyonlarca insanın katili olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi…

Erdoğan, Biden’le hangi mülahaza ile görüşüyorsa ve bu ne kadar normalse, Esed’le de aynı mülahazalarla görüşmesi en az o kadar normaldir elbette.”

Evet, bundan bir buçuk yıl önce öngördüğümüz hadise gerçekleşmek üzere…

Nitekim Esed’in yazının başında naklettiğimiz açıklamasının ardından Sayın Cumhurbaşkanı da benzer mahiyette bir demeç verdi.

“Suriye ile ilişkileri geliştirmek için geçmişte nasıl birlikte hareket ettiysek aynı şekilde yine ederiz Suriye halkı bizim kardeş halk olarak yaşadığımız bir topluluktur. Suriye ile ilişkilerimizi nasıl canlı tuttuysak biliyorsunuz Sayın Esad ile bu görüşmeleri yaptık yarın yine görüşebiliriz. Suriye'nin içişlerine karışmak gibi bir amacımız yok.”

Erdoğan’ın yaptığı bu açıklama Esed’in kaygılarını gidermeye yönelik bir teminat olmakla birlikte bu husustaki işbirliğine verilen önemi de gösteriyordu.

İşte yazının başında kullandığımız ‘her şey’ bu gelişmelerden sonra başladı.

Yukarıda bir yazıma atıfta bulunmamın sebebi de bu ‘her şeyin’ içinde ne yazık ki…

Orada da öngördüğümüz gibi böyle bir gelişme ABD’yi (ve doğal olarak İsrail’i) ciddi şekilde rahatsız edecek ve bunu durdurabilmek için her yola başvuracaklardı.

Nitekim öyle de oldu.

Önce Kayseri’de müessif hadiseler cereyan etti.

CIA ve MOSSAD hesabına çalışan işbirlikçi bindirilmiş kıtalar kamyonlarla olay yerine taşınarak koas ortamı husule getirildi.

Ardından Suriye’de, Amerika’nın; ‘kara ordumuz’ dediği tetikçi uşaklar devreye girdi ve Türk bayrağı indirilerek Türkiye-Suriye ilişkilerinin başlamadan bitmesine yönelik provokasyonlar yapıldı.

CIA ve MOSSAD’ın alenen sahaya indiğini görmeyecek kadar gözleri kör olmuş nadanlar, halkın samimi duygularını istismardan başka bir yollarının olmadığını gayet iyi biliyorlar.

Türkiye’nin bu ve buna benzer hadiseler dışında hiçbir şekilde durdurulamayacağını da bildikleri için, kendilerini deşifre etme pahasına yanan fitne ateşini harladılar.

Görünen o ki, en azından şimdilik hadiseler kontrol altında.

Lakin bu, bundan sonra da benzeri fitne operasyonlarının yapılmayacağı anlamına gelmiyor elbette.

PKK’lıları ve ulusalcıları/Kemalistleri aynı amaç doğrultusunda bir araya getiren bu fitne odağını asla ve asla hafife alamayız!

Bu yüzden olabildiğince uyanık, olabildiğince müteyakkız olmamız gerekiyor.

Önümüze konacak hiçbir gerekçenin, devletin yetki ve egemenlik alanına girmemizi tecviz etmediğini herkese hatırlatmamız gerekiyor.

Bu nedenle hadiselere ‘milliyetçilik’ kaygısıyla dâhil olanlara şöyle bir hatırlatmada bulunmak isterim.

1980 darbesi öncesinde (yanılmıyorsam 1978’di), MHP terör hadiselerinin bir takım fitne odakları tarafından üretildiğini fark etmiş ve tüm teşkilatlarına şu sloganı sürekli olarak kullanmalarını emretmişti…

“Vur diyen hain, kışkırtıcı ajandır!..”

Evet, hiç şüphesiz ki, bu gün de ‘vur diye hain, kışkırtıcı ajandır!’

Mehmet Acet / Haber7

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner60

banner63