İran’ın devlet seçimi

09 Temmuz 2024 Salı 06:30
İran’ın devlet seçimi

İran’da yapılan seçimler ikinci turda reformcu aday Mesut Pezeşkiyan’ın kazanmasıyla sonuçlandı. Katılım oranının % 49,8’de kaldığı bu turda Pezeşkiyan oyların % 53,7’sini aldı; muhafazakar aday Celili ise oyların 44,4’ünü alabildi.

Seçim sürecinde ve sonrasında yaşanan olayların her biri dikkate değerdi. Bir kere seçim yapılma nedeni, önceki Cumhurbaşkanı Reisi’nin yanında Dışişleri Bakanı ve diğer yetkililerin de olduğu bir heyetle birlikte helikopter kazasında hayatını kaybetmesiydi. İran alışılmışın dışında bu kazayla ilgili dış güçleri çok mübalağalı bir üslup ile suçlamadı, tehdit etmedi. Anayasa gereği, hemen seçim kararı alındı. Anayasayı Koruyucular Konseyi 80 adaydan altı (6) kişinin adaylığına izin verdi. Adaylığı onaylanmayanlar arasında eski meclis başkanı Ali Laricani (Ilımlı muhataplar), eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a (muhafazakar, radikal, öngörülemez) ve reformcuların adaylarından İshak Cihangiri’yi saymak gerekir. M. Pezeşkiyan reformcu adaylar arasında en düşük profilli olanı idi. Ayrıca dini lider Hamaney ile çatışmalı değildi, konuşmalarında Nehc’ül Belağa’dan sık alıntılar yaparak devlet ideolojisi ile yakınlığını gösteren bir liderdi.

Seçilmesinin akabinde bizim ülkemizi ilgilendiren iki yönü çok konuşuldu. Bir vahidin iki yüzü olan bu husus Türk veya Kürt asıllı oluşuyla ilgili videolar konuşmalar. “Anam da babam da Türk, Türklüğümle iftihar ediyor ediyorum” demesi; Tebriz’de bir program sırasında kendisi hakkında ifade edilenler; Azerbaycan kaynaklı videolarda “İran'ın Dördüncü Türk Prezidenti olup” ifadeleri; Mahabad’ta yapmış olduğu belagatlı ve heyecanlı Kürtçe konuşma basında ve sosyal medyada mebzul miktarda dolaşıma girdi.

Eğer bir İskandinav Ülkesinde olsaydı, seçime katılım oranını önemsemez geçerdik. Ancak bir helikopter kazası sonrası cumhurbaşkanının hayatını kaybetmesi nedeniyle olağanüstü koşullarda yapılan seçime katılım oranının bu denli düşük olması, bize İran toplumunun demokratik süreçlerin işlemesinden büyük beklentisi olmadığını göstermektedir. Gerek iç gerekse dış kamuoyu geçmişteki seçim manipülasyonlarını tüm açıklığıyla bilmekte ancak farklı nedenlerle bir suçlama veya propaganda konusu yapmamaktadır. Bu seçimde de benzeri manipülasyonların adayların onaylanması aşamasında başladığını görmekteyiz.

Bugünkü modern İran’ı Pehlevi ailesi kurmuş ise de İran gücü asırlar boyunca gerek kendi adıyla gerekse başka sistemler içinde var olmayı başarmış nevi şahsına münhasır bir güçtür. 1972- 1979 arası Kayhan Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı Amir Taheri’nin “The Persian Night” kitabının başında epik bir dille anlattığı Pers ülkesinin Müslümanlar tarafından yıkılmasından sonra eski Mecusi harabelerinin etrafına geceleri giderek sessizce tapınan insanların kendi inançlarını yaşama içgüdüsü ve enerjisi çok etkileyicidir. Keza Şiiliğin dini merkezlerinde On iki yapraklı Lotüs Çiçeği üzerine yazılmış On iki imam isimleri bu kültürün derin bağlar kurmada ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Bu güçlü kültürün üzerine oturan kurumlar ve teamüller devlet sistematiği başka devletlere inisiye ederek yaşamasını bilmiştir. Hatta Büyük Selçuklu dönemi Fars kültürünün gelişiminde bir inkitaı önlemiştir değerlendirmesi bile vardır.

Nitekim bugünkü İran gücü bazı isimler daha çok öne çıksa da bir kurumlar ve uzun vadeli beka stratejileri şeklinde tecessüm etmektedir. İşte bu güç bu dönemde Mesud Pezeşkiyan’ın Cumhurbaşkanı seçimini başından itibaren fark yaratan mütevazı dokunuşlarla kolaylaştırmış ve nihayetinde onaylamış bulunmaktadır. Bu onaylamanın arka planında ve Hamaney’in kutlama mesajında ifade edildiği gibi gelecek vizyonunda ne vardır?

Öncelikle iç yapıda İran ciddi toplumsal tepkilerle karşılaşmıştır. Bu tepkileri güçlü devlet yapısıyla aşmayı bilmiştir. Ancak, İran devlet aklı sonsuza kadar sadece güç ile bir gücü yaşatamayacağını çok iyi bilmektedir. Özellikle son yıllarda kadınlar üzerinden ortaya çıkan ciddi olaylar, Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrası kamuya açık alanlarda kadınların devlet görevlileri ve kollara karşı tepkilerini artırmaları, vb gelişmeler özgürlükler konusunda bir adım atılmasının zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. İkinci olarak da özellikle Azerbaycan ile yaşanan son yıllardaki krizler İran’daki Türk asıllı nüfusun içinde hareketlendirme yaratabilecek mahiyette görülmüştür. Vakıa İran’daki Türk nüfusla ilgili ABD’nin karıştırma çabaları, hatta bizim taraftan da bazı tezler ileri sürülmektedir. Ancak, bilinmesi gerekir ki İran’daki Türk asıllı olanlar için Mezhep ve kültür daha ön plandadır. Bunu hiçbir yargı konusu yapmaksızın bir tespit olarak ifade ediyorum. Bu nedenle hariçten gelebilecek bu tehditlerin İran açısından çok büyük bir kıymeti harbiyesi yoktu. Ancak, Azerbaycan ile yaşanan sorunlar ciddi etki yapabilir. Zira Azerbaycan ile İran’daki Türk nüfus aynı mezhep ve kültür birlikteliği içindedirler.

Dolayısıyla İran Devleti bu konuda da bir adım atma ihtiyacı hissetmiş olmalıdır. Mesud Pezeşkiyan’ın İran toplumundaki formatta etnik kökenine ilişkin bu tür video haberlerin daha da yaygınlaşacağını öngörüyorum. Buna Mahsa Amini’nin etnik olarak Kürt olmasını da ilave edebiliriz. Meseleye İran gücü ve Mesud Pezeşkiyan açısından baktığımızda ise Türklük, Kürtlük kendi başına zati değeri yoktur. Ana değer İran Devletinin yaşamasıdır.

Bu seçim sonuçlarının yeni dönemin başlamasına ilişkin bir işaret fişeği olduğuna da değinelim. Doktor Bilgehan Alagöz’ün (TRT Haber Sitesindeki röportajını önemle zikretmeliyim. Bir diğer belirtmek istediğim yazı ise Fehim Taştekin’in Gazete Duvar yazısıdır) yetkinlikle ifade ettiği gibi önümüzdeki dönem Türk Cumhuriyetleri ile biraz daha ilişkilerini geliştirmek isteyecektir. Kaldı ki bu sahaya biz “Türk Cumhuriyetleri sahası” Olivier Roy gibi uzmanlar “Fars kültür havzası” demektedirler, yani İran’ın uzak olduğu bir bölge değildir. Aynı vahidin diğer yüzünden bakarsak İran hem kendi içindeki hem de Irak, Suriye içindeki Kürt bölgelerinde daha fazla etkin olmaya çalışacaktır. Bu yeni açılımın hedeflediği sonuçlar arasında ilk önce İran’ın içindeki sorunlara ve Azerbaycan ile yaşadığı krizlerden dolayı oluşması muhtemel milliyetçilik sorununa daha bir geniş alan açarak tolere etmek istemesi; İran ile Rusya ve Çin arasındaki ittifak sisteminde biraz daha elini güçlendirmeyi hedeflemesi; ABD ambargosundan dolayı Batı ve Dünyanın birçok ülkesiyle ticaret yapamamasından dolayı Orta Asya’ya doğru güvenli ticaret yol ve sahaları yaratma; vb hususları sayabiliriz.

Bu seçimin İran’ın devlet politikası açısından kıyaslanamayacak kadar küçük bir eşik olduğunu tekrar vurgulayarak daha geniş bir perspektifi de paylaşmak isterim. Mesud Pezeşkiyan üzerinden özellikle özgürlükler , kadınlar ve reform hareketini kullanarak Batı kampı ve diğer dünya ülkeleri ile de ilişkiler geliştirme ve İran üzerindeki baskıyı zayıflatma hedeflenmektedir. Şu anda var olan Çin ve Rusya ittifakı bazı yönlerden İran açısından yeterli olmamaktadır. Bu bağlamda kısaca değinmek gerekirse Rusya’nın savaşlar nedeniyle yeni bir dünya kurma kapasitesinin zayıflaması Çin’in ise kendi ekonomik ve siyasi önceliklerinin her zaman birinci sırada tutulması İran'ın bugünkü ve yarınlardaki ihtiyaç ve beklentilerine cevap vermemektedir. Bu ittifakı da koruyarak yeni imkanlara erişim sağlamak vizyonu görülebilmektedir.

Nihayetinde İran Devleti bu şekilde seçimini yapmış görünmektedir. Güçlü reformcuları eleyerek mevcut düzenini korumak istemiş, Ahmedinejad gibi radikal ve hissi ve öngörülemez olanları eleyerek de maceraya girmek istemediğini ihsas etmiştir. İmparatorluk ürünü toplumun Mesud Pezeşkiyan gibi bir tercihle biraz daha kenetlenmesini hedeflemiştir. Elbette ki, çizdiğimiz bu resimde plan ve kontrol dışı toplumun ve siyasetin kendi dinamikleri de vardır. Bunları yadsıyor değiliz. Vakıa toplumun kendi dinamikleriyle de olsa ortaya çıkan bu sonucun yine tabi ki devlet kontrolünde (!) benzer etkiler yaratması da muhtemeldir.

Bu yeni durum Türkiye için neler getirir sorusuna şimdilik kısa bir cevap ile yetinelim. İran Gücü ile Türkiye arasında “İradi Dostluk ve Barış”ın hüküm sürmesi her iki gücün de varlık ve bekası açısından elzemdir. Bu hüküm cümlesi bölgede stratejik açıdan rakip olan iki büyük gücün arasındaki ilişkilerin ve sabitelerin hepsini içermektedir. Orta Asya erişimimizin İran tarafından da kesilmiş olması, Türki Cumhuriyetler havzasındaki etkinliği; Ortadoğu’da İran’ın stratejik bir rakip olması ve son zamanlarda Irak, Suriye gibi ülkelerde güçlenmiş olması; Ortadoğu’nun Okyanus çeperine de proxy güçleriyle müdahale edebilmesi; ekonomik bir partner olarak son derece kapalı bir ekonomi olması; Türkiye ile ayrı küresel ittifak sistemin de yer alması; vb. hususlar göz ardı edilemeyecek konulardır. Buna bir de Francopan’ın ifade ettiği ”Yaptığını söylemeyen İngilizler ile söylediğini yapmayan İranlılar arasında müzakereler nasıl olacaktı?” sorusunun gerçeklik ifade ettiğini hatırlatalım. Ancak, bütün bunların barış ve ortak ticaret ve yaşam müzakerelerinin zorlukları olduğunu, iradi dostluk ve barışın ise her iki ülke için mutlak zorunluluk oluşturduğunu tekrar edelim.

Bu iradi dostluk ve barış için yeni dönemi fırsat bilip iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirecek bütün opsiyonları değerlendirelim. Unutmayalım ki, her ülkenin her toplumun dikkate alınması gereken sorunları, krizleri, kaygıları, vb vardır. Bu tarz zor süreçleri yönetmek ise en fazla bireysel ve ortak sorumluluk duyan, en fazla gelişme ve inşa kabiliyeti olan güçlere düşer.

Mehmet Ali BAL
Haber7

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner60

banner63