Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin dış politika gündemine ve uluslararası gelişmelere dair merak edilen başlıkları TRT Haber’e verdiği özel röportajda değerlendirdi.
2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini belirten Bakan Fidan, yeni yılın ilk günlerinde ortaya çıkan küresel krizlerin, 2026'nın çok daha hareketli bir dönem olacağını gösterdiğini vurguladı.
"2026’YA KRİZLERİN GÖLGESİNDE GİRİYORUZ"
Yeni yılın hemen başında Yemen, Somaliland, İran, Venezuela ve Grönland krizlerinin peş peşe patlak verdiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüşmesi olduğunu ifade etti.
Fidan, "Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti." değerlendirmesinde bulundu.
FİLİSTİN VE ATEŞKES SÜRECİ: İKİNCİ AŞAMAYA GEÇECEĞİZ
Bakan Fidan, 2025 yılında Türkiye'nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirtti. Özellikle Gazze'deki duruma dikkat çeken Fidan, şunları kaydetti:
"Filistin meselesi bizim için fevkalade önemli. Oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de devletimizin stratejik zihninde kanayan bir yaraydı. Bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık. 2025 yılında atılan önemli diplomatik hamlelerle nihayetinde, ağır aksak da olsa, bir ateşkese ulaşıldı. Şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışacağız."

BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VİZYONU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "adil ve kalıcı barış" ilkesi çerçevesinde hareket ettiklerini hatırlatan Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar'daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.
Fidan, bölgesel konuların yanı sıra Türkiye'nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu belirtti. Ayrıca Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti.
"TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA OLAĞANÜSTÜ BİR PERFORMANS SERGİLEDİ"
Küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini belirten Bakan Fidan, şunları kaydetti:
"Afrika'nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik'teki birtakım konular. Bunların hepsi gerçekten gündemimizdeydi öncelik sırasına göre. Çok şükür, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Bunun hani ölçülebilir rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanı vardır; Hangi alanlarda menfaatinizi ileri götürürsünüz, hangi alanlarda sıkıntıları bertaraf edersiniz? Bu fevkalade önemli. Hiç yaptırıma uğramamışsınız, var olan yaptırımları kaldırıyorsunuz, enerji anlaşmaları yapıyorsunuz, ihracatınızı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, bağlantı yolları açıyorsunuz, kapalı petrol boru hatları işlemeye başlıyor. Dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz.
"2025 FEVKALADE İYİ BİR YIL OLDU"
Dış politika ortamı gerçekten bazılarının "vahşi" diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik; işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Onun için 2025 yılındaki dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme, minimum zarar görüp kendi gündemimizi maksimum şekilde ilerletme konusunda çok şükür fevkalade iyi bir yıl oldu bizim açımızdan. Ama dünya için, dünyanın geneli için, bölge için inanılmaz sıkıntılar, problemler de var.

"PARAMETRELER KENDİLİĞİNDEN DEĞİŞTİ"
İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana muzaffer devleti olan Amerika Birleşik Devletleri ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen bir uluslararası sistemden esas itibariyle söz ediyorduk. Daha sonra bu kurallar başka ülkeler, başka aktörler, başka menfaatler tarafından da evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump’ın iktidara gelmesiyle beraber Trump dedi ki; "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika’nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim." Şimdi bunu dediği andan itibaren başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik’teki klasik müttefikleri olmak üzere birçok müttefiki için konu başka bir renk kazanmaya başladı ve dünyanın, Amerika’nın etki ettiği, etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.
"BİRÇOK ÜLKE ARTIK OTOMATİK PİLOT MODUNDAN ÇIKMAK ZORUNDA"
Ani değişimi görüp analiz edip bir politika belirlemek gerekiyordu. Bizim 2025’te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026’da da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde otomatik pilota bağlı değil. Amerika’nın mevcut sistemden çekiliyor olmasıyla birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda. Kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda. Bu giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geliyor.
"BELİRSİZLİĞİN ARTTIĞI BİR DÖNEMDEYİZ"
Kısaca şunu söylemek istiyorum; artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da tarihsel rolü tam da bu noktada daha da belirgin hale geliyor. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması; bütün bunların hepsi aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütmeniz gereken bir çaba ve kesintisiz bir çaba.

"DEVE KUŞU GİBİ BAŞINI TOPRAĞA GÖMMENİN BİR ANLAMI YOK"
İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke
geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim
demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de
"Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı"
deseydim. Ama örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele
etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş
görevlerimizde aldığımız dersler var, bildiğimiz konular var. Maalesef
SDG, PKK’nın bir uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor;
Güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir
şey yapma şansı yok kendiliğinden... Ya bir güç görecek ya da güç
kullanma tehdidi görecek.
Diplomasiyi propaganda amaçlı, dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı
kullanıyorlar. Her iki taraf da 'Ben de şunu vereyim, sen de şunu ver'
çizgisi yok. Bunun bir yere gitmeyeceğini artık görmeleri lazım.
Yapacağınız şey bölgenin sahici insanlarıyla, sahici çözümler içerisinde
kalmak. 'Diyalogdan yanayız' deyip gerçekte tam tersini yapan, sadece
güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes
görüyor. Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok.
"HALEP'TE PARALEL YAPI ORTADAN KALKACAK"
Biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar. SDG'ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep'ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep'te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır.
Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika'nın istediği bir resim var; bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail "böl, parçala, yönet" taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG'nin bunu bırakması lazım artık. Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa... Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın.
"DİYALOG YOLUYLA OLMASI GEREKEN YERE GELSİNLER"
Bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa ki adada da Öcalan'ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım. Çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları lazım artık. Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler.

"YÜZYILLIK DERİN UYKUSUNDAN BU COĞRAFYA ARTIK UYANDI"
Suriye'nin yakın tarihinden devraldığı sorunları var. Temel sorun, bu
sorunlara dışardan başka bir aklın etki etme çabası. Yemen'deki,
Sudan'daki ve Suriye'deki konulara yakından baktığınız zaman; aynı
örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların bölgesel strateji
üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu konuda bölge ülkeleriyle
hemfikiriz. Herkes bu resmin farkında. İslam dünyası uyandı. Bölgesel
sorunların bölgesel ülkeler tarafından sahiplenilmesi politikası artık
makes bulmaya başladı.
Sayın Trump’ın ortaya koyduğu dış politika çizgisi bizim de
perspektifimizle örtüşüyor. Amerika’nın konuyu bölge ülkelerine
bırakarak bir şey yapması bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Bölge
ülkelerinin olgunluk seviyesi bir noktaya ulaşmış durumda. Sorunları
çözmeye yönelik ortak iradelerin çıkacağına inanıyorum. Bölgede
istikrarın, refahın, huzurun baş göstermesi mümkün ama yolun çok
başındayız.
"ANLAŞMAYA UYUYORMUŞ GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞAN BİR İSRAİL VAR"
(Gazze barış planı) Bu noktada koordinasyonu yapan bizle beraber
Amerika’nın açıklamasını açıkçası bekliyoruz. Nihai çalışmalar devam
ediyor, işte görüş alışverişleri var, belli mekanizmalar var. Bu
mekanizmaların oluşturulması, hangi ülkeler yer alacak, nasıl olacak,
nasıl çalışacak, çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferdeyiz. En
son Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump ile bu konuda görüşmesi oldu. Yaptığı
görüşmede Gazze’deki ikinci aşamayı, Suriye’yi ve diğer konuları da
detaylı olarak görüşmüştü. Miami toplantısında da gördük, ondan sonra da
yaptığımız toplantılarda da ifade ettik. ikinci aşamaya geçişin belli
şartları var. O şartların biz esas itibarıyla Filistin’e bakan, Gazze’ye
bakan, Hamas’a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz ama İsrail
sürekli farklı şartları, farklı talepleri gündeme getirerek konuyu başka
bir noktada tutmaya çalışıyor.
Aslında orijinal amacından vazgeçmiş değil, uluslararası kamuoyunun
baskısından dolayı bu anlaşmaya uyuyormuş gibi göstererek gitmeye
çalışan bir İsrail var. Müttefiklerimizle beraber haklı olduğumuz
evrensel insan haklarının, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep
ettiği konuları inşallah hayata geçirmede yılmadan mücadele edeceğiz.
Önümüzdeki günlerde bu deklarasyon yapılır. Gazze’yi yönetecek
komitenin netleşmesi için bir iki konu var. Gazze’nin yönetimi
Filistinlilerden oluşacak bir teknik komiteye devredilecek. Asıl kritik
konu istikrar gücünün hayata geçmesi. Gazze’nin yeniden imar planı var.
Önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve çektikleri
sefaletten bir an önce kurtulmaları. Cumhurbaşkanımız barınma
konularında gerçekten çok hassas. Oradaki kardeşlerimizin barınma sorunu
yaşıyor olması, soğuğa tabi olmaları bizi gerçekten çok üzüyor. Şimdi
onu izole etmek için neler yapılabilir? Türkiye olarak çadırlar
gönderiyoruz, girişlerde problem söz konusu bir de çadırlar her zaman
için etkili olmayabiliyor. Orada belki konteynerlerin kullanılması daha
iyi olur. Bizim de depremlerden kalma konteynerlerimiz var.
"TÜRKİYE ÜZERİNE NE GÖREV DÜŞÜYORSA YAPMAYA HAZIR"
Cumhurbaşkanımızın iradesi şu yönde; Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır. Bu bir irade. Bunun hangi alanda nasıl hayata geçeceği meselesi diğer ortaklarımızla beraber daha önce mutabık kalınmış kararlarla beraber yapılacak hususlar var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin onayının veya koordinasyonunun alınması şartını getiriyor. Sınırdaş iki ülke Gazze’ye biliyorsunuz biri Mısır, biri İsrail. Bunlarla ilgili bir şeye ihtiyaç var. Amerika’nın Türkiye’nin oradaki gerekliliği üzerinde bir anlayışı var, bu konuda bir talebi var. İsrail’in şimdilik deklare ettiği buna bir karşı duruşu var. Bu nereye evrilecek, nasıl olacak bunu göreceğiz. Ama dediğim gibi biz insani yardım, yeniden yapılanma dahil olmak üzere barış gücü de dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazırız ama şu anda netleşmiş değil. Temaslar, görüşmeler, bu noktadaki koordinasyon toplantıları devam ediyor.

"İSRAİL'DEKİ FANATİK TAVIRLAR BİZİ ETKİLEMİYOR"
(Türkiye'yi hedef alan İsrailli siyasiler) Bu istisna olmaktan çıkıp
bir günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda İsrail politikasında.
Özellikle hükümette yer alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek için
kendilerini meşhur yapmak için, çünkü biz onlara cevap verip onlarla
aynı şekilde laf atarsak onların birdenbire takipçileri artacak, ‘Ben
Erdoğan’la savaşıyorum, ben Fidan’la savaşıyorum’ gibi şeylere
girecekler. Çünkü onlar da azınlık partilerine mensup işte ciddi
görevleri olmayan bakanlar. Bunlar koalisyon hükümetlerinin hani
pozisyon verilsin diye verdikleri bakanlar. Şimdi isimlerini bile
söylemeye gerek yok. Burada hangi düzeyde devlet yönetiminde ciddiye
alınacak düzeyde birileri bir şey söylediği zaman onlara tabii ki cevap
veriyoruz. O bizim politik tavrımız. Ama İsrail’de ortaya konan fanatik
tavırların, Cumhurbaşkanımızla ilgili, hükümetimizle ilgili, bizimle
ilgili tavırları bizi etkilemiyor.
İstediğin kadar sosyal medyayla yönlendir, sene de yüz tane film çek;
insan vicdanı, insan aklı, insan idraki fıtratı gereği bir noktadan
sonra isyan ediyor. 'Yok daha o kadar da değil kardeşim' diyor. Bu
yalanı sen on yıllardır devam ettirerekten orada bir yalan imparatorluğu
kurmuşsun, dünyada bir illüzyon oluşturmuşsun Siyonizm adına ve bu
illüzyon üzerinden orada şunu yap, burada bunu yap. Amerika'yı da belli
çok sofistike yollarla Amerikan siyasetini kendine bağlayarak bölge
ülkelerini veya seninle ilgili diğer ülkeleri kontrol altına almaya
çalışmışsın Amerika üzerinden. Bugüne kadar gelmiş. Trump diye bir
başkan çıkmış demiş ki: Ben bu illüzyonu tanımıyorum kardeşim, benim
nereden menfaatim var, burada bir menfaatim var buna bakacağım, orada
bir menfaatim var ona bakacağım.' Böyle durumda.
"EŞKİYAVARİ POLİTİKA İLERLETME DÖNEMİ BİTTİ"
Erdoğan diye bir lider çıkmış bu topraklardan yüzyıldır beklediğimiz ve ortaya yumruğunu masaya vurmuş ve demiş ki: 'Kardeşim artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun. Onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkıyavari insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir. Benimle beraber bu dönem bitmiştir' bunu ilan etmiştir Cumhurbaşkanımız. O mütevazı duruşu aslında dünyaya verdiği fevkalade büyük bir mesajdır.
"GÜVENLİĞE DAYALI BİR PLATFORM KURARAK GÜNDEMİMİZİ İLERLETMEMİZ GEREKİYOR"
Arap dünyasının kendi içinde bir yapısal durumu var. Arap Ligi'nin
içinde bir Körfez grubu var. Körfez grubu Arap dünyasında oldukça
etkili. Burada Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi
çok etkili ülkeler var. Ben bu ülkelerin ellerindeki imkanları bir araya
gelerek kullandıkları zaman ne kadar hayırlı işler üretebileceklerini
birçok alanda gördüm. Özellikle Filistin Temas Grubu'nda bu ülkelerin
bir araya gelmesi birçok şeyi üretiyor. Ben yeni dönemde de artık
aramızdaki kırgınlıkları, problemleri bir kenara bırakarak kendi
aramızda güvenliğe dayalı bir platform kurarak gündemimizi ilerletmemiz
gerekiyor. Artık bölgemiz dışarıdan kurtarıcı bekleme dönemini
kapatmalı. Suudi Arabistan'la Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki
gerilimin bir an önce sonlanması fevkalade önemli. Bu iki değerli
ülkenin bir araya gelip sorunları çözmede iş birliği yapması gerekli.
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi çok büyük bölge ülkelerinin
nitelikli iş birliği yapması fevkalade önemli. Arap dünyasındaki
sorunların, klasik sorunların bir an önce çözülüp, Araplarla ilgili o
genel kabul edilmiş çözümsüzlük ve umutsuzluk algılarının da ortadan
kalkması gerekiyor. Ben bunun için gerekli olan bütün imkânların ve
şartların mevcut olduğuna inanıyorum; çok da gerçekçi değerlendirmelere
ve analizlere dayanarak. Burada biraz liderliğe, biraz vizyona, biraz
iyi niyete ihtiyaç var ve biraz da idealizme ihtiyaç var açıkçası.
"DEVAM EDEN GÖRÜŞMELERİMİZ VAR"
(Rusya-Ukrayna savaşı) Bu konuda mesaimizi çok alan bir konu; sayısız
toplantılar, görüşmeler var, online toplantılar var, yüz yüze görüşmeler
var. En son işte biliyorsunuz Paris'te birkaç gün önce liderler zirvesi
vardı. Cumhurbaşkanımızı temsilen toplantıya iştirak etme durumumuz da
oldu. Orada da öncesinde askeri heyetler toplandı, diplomatlar toplandı,
ulusal güvenlik danışmanları toplandı ve sürekli devam eden bir süreç
var. Bizim taraflarla liderler düzeyinde, bizim düzeyimizde devam eden
görüşmelerimiz var.
Burada bir, iki tane temel sorun var. Birisi toprakla alakalı bir konu;
Donetsk'in yüzde 23'lük Ruslar tarafından şu anda kontrolü alınmamış
bir yeri var. Ruslar kendi referandum ve deklarasyonlarıyla buranın
kendilerine ait olduğunu söylüyorlar. Ukraynalılar da tabiatıyla
diyorlar ki: 'Burası bizim toprağımız, biz bunu vermeyiz.' Şimdi bu
sorunun bir çözülmesi gerekiyor. Bunun çevresinde olan birçok konu
vardı. Bugünkü aslında yapılan Paris'teki tartışmalar da onu gösterdi;
yapılacak olan bir anlaşma sadece Ukrayna ile Rusya arasında olacak bir
anlaşma değil, aynı zamanda Avrupa ile Rusya arasındaki bir barış
anlaşması olacak. Onunla ilgili çok madde var; alt belgeler, kağıtlar
var. Avrupa güvenliği nasıl olacak, bununla ilgili birtakım konular var.
Ukrayna'nın güvenlik garantileri başlığı altında aslında Rusya'nın
tekrar saldırması durumunda ne olacak konuları var. Bu konuda Avrupa'da
Rusya ile barışını yapmak için Amerika'nın orada garantörlüğüne ihtiyaç
duyuyor. Amerikalılar da belli bir noktaya kadar bunu garanti
edebileceklerini söylüyorlar, belli noktalarda çekincelerini koyuyorlar
ama büyük oranda istekleri karşılıyorlar; yeter ki ateşkes olsun.
"ATEŞKESLE İLGİLİ ÜÇ TANE HUSUS VAR"
Geldiğimiz noktada ateşkes olması durumunda bu ateşkesle ilgili üç tane husus var: Bir ateşkesin gözlemlenmesi (monitoring ve verification dediğimiz konu); anlaşma var, kabul var ama buna uyuluyor mu? Bu mekanizma nasıl olacak? Askeri heyetler bunu tartıştılar, bununla ilgili genel bir çerçeve oluşturuldu, bize komutanlar Paris'te sunumunu yaptılar. İkincisi, Ukrayna'nın savunma gücünün, caydırıcılık gücünün temin edilmesiyle ilgili birtakım çalışmalar var, o nasıl olacak ona bakıldı. Üçüncüsü, bir taarruz olması durumunda anlaşmanın hilafına, nasıl bir mukavemet gösterilecek? Bununla ilgili genel kabuller, şartlar, planlamalar nelerdir, kim ne rol alacak? Bununla ilgili birtakım planlamalar var. Askeri planlamaların çerçevesini bu oluşturuyor.
"KARADENİZ'İN GÜVENLİĞİ FEVKALADE ÖNEMLİ"
Karadeniz'in güvenliği fevkalade önemli ve Karadeniz'deki NATO üyesi en büyük ülke olarak burada ana sorumluluğu Türkiye'nin üstlenmesi gerekiyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız da Silahlı Kuvvetlere bu noktada gerekli müzakere talimatlarını vermişti, biz de bakanlık olarak bu noktada müzakereleri yürüttük. Yapılan planlama çalışmalarında Karadeniz güvenliğinin sorumluluğu Türkiye'de, bir barış anlaşması olması durumunda. Kara ve hava unsurları Fransa'yla ve İngiltere arasında bölünmüş durumda. Deniz alanı şu anda bizim daha çok yoğunlaştığımız alan.

ABD’NİN VENEZUELA’YA MÜDAHALESİ VE MADURO
Bütün dünya Maduro'nun bir gece ansızın bir özel operasyonla bulunduğu
yerden alınıp götürülmesine baktı. Aslında bu gelişimi adım adım
görüyorduk, takip ediyorduk. Maduro'nun hem Güney Amerika'daki ülkelerle
hem Amerika ile ciddi sorunları vardı. Gerekli yardım ve arabuluculuk,
kolaylaştırıcılık konusunda biz de elimizden geleni yaptık. Ama sonradan
gördük ki bu konuşmalar hiçbir yere gitmiyor. İki ülke arasında bir
anlaşmazlık tırmanıyor. Yetmiyormuş gibi başka ülkeler de Venezuela'ya
yaptırım uyguluyorlar, tanımıyorlar. Bütün bunların aslında bir
diplomatik yolla çözülmesi fevkalade önemli. Cumhurbaşkanımızın da
telkinleri hep taraflara bu yönde oldu.
Cumhurbaşkanımız kendileri de sorulduğu zaman cevapladılar; ben hani
kayıtlara geçmesi açısından tekrar söylüyorum: Bize şöyle bir soru ve
teklif gelmedi hiçbir zaman için; 'Maduro veya Maduro bizi arayıp ben
Türkiye'ye gelmek istiyorum, beni kabul eder misiniz?' Böyle bir şey
yok. Veya birisi başkası üzerinden 'Maduro size gelsin mi, kabul ediyor
musunuz?' Böyle bir teklifle biz muhatap olmadık. Ama Maduro'ya yapılan
teklifler var, o tekliflerden haberdarız. Ama bize birileri resmi veya
gayri resmi 'bunu alır mısınız?' diye böyle bir şey yok, onu
Cumhurbaşkanımız en yüksek ağızdan söylediler.
İRAN’DAKİ OLAYLAR
İran maalesef son 30 küsur yıldır büyük yaptırımlar altında. Takip
ettiği küresel ve bölgesel politikalardan dolayı kazandığı avantajlar
olduğu gibi bedelini ödemek zorunda olduğu hususlar da var ve bunların
büyük bir çoğunluğu da uzun vadeli yaptırımlar olarak dönüyor. İran'ın
çok dinamik, sofistike bir halkı var; yaşama arzusu yüksek, hayata
katılma dinamiği çok yüksek bir halkı var, genç nüfusu çok fazla.
Bunların hayattan beklentileri, gerçek hayatla olan ilişkileri, ekonomik
imkan sahibi olmayla alakalı konular; buralarda bu yaptırımlardan
dolayı ciddi tıkanmalar olduğunu görüyoruz.
Zaman zaman ülkede çeşitli bahanelerle bu yapısal sorunların geniş
katılımlı gösterilere dönüştüğünü de görüyoruz. 2019'da bunu gördük,
2023'te gördük; her 3-4 yılda bir gerçekten büyük çaplı gösteriler
oluyor. Aynı zamanda yurt dışından İran'ın rakipleri tarafından da
manipüle edildiği de ayrı bir gerçek. Ha böyle bir realite de var.
Mossad bunu gizlemiyor; kendi internet hesaplarından, Twitter
hesaplarından İran halkını ayaklanmaya çağırıyor İran rejimine karşı.
"SOMALİLAND ADINA BÜYÜK TALİHSİZLİK"
İsrail'in Somaliland'i tanımasını Somaliland adına olabilecek en büyük
talihsizlik olarak görüyorum. Bundan büyük daha talihsizlik ne olabilir
ki bir Müslüman topluluk için, bir Müslüman politik entite için? Seni
hiç kimse tanımıyor, tanıya tanıya İsrail tanıyor. O da sen olduğun için
değil, bir şer amaca, onun bir bölgesel politikasına hizmet etmen için.
Somaliland projesi iki sene önce hayata geçirilecek olan bir projeydi.
Biz ne zaman ki Etiyopya ile Somali'yi bir araya getirdik, bunları
birleştirdik birdenbire bu proje o an itibarıyla akım kaldı. Ama daha
sonra birileri tekrar bunu, İsrail bölgede kendini yalnız hissedince
Gazze soykırımı sonrası tekrar başka bir planı devreye sokmaya başladı.
Somaliland'e baktığınız zaman Aden Körfezi'nin hemen güneyini kontrol
ediyor, kuzeyinde de zaten Yemen var. Hem Yemen hem Somaliland Aden
Körfezi'ni kontrol altına alıyor. Bu ne demektir? Babülmendep'in
girişini kontrol altına almaktır. Bunu biraz coğrafya bilgisi olan,
biraz jeostratejik kültürü olan herkes haritaya baktığı anda ne türden
bir oyunun eş zamanlı döndüğünü de görüyor. Çok şükür buna yönelik
tedbirlerimizi aldık, diplomatik temaslarımızı büyük bir hızla kurduk,
yine İslam dünyası olarak bölge ülkeleri olarak bir iş birliği
geliştirdik. Batılılarla da hemen müzakere ettik, başka herhangi bir
ülkenin tanımaması konusunda ciddi bir çaba koyduk. Yani çok şükür o ilk
gün beklenen ülkelerin hiçbir tanımadı, inşallah da tanımazlar.
TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ
2026 yılı içerisinde ben 2025'te mesaisini verdiğimiz birçok konunun
inşallah neticesini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Halkbank davası
başta olmak üzere, CAATSA ve diğer yaptırım alanları olmak üzere ki
diğer yaptırımlarda zaten bir çözülme başlamıştı, bunların biz
neticesini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Özellikle ticaretteki
artışın daha iyi olacağını görüyorum. Bölgesel dayanışma fevkalade
önemli. Bunu hani özellikle Gazze'deki Amerika'nın yapıcı rolünün devam
etmesi önemli, Suriye'deki Trump politikalarının devam etmesi önemli.
Bunlar bölge istikrarı açısından önemli.
Ukrayna'daki barışı isteyen, ateşkesi önceleyen Amerikan
politikalarının devam etmesi önemli. Bu Trump yönetimiyle mümkün olan
şeyler yani bu politikalar bizim yakın çevremizde fevkalade önemli.
Kafkaslar'daki barışı destekleyen, Azerbaycan'a da önem veren
Ermenistan'ı da barışa zorlayan bir Amerika; bizim bölgedeki
hedeflerimizle Trump'ın hedeflerinin örtüştüğünü görüyoruz yani
Rusya'da, Azerbaycan-Ermenistan, Suriye ve diğer yerlerde. Burada başka
aktörlerin de Amerika'ya etki etmesi mümkün olabilir, Gazze'de faz
değiştirmesi sıkıntılı olabilir. Bu konuda çok yoğun bir mesai vermemiz
gerekiyor diplomatik olarak tabii bunlar bizim işimiz, bunları yapmaya
çalışıyoruz.
Afrika'da Libya başta olmak üzere, Sudan başta olmak üzere bizim için
de önemli olan Afrika'nın da sorunlu konuları olan konuları Amerikan
etkisini daha yapıcı bir şekilde nasıl yönlendirebiliriz o konuda
çalışmalar önemli. Bu konuda Amerika ile yürüyen diplomatik çalışmaların
ben 2026'da da inşallah faydalı neticeler ortaya koyacağına inanıyorum.
TRUMP'IN GRÖNLAND AÇIKLAMALARI
Şimdi bir Grönland hadisesi var önümüzde. Bize gelecek etkiler
açısından değerlendiriyorum uluslararası ilişkilerdeki olayları. Bu
Grönland'de olması muhtemel birtakım senaryoların doğrudan veya dolaylı
etkisi bize nasıl olabilir tabii onlara bakmamız gerekiyor. Doğrudan
etkisi Avrupa'ya, Avrupa güvenlik mimarisine, transatlantik ilişkilerine
muazzam bir gerilim ve yük getirecek onu görüyoruz. Danimarkalıların bu
konuda ortaya koyduğu çok ciddi bir tavır var. Avrupalı liderlerin
geçen gün bir açıklamayla 8 ülkenin bunu açıktan Danimarka'nın
pozisyonunu değerlendirdiğini görüyoruz. Önümüzdeki hafta Amerikan
Dışişleri Bakanı ile Danimarkalı bir heyet bir araya gelip bu konuyu
görüşecekler. Burada ortada bir yol bulabileceklerini ben düşünüyorum
yani bu bir konu alanı.
Diğer taraftan Çin politikasında ve orada olan birtakım şeyler önemli
çünkü bu dünya ticaretini direkt etkileyen konular. Tabii ki İran'la
ilgili Amerika'nın alacağı karar da önemli çünkü bizim yanı başımızda
olan bir hadise. Demem o ki bizimle birebir ilişkilerdeki seyri önemli
olduğu gibi dolaylı diğer üçüncü ülkeler üzerinden olacak konular da
bizi etkileyecek. Şimdi bütün bunların hepsini biz yakından takip
ediyoruz. Bu konularda zaman kaybetmeden önleyici diplomatik tedbirlerin
alınması konusunda da gerekli adımları atıyoruz. Yani yoğun bir uğraşı
ve mesai gerektiren yeni bir yıla girdik.
2026 yılının tekrar bütün vatandaşlarımıza, milletimize, insanlığa yani
hayırlar getirmesini diliyorum. Türkiye olarak, Türkiye'nin
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biriktirdiği bütün gücü, itibarı, imkanı
sadece halkımız milletimiz için değil, bölgemizin ve insanlığın refahı
için kullanmak için sonuna kadar çalışmaya devam edeceğiz. Bu konuda son
derece kararlıyız. Bizim dış politikamızın temel pusulası da bu.
Bölgemize barışı, istikrarı ve refahı getirmek. Kendimiz için ne
istiyorsak başkası için de onu istiyoruz. Bu bizim ahlakımızın ve
inancımızın gereği."




