Türk’ün mücadele ruhu, millî kimliği ve köklü kültürel mirası aynı çatı altında buluştu
Florya Gazetesi Haber Merkezi
İstanbul’da 18 Ekim 2026 Pazar günü düzenlenen 2. Türk Mücadele Sporları ve Cenk Sanatları Kurultayı, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen sistem kurucularını, akademisyenleri ve Türk spor kültürüne gönül vermiş isimleri buluşturdu.
İstanbul’da yaşanan olumsuz hava koşulları ve doğal afetin ardından oluşan güçlüklere rağmen gerçekleştirilen kurultay, Türk mücadele sanatlarının gelişimi ve ortak hareket etme iradesi bakımından önemli bir buluşmaya sahne oldu.
Tarih boyunca savaş meydanlarında cesareti, teşkilatçılığı, disiplini ve mücadele kabiliyetiyle tanınan Türk milletinin köklü savaş ve spor kültürü, bu kez İstanbul’da geleneksel Türk çadırının manevi atmosferinde ele alındı.
Türk obasında, Türk çadırında ve geleneksel kültürel unsurların çevrelediği ortamda bir araya gelen katılımcılar, tarihî mirasın yalnızca hatırlanmasının değil, bilimsel yöntemlerle araştırılarak günümüz spor anlayışına kazandırılmasının da önemini vurguladı.
İstiklal Marşı ile başlayan anlamlı buluşma
Kurultay, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aziz şehitlerimizin manevi hatırasına saygı duruşunda bulunulması ve ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesindeki Topkapı Türk Dünyası Kültür Mahallesi sorumlusu ve Türk dünyası uzmanı Abdülmetin Keskin Oba Çadırında misafirlere hoş geldiniz diyerek Prof. Dr. İbrahim Öztek hocaya hitaben sizle kimse aşık atamaz diyerek Türklerin kadim oyunlarından olan aşık oyunu oynanan aşık kemiğini hediye etti.
Araştırmacı yazar ve Sanguchi Türk Savaş Sanatı Kurucusu Ayhan Kısrure’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıya, Millî Olimpiyat Komitesi Üyesi Prof. Dr. İbrahim Öztek, Prof. Dr. Kemal Tamer, akademisyen Dr. Ali Demir, Türk mücadele sanatlarının kurucuları ve temsilcileri katıldı.
Ankara’dan Sayokan Genel Koordinatörü Murat Çekiç katıldı,

Nazilli’den Bagatur Kurucusu Hüseyin Yabir katıldı.

Mersin’den Türk Kali Kurucusu ve Türk kılıç ustası Bilal Erbatan katıldı.

Sanguchi adına yönetim kurulu üyesi Muhammet Baykal ve ekip olarak eğitmenleri ve sporcularıyla organizasyona geniş katılım sağladı. Basın mensubu Osman İslam da kurultayı takip eden isimler arasında bulundu.

Güney Kore'deki Kukkiwon merkezinde düzenlenen törenle Tekvando branşında en yüksek mertebe olan 9. Dan rütbesine ulaşıp bu unvanı alan ilk Türk olarak tarihe geçmiş Galip Ziya Yalçınkaya kurultaya iştirak etti.

Apagut sunumunu Serdar Aksu, Muhammet Cihat Coşkun ve Alpagut Kaçut Sistemi temsilcisi Bülent Büyük de kurultayda yer aldı.

Gözlemci olarak Hankando ekibi organizasyona iştirak ettiler.

Gözlemci Hun boksu adına Yılmaz Baygül katıldılar.

Gözlemci Pervanedo adına Bülent Vardar katıldılar.
Ayhan Kısrure: Bir yıllık çalışmalar ortak hedefleri güçlendirdi
Kurultayın açılış ve takdim konuşmasını yapan Ayhan Kısrure, Türk mücadele sanatlarının kurumsallaşması amacıyla bir yıl içerisinde yürütülen çalışmaları değerlendirdi.
Kısrure, bu süreçte akademisyenler, sistem kurucuları ve spor temsilcileri arasında çeşitli toplantılar ve görüşmeler gerçekleştirildiğini belirterek Türk mücadele sanatlarının bilimsel, teknik ve idari bakımdan geliştirilmesine yönelik girişimlerin önemine dikkat çekti.
Farklı sistemlerin kendi kimliklerini koruyarak ortak hedefler etrafında buluşabilmesinin Türk spor kültürü açısından değer taşıdığını ifade eden Kısrure, tarihî mücadele geleneğinin günümüzün eğitim, spor ve organizasyon anlayışıyla bütünleştirilmesi gerektiğini anlattı.
Kurultayın temel hedeflerinden biri, Türk mücadele sanatlarını yalnızca geleneksel gösterilerle sınırlı bırakmadan ulusal ve uluslararası alanda tanınan, eğitim standartları ve müsabaka kuralları belirlenmiş spor sistemlerine dönüştürmek olarak öne çıktı.

Prof. Dr. İbrahim Öztek: Türk mücadele kültürünün tarihî kökleri araştırılmalı
Kurultayın akademik değerlendirmeler açısından dikkat çeken konuşmalarından birini Prof. Dr. İbrahim Öztek gerçekleştirdi.
Öztek, mücadele sporlarının tarihsel gelişimini ele alarak Anadolu'daki eski spor ve müsabaka gelenekleriyle Türklerin tarih boyunca geliştirdiği mücadele yöntemleri arasında bağlantılar kurdu.
Hatay’daki tarihî arena geleneğine ve eski dönemlerde düzenlenen müsabakalara değinen Öztek, Türklerin bu tür mücadele alanlarındaki varlığı ve başarılarına ilişkin tarihî değerlendirmelerini paylaştı.
Orta Asya Türk kültüründe önemli bir yeri bulunan aba güreşi üzerinde de duran Öztek, bu geleneğin judo gibi modern mücadele sporlarının tarihî gelişimiyle ilişkili olabileceği yönündeki görüşünü ve buna dayanak olarak değerlendirdiği bilgileri katılımcılarla paylaştı.
Öztek'in bu değerlendirmeleri, Türk mücadele sanatlarının kökenleri ve farklı coğrafyalardaki etkileşimleri üzerine daha kapsamlı akademik araştırmalar yapılmasının önemini de gündeme taşıdı.
Türkiye’de 1960'lı yıllardan itibaren mücadele sporlarının gelişimini, spor teşkilatlanmasını ve kendi mesleki tecrübelerini de aktaran Öztek, geçmişten elde edilen birikimin günümüzde kurulacak yapılara rehberlik edebileceğini ortaya koydu.

Dr. Ali Demir: Yerli sistemlerin lisans ve tescil sorunları çözülmeli
Akademisyen Dr. Ali Demir ise Türk mücadele sanatlarının karşılaştığı en önemli yapısal sorunlardan birine dikkat çekti.
Demir, Türkiye’de çeşitli yerli mücadele sistemleri bünyesinde faaliyet gösteren sporcuların lisanslandırılması, kulüplerin resmî kayıt süreçleri ve branşların tanınması konularında yaşanan güçlükleri değerlendirdi.
Kendi mücadele sistemleriyle çalışmalarını sürdüren bazı kulüplerin, mevcut resmî branş yapıları içerisinde kayıt işlemlerini başka spor dalları üzerinden gerçekleştirmek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Bu sorunun yalnızca idari bir mesele olmadığını, aynı zamanda sporcuların kendi branş kimlikleriyle tanınmaları açısından önem taşıdığını belirten Demir, ilgili kamu kurumlarına yapılacak başvurular öncesinde kapsamlı hazırlıkların tamamlanması gerektiğini anlattı.
Judo, karate ve wushu gibi branşların Türkiye’deki gelişim süreçlerinden örnekler veren Demir; eğitim, teknik standartlar, hakemlik, antrenörlük, müsabaka güvenliği ve organizasyon yapılarının oluşturulmasının önemine işaret etti.
Konuşmada, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgili resmî spor kuruluşları nezdinde yürütülebilecek süreçlerin sağlam bir hukuki ve teknik zemine dayanmasının gerekliliği öne çıktı.

Prof. Dr. Kemal Tamer: Sportif kurumsallaşma bilimsel esaslara dayanmalı
Kurultayda söz alan Prof. Dr. Kemal Tamer, uluslararası spor dünyasındaki gelişmeler ve Türkiye’deki spor yönetimi anlayışı çerçevesinde Türk mücadele sanatlarının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tamer, yeni gelişen mücadele sistemlerinin sportif bir faaliyet olarak nasıl ele alınabileceğini, bunların mevcut spor yönetimi ve organizasyon yapıları içerisinde nasıl değerlendirilebileceğini anlattı.
Akademik bilgi birikimi ile sahadaki uygulamaların bir araya getirilmesinin önemine değinilen konuşmada, Türk mücadele sanatlarının gelişiminin yalnızca kültürel aidiyetle değil, çağdaş spor bilimi ve kurumsal standartlarla da desteklenmesi gerektiği vurgulandı.

Sayokan’ın genel koordinetörü Murat Çekiç Sayokanın geldiği durumu özetledi
Gelişmekte Olan Spor Branşları Federasyonu Sayokan Spor Dalı Yurt İçi Koordinatörü Murat Çekiç, Türk savaş sanatı Sayokan’ın ulaştığı kurumsal başarıyı ve geldiği durumu şu ana başlıklarla özetlemiştir:
Sayokan'ın yaklaşık 20 yıllık çetin bir mücadelenin ardından resmî bir yapıya kavuştuğunu bu durumun Yabgu Nihat Yiğitin azmi ve sabatıyla gerçekleştiğini bildirdi.
1999 yılında çok küçük bir aile olarak başlayan bu yolculuğun, bugün Türkiye'nin dört bir yanından yüzlerce sporcunun katıldığı tescilli bir branşa dönüşmesinden gurur duyduklarını ifade etti. "Bu yol Bir Türk Medeniyet Yürüyüşü" olduğunu vurgulayan Çekiç, bu zorlu süreçte Gençlik ve spor bakanlığında duyarlı ve vatansever idarecilerin olduğunu vurguladı.
Yaşanan zorlukları ile Türk gençliğinin ileriye atılmasının yürüyüşünün doğum sancıları olduğunu söyledi.
Bir Türk sistemin federasyonlaşmasının ilk olduğundan dolayı idarecilerin nasıl bir yöntem izleyeceği ve yol haritası oluşturmakta zorlandıkları doğal. Bu süreç sabır ile ve konu üzerinde toplantılar yaparak sorunlar çözüldü. Bu konuda aceleci olmamak ve fevri hareket edilmemesi gerektiğini söyledi. Türk mücadele sanatlarında emeği geçen Sayokan'ın kurucusu Yabgu Nihat Yiğit'in kaleme aldığı ve eğitim sistemini içeren eserlerin Buz At Börü Sayokan İl Törüsü kitabının kurumsal hafızayı pekiştirdiğini belirterek, bu çalışmaların Sayokan felsefesinin eksiksiz bir şekilde gelecek nesillere aktarılmasında kilit rol oynadığını ifade etti. Ve Türk mücadele sporlarına gönül veren bu kıymetli dostlarla bir araya geldiği için memnuniyetini belirtti.

Bülent Büyük: Türk kültürünü dünyaya tanıtmak ortak sorumluluğumuz
Alpagut Kaçut Sistemi temsilcisi Bülent Büyük, konuşmasında Türk milletinin tarih boyunca oluşturduğu zengin kültürel birikime dikkat çekti.
Büyük, mücadele sanatlarının yalnızca fiziksel beceri ve sportif başarı anlamına gelmediğini, aynı zamanda millî kültürün uluslararası alanda tanıtılması bakımından önemli bir imkân sunduğunu ifade etti.
Türklerin kadim kültüründen gelen mücadele anlayışının cesaret, disiplin, saygı ve ahlak gibi değerleri bünyesinde barındırdığını belirten Büyük, bu özelliklerin yeni nesillere aktarılmasının önemini vurguladı.

Hüseyin Yabir: Türk mücadele sanatları kendi kimliklerini koruyarak birleşmeli
Bagatur Kurucusu Hüseyin Yabir, kurultayda dikkat çeken yapısal önerilerden birini gündeme getirdi.
Yabir, Türk mücadele ve cenk oyunları adı altında müstakil bir oluşum kurulmasının yararlı olacağını belirterek farklı Türk mücadele sanatlarının kendi teknik özelliklerini, eğitim anlayışlarını ve geleneklerini koruması gerektiğini söyledi.
Bununla birlikte bütün sistemlerin katılabileceği ortak toy oyunları ve müsabakalar için müşterek kurallar geliştirilebileceğini dile getirdi.
Bu yaklaşımın Türk mücadele sanatlarının çeşitliliğini ortadan kaldırmadan ortak bir organizasyon kültürü oluşturabileceğine dikkat çeken Yabir, her sistemin kendi özgün yapısını muhafaza etmesinin önemini anlattı.
Öneri, Türk mücadele sanatlarının farklılıklarını bir ayrışma unsuru yerine kültürel zenginlik olarak değerlendirmesi bakımından önem taşıyor.

Bilal Erbatan: Aksakallı hocaların tecrübesi genç nesillere aktarılmalı
Türk kılıç ustası ve Türk Kali Kurucusu Bilal Erbatan, farklı mücadele sistemlerinin ortak bir kurultayda buluşmasının taşıdığı değere dikkat çekti.
Erbatan, özellikle mücadele sporlarında uzun yıllar görev yapmış akademisyenlerin ve tecrübeli ustaların bilgi birikiminden yararlanılması gerektiğini belirtti.
Türk kültüründe bilgelik, rehberlik ve tecrübeyi temsil eden aksakallı anlayışının önemini vurgulayan Erbatan, büyüklerin tecrübelerinin genç kuşaklara aktarılmasının yalnızca sporun gelişimi için değil, kültürel süreklilik açısından da gerekli olduğunu ifade etti.
Mücadele sanatlarının gençlere disiplin, öz güven, saygı, sorumluluk ve ahlaki olgunluk kazandıran bir eğitim alanı olduğunu hatırlatan değerlendirmeler, kurultayın ortak düşüncesini de yansıttı.

Sanguchi Alplerinden Türk savaşçı geleneğini yansıtan gösteri
Kurultayın en dikkat çekici anlarından biri, Sanguchi Alplerinin geleneksel Türk savaşçı kıyafetleriyle gerçekleştirdiği gösteri oldu.
Türk mücadele kültürünün sembollerini yansıtan kıyafetlerle sahneye çıkan sporcular, müzik eşliğinde sundukları tamga gösterisiyle katılımcıların beğenisini kazandı.

Gösteri, Türk mücadele sanatlarının sadece teknik hareketlerden ibaret olmadığını; kıyafet, müzik, sembol, tören ve ahlaki değerlerle bir bütün oluşturduğunu ortaya koyması bakımından anlam taşıdı.
Özellikle genç sporcuların kendi tarihleriyle bağ kurmalarına imkân sağlayan bu tür faaliyetlerin, millî kültürün yaşatılması bakımından önemli olduğu değerlendirildi.
İkinci bölümde uygulamalı müsabaka sistemleri tanıtıldı
Öğle arası ve katılımcılara sunulan ikramların ardından kurultayın ikinci bölümüne geçildi.
Bu bölümde farklı mücadele sistemlerinin teknik özellikleri, müsabaka yöntemleri, hakem yönetimi ve kuralları uygulamalı olarak ele alındı.
Sanguchi ekibi, hakem eşliğinde gerçekleştirdiği ikili müsabaka örnekleriyle kendi sisteminin uygulama anlayışını tanıttı.
Alpagut temsilcileri, ikili cenk uygulamalarını sergileyerek müsabakaların temel kural ve kaideleri hakkında açıklamalarda bulundu.
Bagatur ekibi ise hakem yönetiminde gerçekleştirilen örnek müsabakayla karşılaşma düzeni, teknik uygulamalar ve müsabaka yönetiminin nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir sunum yaptı.

Türk Kali Kurucusu Bilal Erbatan, sopa ile gerçekleştirilen sportif karşılaşmaların temel yöntemlerini anlatarak uygulamalı örnekler sundu.
Sunumlar, her sistemin kendine özgü teknik yapısının anlaşılması ve ileride oluşturulabilecek ortak müsabaka organizasyonları açısından bilgi paylaşımına imkân sağladı.
Prof. Dr. İbrahim Öztek, gösteriler sırasında notlar alarak sistem temsilcilerine çeşitli sorular yöneltti. Sunulan teknik uygulamalar ve açıklamalar hakkında bilgi edinen Öztek, yapılan çalışmalardan genel olarak memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Uzm Dr. Ali Coşkun ve Cevat Alp Aksakallılar Heyetine seçildi
Kurultayın önemli gelişmelerinden biri de Uzm Dr. Ali Coşkun ve Türk mücadele sporlarının tecrübeli isimlerinden, kung-fu alanındaki uzun yıllara dayanan çalışmalarıyla tanınan Cevat Alp’in Aksakallılar Heyetine seçilmesi oldu.

Alp, kendisine gösterilen teveccühten duyduğu memnuniyeti dile getirerek Türk mücadele sanatlarının gelişmesi amacıyla gerçekleştirilen çalışmalara destek vermeyi sürdüreceğini açıkladı.
Aksakallılar Heyeti içerisinde görev almanın kendisi açısından önemli olduğunu ifade eden Alp, özellikle Prof. Dr. İbrahim Öztek’in bilgi ve tecrübelerinden yararlanma imkânını değerli bulduğunu belirtti.
Aksakallılar anlayışı, Türk kültüründe yalnızca yaş ve kıdemi değil; bilgi, tecrübe, ahlak, istişare ve rehberlik sorumluluğunu temsil ediyor.
Uzm Dr. Ali Coşkun video konferas ile sürece katkıda bulundu ve şunları dile getirdi; yıllarca kendisine şu soruyu soruyorum Neden Türklerin mücadele sanatları yok. Bu soruyu sorma hakkımız var o da şu uzaydan bile görülen Çin settini Türkler için yaptılar fakat Çinlilerin binlerce mücadele sanatı var. Bu durum zihinlerde ve Türk gençlerinde bir paradoks oluşturuyor. Görüyorum ki Prof. Dr. İbrahim Öztek hocamız ve Ayhan Kısrure hocamız ve tabi ki tüm katılımcılar bu bu konuda çok mesafe almışlar bundan dolayı tebrik ediyorum ve bende sizinle gönüllülük esasına dayalı olarak Türk kültürüne ve Türk gençliğine katkıda bulunmak maksadıyla böyle güzide insanlar ile canla başla çalışmaktan onur duyarım.
Kıymetli akademisyenlerin tecrübeli ustaların ve sporcuların ortak bir danışma anlayışı içerisinde buluşması, kurultayın kültürel ve kurumsal hedefleri bakımından dikkat çekici bir adım olarak değerlendirildi.

Kurultay plaket ve sertifika töreniyle tamamlandı
Kurultayın sonunda modaretör Ayhan Kısrure tarafından kapanış ve teşekkür konuşması gerçekleştirildi.
Kısrure, organizasyona farklı şehirlerden gelerek katkı sağlayan akademisyenlere, sistem kurucularına, antrenörlere, sporculara ve katılımcılara teşekkür etti.
Program, plaketlerin takdim edilmesi ve katılımcılara sertifikalarının verilmesiyle sona erdi.
Kurultay, Türk mücadele sanatlarının ortak geleceği konusunda bilgi alışverişinin sürdürüldüğü ve yeni iş birlikleri için fikirlerin ortaya konulduğu bir organizasyon olarak tamamlandı.
TÜRK MÜCADELE SANATLARINDA YENİ BİR DÖNEMİN İMKÂNLARI
Millî kimlik, kültürel miras ve çağdaş spor anlayışı
Türk Mücadele Sporları ve Cenk Sanatları 2. Kurultayı, yalnızca spor sistemlerinin tanıtıldığı bir toplantı olmanın ötesinde, Türkiye’nin tarihî mücadele kültürünün günümüzde nasıl korunabileceği ve geliştirilebileceği sorusuna cevap arayan bir buluşma niteliği taşıdı.
Türk milletinin tarih boyunca geliştirdiği mücadele anlayışı; cesaret, adalet, merhamet, disiplin, dayanışma ve ahlaki sorumluluk gibi değerlerle birlikte ele alındığında, sporun toplumsal ve eğitsel yönü daha belirgin hâle geliyor.
Bu bakımdan yerli mücadele sistemlerini geliştirmeye çalışan kurucuların, antrenörlerin ve akademisyenlerin ortak bir zeminde buluşması önem taşıyor.
Çünkü millî kimliğin korunması, geçmişin yalnızca övülmesiyle değil, tarihî ve kültürel birikimin doğru bilgiyle yeni nesillere aktarılmasıyla mümkündür.
Türk gençliğinin kendi kültüründen beslenen sporlarla yetişmesi, uluslararası spor branşlarına karşı bir yaklaşım olarak değerlendirilmemeli. Aksine bu çalışmalar, dünya spor kültürüne Türkiye’nin kendi tarihî ve kültürel birikimiyle katkı sunması açısından ele alınmalı.
Bugün Türk mücadele sanatları içerisinde faaliyet gösteren birçok sistem kurucusu ve antrenör, yalnızca sportif başarı için değil; gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak durması, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanması, disiplinli yetişmesi ve toplumsal sorumluluk bilinci edinmesi amacıyla da çaba gösteriyor.
Bu çabaların sürdürülebilir bir başarıya ulaşabilmesi için akademik araştırmaların, teknik standartların, sporcu sağlığı ve güvenliğine yönelik düzenlemelerin, şeffaf yönetim anlayışının ve hukuki altyapının birlikte geliştirilmesi gerekiyor.
Farklı sistemler, ortak kültürel miras
Kurultayda ortaya çıkan en önemli düşüncelerden biri, Türk mücadele sanatlarının farklılıkları korunarak ortak bir iş birliği zemini oluşturulabileceği yönündeki yaklaşım oldu.
Sayokan, Sanguchi, Bagatur, Alpagut ve Türk Kali gibi farklı sistemlerin kendilerine özgü teknikleri, felsefeleri ve eğitim yöntemleri bulunuyor.
Bu farklılıklar Türk mücadele sporlarının gelişimi açısından bir engel olarak değil, ortak kültürel mirasın çağdaş yorumları ve zenginliği olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte sportif tanınma, müsabaka organizasyonları, hakemlik, antrenör eğitimi ve lisanslandırma gibi konularda ortak standartlar geliştirilmesi, ilgili kurumlarla yürütülecek süreçleri kolaylaştırabilecek bir zemin oluşturabilir.
Burada esas olan, herhangi bir sistemin diğerine üstünlüğünü kabul ettirmek değil; her birinin kendi kimliği içerisinde gelişmesini sağlayacak adil, bilimsel ve kurumsal bir yaklaşım benimsemektir.

Türk çadırından dünyaya uzanan kültür köprüsü
Kurultayın geleneksel Türk çadırında gerçekleştirilmesi de ayrıca sembolik bir anlam taşıdı.
Türk tarihinde çadır ve otağ, yalnızca bir barınma mekânı değil; istişarenin, birlikteliğin, karar alma geleneğinin ve toplumsal dayanışmanın önemli sembollerinden biri olmuştur.
Bu tarihî anlam içerisinde buluşan katılımcılar, atalarından devraldıkları kültürel mirası gelecek nesillere aktarmaya yönelik düşüncelerini paylaştı.
Tarihte geniş coğrafyalarda iz bırakmış Türk topluluklarının mücadele kültüründen ilham alan günümüz spor temsilcilerinin bir araya gelişi, millî kimlik bilincinin spor yoluyla yaşatılması açısından da anlamlı bir tablo oluşturdu.
Ancak bu hedefe ulaşmanın yolu, tarihî iddiaları bilimsel yöntemlerle araştırmaktan, genç sporcuları çağdaş eğitim anlayışıyla yetiştirmekten ve Türk kültürünü uluslararası alanda doğru biçimde temsil etmekten geçiyor.

2. Türk Mücadele Sporları ve Cenk Sanatları Kurultayı’nın ortaya koyduğu en değerli sonuç, kültürel mirası koruma iradesiyle akademik bilgi ve sportif kurumsallaşma ihtiyacının aynı platformda ele alınması oldu.
İstanbul’da Türk obasında başlayan bu buluşmanın, gerekli bilimsel, hukuki ve kurumsal çalışmalarla desteklenmesi hâlinde, Türk mücadele sanatlarının hem Türkiye’de hem de uluslararası spor dünyasında daha görünür hâle gelmesine katkı sağlaması mümkün görünüyor.
Türk mücadele sanatlarına gönül veren akademisyenlerin, sistem kurucularının ve antrenörlerin ortak gayesi ise açık: Tarihine bağlı, kültürünü bilen, millî değerlerine sahip çıkan, ahlaklı, disiplinli ve sağlıklı nesiller yetiştirmek.
Bu düşünceyle gerçekleştirilen kurultay, Türk spor kültürünün geleceğine yönelik olumlu ve yapıcı bir adım olarak kayıtlara geçti.





