İran ile ABD ve İsrail arasında haftalardır süren çatışmaların gölgesinde, İran diplomasisinin önemli isimlerinden biri olan Cevad Zarif’in değerlendirmeleri, uluslararası kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı. Zarif, ABD merkezli Foreign Affairs dergisinde kaleme aldığı analizinde, sahadaki askeri dengeyi İran lehine yorumlarken, kalıcı barışın askeri başarıdan değil diplomatik cesaretten geçtiğini vurguladı.
Zarif’e göre mevcut tablo, tarafların birbirine üstünlük sağlamaya çalıştığı bir “yıpratma savaşı” niteliği taşıyor. Bu bağlamda Donald Trump yönetiminin sert söylemleri ve İsrail’in operasyonel stratejileri, bölgede sürdürülebilir bir çözüm üretmekten uzak görünüyor. Eski bakana göre, Washington ve Tel Aviv’in içinde bulunduğu durum “çıkış stratejisi belirsiz bir askeri angajman” olarak öne çıkıyor.
Zarif’in önerdiği çözüm ise dikkat çekici bir diplomatik çerçeve sunuyor. Buna göre İran, nükleer programını sınırlandırmayı ve uranyum zenginleştirme oranını uluslararası kabul gören seviyelerin altına çekmeyi teklif ederken, karşılığında tüm ekonomik yaptırımların kaldırılmasını talep ediyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) anlaşmasının güncellenmiş bir versiyonu olarak değerlendiriliyor.
Ancak Zarif’in en dikkat çekici vurgusu, çözümün sadece ABD-İran ekseninde değil, bölgesel bir iş birliği zemininde aranması gerektiği yönünde. Bu noktada Türkiye’nin rolü özel bir önem kazanıyor. Zarif, Türkiye’nin jeopolitik konumu, diplomatik kapasitesi ve çok taraflı ilişkileri sayesinde Orta Doğu’da dengeleyici bir aktör olabileceğini savunuyor.
Türkiye’nin, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini sürdürebilen hem de bölge ülkeleriyle diyalog kanallarını açık tutabilen nadir ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu rolün yeni bir güvenlik mimarisinin inşasında kritik olabileceğini belirtiyor. Nitekim Zarif’in önerdiği güvenlik ağı; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Türkiye gibi aktörlerin katılımıyla çok katmanlı bir bölgesel iş birliğini öngörüyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre, bu tür bir yapı yalnızca askeri gerilimleri azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda enerji güvenliği, ticaret yollarının korunması ve terörle mücadele gibi alanlarda da kalıcı çözümler üretebilir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması, küresel enerji piyasaları açısından hayati önem taşırken, Türkiye’nin enerji koridoru rolü bu denklemde daha da stratejik hale geliyor.
Zarif’in önerileri, her ne kadar Batı’da “rasyonel diplomasi çağrısı” olarak değerlendirilse de İran iç siyasetinde tartışmalı bir zemine sahip. Muhafazakâr çevreler, geçmişteki nükleer müzakerelerde verilen tavizleri eleştirirken, mevcut kriz ortamında daha sert bir duruş sergilenmesi gerektiğini savunuyor.
Bununla birlikte, uluslararası toplumda giderek güçlenen bir görüş, Orta Doğu’da kalıcı barışın tek taraflı askeri hamlelerle değil, çok taraflı diplomatik girişimlerle sağlanabileceği yönünde. Bu bağlamda Türkiye’nin aktif rol alacağı bir güvenlik mimarisi, sadece bölgesel değil küresel istikrar açısından da kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Zarif’in “Tarih en çok barış yapanları hatırlar” sözü, mevcut kriz ortamında diplomasinin yeniden ön plana çıkması gerektiğine işaret ederken, Türkiye’nin bu süreçte üstlenebileceği rol, önümüzdeki dönemin en önemli jeopolitik başlıklarından biri olmaya aday görünüyor.
Kaynaklar: Reuters, BBC, Foreign Affairs, Al Jazeera, The Guardian
Florya Gazetesi Haber Merkezi




