YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE…

Bu fonla beraber gelişen olayların en az 15 Temmuz kadar yıkıcı, özellikle hükümet açısından büyük tahribatı olan bir darbe olduğunu açıkça görmek gerekiyor. Bu süreci maalesef başarıya ulaşmış bir 15 Temmuz İhanet Darbesi gibi düşünmek elzemdir. Ortada bu fonla gün yüzüne çıkan, artık saklanamayan, mızrağın çuvala sığmadığı bir tahribat, yozlaşma, bencillik, menfaatperestlik ve hırsızlık söz konusudur. Artık iktidar partisinde gerçekten çok büyük bir tasfiye şarttır. Bu FETÖ, yolsuzluk, hırsızlık, sürecinin mevcut siyasi irade için çok büyük bir fırsat, BÜYÜK TÜRK MİLLETİ için de tarihi bir şanstır, fırsata dönüştürülmelidir. tıpkı 15 Temmuz sonrası gibi değerlendirilmelidir.

15 Temmuz Süreci ve Tasfiye Fırsatı…

15 Temmuz'da FETÖ ihaneti ve küresel emperyalizm öyle bir hata yapmıştı ki, hükümetin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türk Milleti’nin eline kendi elleriyle çok büyük bir fırsat vermişlerdi. Yoksa insanların her gün göz göze geldiği, selamlaştığı o menfaat şebekesini tasfiye etmek kolay mıydı? Hz. Peygamberimizi (S.A.V) bile hırsızlıklarına ve menfaatperestliklerine alet eden o FETÖ ihanetini, sözüm ona dini bir cemaat görünümündeki yapıyı tasfiye etmek ve topluma ihanetlerini göstermek 15 Temmuz olmasaydı mümkün müydü?

İşte bugün de siyasi iradenin önünde büyük bir fırsat duruyor. Yıllardır iç içe olunan; devleti ve milletin menfaatlerini sömüren, kan emen insanları ve onların akrabalarını tasfiye etme zamanıdır.

Şunu çok açıklıkla ifade etmek gerekir: 15 Temmuz'dan sonra oluşan bu hükümet yapısı bir Cumhur İttifakı'dır. Yani Milli Görüş ve Ülkücü kökenli insanların ağırlıklı olarak omuz verdiği, oy verdiği bir siyasi harekettir. Peki, şimdi adı hırsızlıklarla, yolsuzluklarla anılan bu insanlara bakıldığında; bunların ne kadarı Milli Görüşçü, ne kadarı gerçek anlamda Ülkücüdür?

Siyasetin İçindeki Tehlikeler ve Cephe Bilinci

Siyaset ve Medyanın içinde hâlâ bu insanlara destek olmaya çalışanlar, onları aklamaya uğraşanlar var. Bir gazete ve televizyon patronu çıkıp, "O yapmamıştır ama çevresindekiler yapmıştır, kocası yapmıştır…" gibi söylemlerle kitleleri kandırmaya çalışıyor. Milletin menfaatini sömürenlerin arkasında sayısız ev, devasa araziler, banka hesapları, yurt dışına kaçırdıkları milyonlarca Türk Parası var ve bu insanların gözünü toprak doyurmuyor. Cephe bilinci bu mudur?

"Artık cephe siyaseti bitti." deniliyor. Yanlış…

Cephe, CHP değildir, Milli Görüş değildir, Ülkücü hareket değildir, Atatürkçülük değildir, solculuk değildir. Cephe, Büyük Türk Milleti’nin menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan, milletin töresine ve terbiyesine uyan, milletin tercihlerine hürmet eden ve devletine sadakat gösteren kişilerdir. Kısaca “Millete itaat, devlete sadakât.” diyen ve öyle yaşayan insanlar Azîz Milletimizin Millî Cephesidir. Maalesef, bizzat Peygamber Efendimizin (SAV) ifade ettiği "Kişinin namazı sizi yanıltmasın, siz onu akçeli işlerde görün" hadis-i şerifi hiç kaale alınmamaktadır.

Bürokrasideki Çürüme ve Liyakat Sorunu

Bugün bu kimliksiz, omurgasız, menfaatperest kişiler önce Türk Milleti’ne, sonra hükümete ve siyasi iradenin bizzat kendisine tuzak kuruyorlar. Mevcut gidişat ve kurulan tuzaklar artık peygamber yaşını geçmiş, tecrübe sahibi bizler gibi herkesin görebileceği kadar ayan beyan ortadadır. Siyasi iradenin, devletin ve Büyük Türk Milleti’nin kendisine tıpkı 15 Temmuz'da olduğu gibi kurulan bu tuzağa düşmüştür. Kamuaoyuna bu arsızlıkların yansıtılması ve şekli itibâri ile hükümet derhal tutuklamalara başlamalıdır. Muhalefete yapılan uygulama gibi iktidar içindekilere de aynı işlem yapılmalıdır. Hasılı; siyasette ve bürokraside büyük bir tasfiye kesinlikle şarttır.

Diğer kamu kurumlarında da benzer menfaat ve karanlık ilişkiler söz konusudur. Bakıyorsunuz, adam savunma sanayisinde, örneğin TUSAŞ'ta genel müdür yardımcısı sıfatı taşıyor. Kendisine şirket kurmuş; yakınına, kaynına, kardeşinin üzerine… Sonra bu firmaya 5-10 milyon dolarlık işler veriyor.

Devletin denetleme kurumları ne iş yapmaktadır? Devletin zirvesinin denetleme kurumlarına emir verdiği basına yansıyor. Emir mi verilmesi gerekiyor? Zaten yasada bu kurumların görevi denetlemek değil midir? Adalet Bakanlığına Cumhurbaşkanımızın emir verdiği söyleniyor; oysa mevcut gidişatta kimsenin adaletin işlemesine gölge etmemesi tek başına yeterlidir.

Halkın Beklentisi, Adalet… Medyanın Rolü.

Eğer devletteki bu tasfiye yapılmazsa, devleti ve bürokrasiyi yeniden mihengine oturtmakla ilgili halkı ikna edecek somut adımlar atılmazsa, Cumhur İttifakı genel seçimlerde hezimete uğrar. Çok açık ifade etmek gerekirse; muhalefet geçen seçimlerde olduğu gibi güçlü bir ittifak kurarsa aday olarak sepet koysa dahi kazanır. Eğer ivedilikle tutuklama ve çalınan paraların geri alınmasına dönük işlem yapılmazsa artık “başörtüsüne veya başka milli-manevi değerlere saldırılır, alınan özgürlükler geri alınır.” edebiyatıyla kimseyi ikna edemezsiniz. Milletin en büyük korkusu artık soygun, hırsızlık ve geçim derdi olmuştur.

Sulanma ve Millî terbiyenin ve ahlâkın akamete uğratılması, iktidara en yakın duran ATV gibi kanallara bakıldığında, en ahlaksız yarışmaların ve programların yayınlandığı kanaldır, A Haber’de de hala Pelikancı, FETÖ’cü unsurlar FETÖ’cüler lehine senaryolar oluşturmakta. İlgili denetleyici kurumlar ise bunlara ceza dahi veremiyor. Geçmişte FETÖ ile iş tutan çevreler, bugün de aynı hukuksuzluklara imza atıyor. Hayati Yazıcı dâhil, FETÖ'cü hâkimlerin ve avukatların stajlarını zamanında kimlerin ofislerinde yaptıkları ortadadır ve bunları artık herkes açıkça görmelidir. "Borsa ihanetini" magazin haberi gibi tüm ayrıntılarıyla sızdıranlara bakıldığında, bunların bir kısmının kesinlikle FETÖ ile irtibatlı olduğu görülecektir.

Nankörlük, Yalan Haberler ve Sömürü Çarkı…

Bu menfaatperest şahıslar siyâsette etkinler ve tıpkı cıva gibi gittikleri, konumlandıkları her yeri ağırlaştırıyorlar. Bu nedenle kesinlikle her anlamda harcanmaları, tasfiye edilmeleri gerekir. İnsan içine çıkamamalılar.

Ortada kaçırılmış milyarlarca lira ve milyonlarca dolar var. Bu ülkenin emeklileri kan ağlarken; bir insanın kendi halkına, devletine, milletine karşı bu kadar nankör olması akıl alır gibi değildir. Bu zihniyete beddua etmekten başka çaremiz kalmamıştır. Allah gözlerini doyursun, haksız kazançları çoluk çocuklarının burnundan fitil fitil gelsin, iyi gün görmesinler.

Ayrıca belirli isimler üzerinden (örneğin Fatma Betül Sayan Kaya'nın 2 milyar TL'yi geri ödediğine dair) yalan haberler yayılmaktadır. Halkımız bu yalanlara inanmamakta, birileri bunları deşifre etmektedir. Sonucunda Milletimizi, Cumhurbaşkanımızı ve Cumhur İttifakı'nı yalnız bırakmamaya çalışan bizler gibi insanları, üç tane hırsız ve arsız yüzünden bu çaresizliğe itmeye, küçük düşürmeye kimin hakkı var? Bu yalan haberler bile doğrudan iktidarı ve Cumhur İttifakını yıpratmakta, altını oymaktadır.

Örgütlü Hırsızlık, Paralel Yapılar ve Devletin Refleksi

Devlet iradesi ve Cumhurbaşkanımız kesinlikle işin kolayını seçmelidir. Kolay olan; şahsi menfaatiyle hareket eden, devlet malını sömürenleri tasfiye edip milli menfaatlerin gözetildiğini millete göstermektir. Ecdadımızın "DEVLET MALI YETİM MALIDIR" düsturuna ve vatandaşın en ufak bir hediyesini bile "cehennem ateşinin odunu" diyerek Beytülmal'e devreden Peygamber Efendimizin (S.A.V) sünnetine sahip çıkılmalıdır.

Tüm şaibeli unsurlar tasfiye edilmelidir. Bu karanlık, menfaatçi yapılar örgütlü hareket etmektedir; hırsızlık örgütsüz olmaz.

28 Şubat'ta Batı Çalışma Grubu ile, ardından FETÖ paralel yapısıyla bu milleti hedef almışlardı. Bugün karşılaşılan hırsızlık organizasyonu da devletin içinde paralel bir örgütlenme değil midir? İnsanlık ve siyasi tarihte hangi devlet bu tarz menfaat gruplarını görmezden gelmiştir? Bu hırsız, arsız takımını bütün akrabalarıyla, hısımlarıyla birlikte devletten tasfiye etmek elzemdir.

Cezanın ve ödülün iki mahiyeti vardır: Birincisi yapanın karşılığını alması, ikincisi topluma ders olmasıdır. Bu kişilere ciddi ibretlik bir ders verilmelidir. Rusya'da PUTİN, ülkesinden para kaçıran oligarklara neler yaptı? Rus Özel Kuvvetleri aynı gün uçakla gelip, Antalya'da otelde hırsızları vurup geri gidiyor. Düşünün… Devlet ve kamu menfaati işte böyle bir ciddiyetle korunur.

Paraların İadesi ve Seçimlerin İstikbali

Burada yapılması gereken, bu şahısların derhal tutuklanmaları ve yurtdışına kaçırdıkları paraların devletin kasasına geri getirilmesidir. Cumhurbaşkanımız "Bu paraları geri getireceğiz, gelecekler" diyor. Nasıl gelecek? Adamlar mevcut yasaları sömürerek kendi lehlerine TMSF yönetmelikleri çıkarmış durumdadır. Eğer devletin zirvesinin bunlardan haberi yoksa bu ayrı bir yazık, haberi var da işlem yapılmadıysa bu çok daha büyük bir yazıktır. Cumhur İttifakı'nın arkasında duran bu millete, verilen onca mücadeleye ve edilen fedakarlıklara yazık edilmemelidir.

Gerekirse en sert yöntemlerle, tabiri caizse zorlanarak bu paraların ülkeye geri girişi sağlanmalıdır. Yoksa Cumhur İttifakı kamuoyundaki bu tabloyla bundan sonraki seçimleri kesinlikle unutmalıdır. Verilen bunca emek akamete uğrayacak; ülkeye, millete ve devlete yazık olacaktır. 15 Temmuz gecesi halktan daha büyük bir güç olmadığı bizzat görülmüştür. Ancak bu halk artık gereğini farklı yapacaktır. Bu halkın hayalleriyle, istikbaliyle ve duygularıyla kimse oynayamaz.

Ülkeye para sokmanın zorluğu, ülkeden para çıkartmanın ve çalmanın kolaylığı…

Ülkeye para girerken onlarca ahiret sorusu soran irade ve kamu, ülkeden para çıkarmayı nasıl bu kadar kolaylaştırır ve kişiselleştirebilir?

Ülkeden para çıkarma yasalarla zorlaştırılmalı ki gelişmiş ülkelerde 5000 Dolar cebinizde gezemezsiniz. Türkiye’de para control edilmelidir. Fon Hırsızlığına müdahale eden, bu nedenle tutuklanıp görevden alınan MASAK Başkan Yardımcısı çok değerlidir ve şimdi MASAK Başkanı olarak atanmalıdır.

Ülkeye para sokan adama “Nerden buldun?” demek yerine para çıkartan adama, özellikle de siyasi ve bürokratlara “Nerden çaldın?” denmelidir.

Yarım Kalan FETÖ Temizliği ve Tarihi Yol Ayrımı…

Çok önemli bir diğer konu da, 15 Temmuz'da yarım kalan siyasetteki FETÖ temizliğinin kesinlikle tamamlanması gerektiğidir. Siyasette gerçek bir temizlik yapılmamıştır. Bugün Masonlar, FETÖ'cüler ve işbirlikçiler organize olmuş, beraber hareket etmektedir. Bu uyarıları yıllardır dağlara taşlara haykırıyoruz, sesimiz sadece yankılanıp geri dönüyor; yazık ve günah oluyor. Siyasetteki ve bürokrasideki temizlik mutlaka tamamlanmalıdır.

Mevcut siyasi iradenin yani Cumhurbaşkanımızın vereceği karar, milletin mukadderatı kadar o kararı verenlerin kendi ahiretleri için de çok önemlidir. Bu noktada bir Müslüman olarak uyarısı tarihe not düşüyorum. Cumhurbaşkanımızın yapacağı tercih, milletin geleceğini ve kendisinin ahiretini ya kurtaracak ya da berbat edecektir. Artık kesin bir yol ayrımındayız.

Büyük bir ders ve ibrettir Hz. Osman'ın idarecilikte düştüğü zaàfiyet ve durum… Maalesef Müslümanlarca şehit edilerek, Yahudi mezarlığına gömüldüğünü ve ardından Müslümanlar arasında yaşanan fitnenin günümüze kadar nasıl geldiğini asla unutmamak gerekir. Ülkeyi yöneten tepe kadrolarının, Hz. Osman döneminde yaşananlardan ibret alması İslàmî, insànî vicdànî bir zorunluluktur. Allah bu bölücü fitneyi kıyamete kadar sürdürmesin.

Umulur ki, devlet aklı bu tarihi uyarıları zamanında dikkate alır, işlem yapar, tüyü bitmemiş yetimin malını da parasını da Putin kadar sert geri alır.

Tekrar özetle; ecdadın “YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE…” emri ve öğüdü düşünce ve idrâkimizin mihengidir. Sulandırılamaz, gevşetilemez. Sulandıran ve gevşetenler gaflet, delâlet hatta ihanet içindedirler.

Bilinsin…

Özet açıklamalar buradadır.

https://youtu.be/zh07pmmyMG0

E. Yb. Halil MERT

Strateji ve Psikolojik Harp Uzmanı