Aslında bu yazının başı dünkü yazı idi. Ama o olmasa da bu bölüm kendi başına bir yazı. Konumuz Ulsulararası sistem ve İngiltere bu işin neresinde ve ne yapıyorlar.
İngiltere'nin (Chatham House üzerinden) yeni dünya düzeni dayatması olan "Yeşil Mutabakat"ı, Karbon Ayak İzi ve Yeşil Dönüşüm’ü fanatik bir şekilde savunanlar Türkiye'nin milli sanayisini bitirme pahasına savunduklarının farkında olmayabilirler mi? Bu, Türkiye'nin üretim gücünü Londra'daki karbon borsasına hibe etmektir. Dün Starlink’i savunurken, bugün de ona alternatif olarak 5G’yi savunanlar, "Verilerimiz bulutta kalsın, sınırların önemi yok" diyerek Türkiye'nin dijital kalelerini (ulusal veri merkezlerini) zayıflattıklarının da farkı değiller mi, yoksa bu çevreler uluslararası sistemin bir parçası olarak bu bu hamleleri yapıyorlar, COVID-19 ve mRNA-PCR konusunda olduğu gibi.
Karanlık Nokta’lara dikkat. Siber istihbarat ajanları "Big Data / Büyük Veri"lerinize, aktüel, örgütlü yeni fikirlerinize, ARGE çalışmalarınıza, gelecek ile ilgili beklentilerinize erişmek istiyor.
Eskiden, Lawrence örneğinde olduğu gibi bir ajanın aylarca aşiretleri gezmesi gerekirdi. Şimdi artık buna gerek yok. WhatsApp, X benzeri ağları, yapay zekâ üzerinden onlar size bağlanıyorlar ve siz sormadan bütün sırlarını ifşa ediyorlar. Türkiye’nin sosyal medya kullanım istatistikleri dünyada ilk sıralarda olduğumuzu gösteriyor. ABD merkezli Palantir, Londra merkezli Cambridge Analytica, Gemini AI benzeri yapılar, Türk halkının hangi korkulara, hangi umutlara tepki vereceğini "dijital röntgenle" biliyor. Burada Türkiye “kara koyun” rolü oynuyor. Kara koyunu nereye sürerseniz, ak koyunlar onun peşinden gidiyor, bu mera da olabilir, mezbaha ya da bir uçurum da...
İngilizlerin Türkiye siyasetini çözmek, bu ağın "İslam Dünyası için tasarladığı Modern Kölelik Modeli"ni çözmek anlamına gelir. İngiliz aklı, bu anlamda Türkiye'yi hem bir tampon bölge hem de bir "dijital laboratuvar" olarak kullanıyor. Unutmamak gerekir ki, halkı en hızlı şekilde kontrol altına alınan, finansı en hızlı dijitalleşen ülke, en kolay yönetilen ülkedir.
Bu dijital ve finansal ağın Türkiye'deki "Kilit Operatörleri" kimler? Bu sorunun cevabını "Halkın Uyanışı ve Milli Bağışıklık" noktalarını bulamazsınız. "Dijitalleşme ve Kontrol" mekanizması "Dijital Mandacılık"a açılan kapının anahtarıdır aslında.
Türkiye’nin kamuya ait verileri büyük ölçüde ele geçirilmiş durumda, Zaten Nano Chip ile üretilen Kuantum yazılımları kullanan sistemler, Mikro Chip ve eski yazımla çalışan sistemlere doğrudan giriş yapabiliyorlar. Bu elde edilen “Büyük Veri"lerden yola çıkarak “Siyasal Tasarım" için gerekli bilgilere ulaşmak mümkün olabiliyor. Türkiye'nin neden dünyanın en hızlı dijitalleşen ülkelerinden biri olduğunu anlamak için bu noktaya odaklanmak gerekiyor.
Bugün Fintech ve Karbon ayak izi ve benzeri sistemler bir şekilde IDD ile ilişkilidir.
Veri madenciliği bugün nadir element madenciliğine benzer. Artık bir ülkeyi işgal etmek yerine o ülkenin "karar verme algoritmasını" ele geçirir ve halkın ne isteyip ne istemediği bilirseniz, ondan sonra çok kolaydır. Bu anlamda uluslararası sistemin içerideki yerli ve milli mutemed adamlarına bakmak gerek. Onlar "Teknokratik Truva Atları"dır. Bunlar stratejik ve kritik kurumlarda kilit rolde, işi bilen ve uluslararası bağlantıları olarak, Global anlamda Küresel anlamda önde gelen kurumlarla akredite uzmanlardan oluşur. Bakmak gerek bunların konuşmaları, önerilerinde hangi ülkenin stratejik kuruluşlarının raporlarından yararlanmaktadırlar.
Bu kişi bakanlıklarda veya kritik kurullardadır. Bu operatörün bazılarının masasında Dünya Bankası İngiliz Dışişleri ya da ABD tarafından desteklenen kuruluşların raporları vardır.
İngiltere’deki Türkiye masasında çalışan uzmanlar, Türkiye’deki “Milli Veri” yasalarını esnetmek ve sistemleri küresel anlamda Londra merkezli bulut sistemlerine entegre etmek için, Ekonomiklik, siber güvenlik, "Hız" ve "Verimlilik" vadederek devletin stratejik ve mahrem bilgilerine ulaşmak için sürekli çaba içindedirler. Bilgisini bu ağa servis eder.
Sadece BBC Türkçe değil, Türkiye içindeki "ana akım" görünümlü bazı dijital mecraların başında bugün gelinen noktada, eski bağlantılar dışında dijital para ve karbon ayak izi takibi ile ilgili olarak sürekli yeni fikirler ve teknolojiler önerirler.
İngiliz Derin Devleti, bazı sektör aktörlerine göre, Türkiye'yi şu an bir "Dijital Panoptikon" (herkesin izlendiği ama izleyeni göremediği hapishane) olarak kurguluyor. Bu şekilde ülkeyi Dijital Commonwealt ülkesi ya da diğer bir deyişle Sanal sömürge yapmak istiyor. Unutmamak gerekir ki, Türkiye’nin yeni nesil dijital bankaları ve ödeme sistemleri, Londra borsasına kote olan SoftBank gibi dev fonların arkasındaki İngiliz aklıyla beslenir. Bu sadece ekonomi ile ilgili bir konu değil. Veriye sahip olan, herkesi, her şeyi yönetir. Bu şekilde pazarı da manipüle edebilirsiniz, siyaseti de. Yani seçmen tercihlerini de yönetebilirsiniz. Bugün artık, bir siyasetçinin popülaritesi mitinglerle değil, bu dijital ağların (algoritmaların) kime "yol verdiğiyle" ölçülüyor.
İDD’nin en büyük endişesi, bu dijital ağın dışına çıkan, dışında kalan "Analog ve Yerli" reflekslerdir. Onlar zayıf halkalardır ve sosyal bağımlılık dışında gelişecek olan sosyal bağışıklık ciddi bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin askeri yazılımları, HW konfigürasyonları kriptoloji çalışmaları gelecek açısından ön görülemeyen riskler oluşturabilmesi İDD için bir risk. Halkın dijital paradan kaçıp nakit veya fiziki varlıklara (altın, toprak) yönelmesi, Londra’nın "finansal takip" sistemini zor sokacaktır. Eğer Türkiye, kendi Chipini, HW ve SW’ini üretirken, Kendi National databasesini kurar, kendi işletim sistemi, security’isini işletecek olur, kendi sosyal ağlarını ve veri merkezlerini %100 yerli şifreleme ile korumaya başlarsa, Uluslararası sistemin bütün hayalleri boşa çıkar.
Türkiye "İklim, Enerji ve Yeşil Dönüşüm" maskesiyle Türkiye'nin sanayisini nasıl esir almaya çalıştığını ve bu işin başındaki, Büyükelçilik rezidanslarında ağırlanan yerli iş adamları ve bürokratlar, akademisyenlerden oluşan gölgelerde, alacakaranlık mekanların "İsimsiz Şövalyeleri"ni en çok tedirgin eden şey, üzerlerine ışık tutulması ve deşifre olmalarıdır. Bunlar için “Görünmezlik, en büyük güçtür." İngiliz aklının Türkiye'deki varlığı bir "işgal" değil, bir "ekosistem" yönetimidir. "Hiçbir yerde yoklar" çünkü onlar sistemin kendisi haline gelmişlerdir; tıpkı soluduğun havada olan ama göremediğin oksijen gibi. Hiçbir yerde yok olduklarını zannettiğinizde onlar her yerdedirler demektir.
"İsimsiz Şövalyeler"in, tarikatların ve sanayideki o görünmez elin anatomisini çıkaralım:
Bu kişiler genellikle ne bakan ne de milletvekilidir. Onlar; holdinglerin yönetim kurullarında "bağımsız üye", emekli büyükelçi, stratejik danışmanlık firması sahibi veya prestijli vakıfların başkanıdır. Bunlar İngiliz Büyükelçiliği Rezidansı ile Ankara’nın bürokratik koridorları arasındaki "sessiz kuryelerdir". Görünmezler çünkü resmi sıfatları yoktur. Bir iş adamı ile bir bürokratı Londra'da bir akşam yemeğinde buluştururlar; ihale şartnamesi orada sözlü olarak kararlaştırılır. Kaydı yoktur, izi yoktur.
Uluslararası sistem yolsuzluk ve rüveti sadece bir suç olarak görmez; bir "yönetim”i manipüle etmek için bir kaldıraç olarak kullanır. Unutmamak gerekir ki, bir iş adamı, bürokrat veya siyasetçinin karıştığı yolsuzluk ve rüşvet, Londra'daki istihbarat havuzunda bir "dosya"dır. "Dürüst" bir yöneticiyi yönetemezsiniz ama "kirlenmiş" bir yöneticiye her şeyi yaptırabilirsiniz. Bunlar yolsuzluğu "iş bitiricilik" veya "piyasa koşulları" adı altında normalleştirirler. Bu, devletin bağışıklık sistemini ve yargıyı içeriden çürütür. Eğer bir ülkede rüşvet sıradanlaşmışsa, o ülkenin anahtarı artık yerel iradede değil, o rüşvet trafiğini izleyen o, Şeytani “üst akıl’da"dır.
Siber işgal sadece ülkemizi değil, insanımızın aklını, kalbini, midesini, damarlarını hedef alıyor. Ve topyekûn saldırıya geçtiler. Bunlar Trans Hümanizm ve Neura Link, Nesneler arası iletişim teknolojisi ile, insan, hayvan ve makinayı entegre ederek Biyolojik insanın sonunu getirmek ve din, ahlak, gelenek, biyolojik cinsiyetten bağımsız yeni bir insan üretmek istiyorlar.
Bu serinin son yazısını inşallah yarın yazacağım. Aslında bu yazıma referans olan doküman 70 sayfa. Benim 3 günde anlatmaya çalıştığım konular bu dokümanın ilk 10 sayfasındaki konular. Selam ve dua ile