15 Nisan 2023’te Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Rapid Support Forces (RSF) arasında başlayan çatışmalar, kısa sürede bir iktidar kavgasının ötesine geçti. Darfur’dan Hartum’a uzanan hatta yaşananlar, artık iki askeri yapı arasındaki güç mücadelesi değil; bir toplumun dağıtılması, bir ülkenin içten çökertilmesi sürecidir.

Darfur’da özellikle Batı Darfur ve El Geneina çevresinde yaşananlar, hafızaları 2003’e götürüyor. Köylerin yakılması, sivillerin kimliklerine göre hedef alınması, toplu mezar iddiaları… Bu tablo, Sudan’ın geçmişte yaşadığı trajedinin yeni bir versiyonu gibi. Etnik gerilimler yeniden silaha dönüşmüş durumda. Cinsel şiddetin bir savaş aracı olarak kullanıldığına dair raporlar ise meselenin yalnızca askeri değil, toplumsal yıkım boyutu taşıdığını gösteriyor. Bu, nesiller boyu sürecek bir travma üretir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre milyonlarca insan yerinden edilmiş durumda. Darfur’dan Çad’a uzanan göç dalgası sadece Sudan’ı değil, Sahel hattını da kırılganlaştırıyor. Başkent Hartum’da ise tablo farklı değil. Hastaneler işlevsiz, mahalleler yağmalanmış, kamu düzeni çökmüş. Devlet var ama otorite yok.

RSF’nin yapısı bu krizin merkezinde duruyor. Bu yapı klasik bir ordu değil. Milis temelli, ağ tipi, ekonomik kaynak kontrolüne dayalı bir paramiliter organizasyon. Altın madenleri üzerinden sağlanan finansman, onu merkezi bütçeden bağımsız kılıyor. Yani bu savaş, sadece siyasi değil; aynı zamanda bir “savaş ekonomisi”nin ürünü. Barış ortamı RSF için güç kaybı anlamına geliyor. Çatışma sürdükçe varlığını tahkim eden bir model söz konusu.

Asıl sorun burada başlıyor. Sudan’da güvenlik özelleştirilmiş durumda. Devlet, silah tekeline sahip değil. Bir paramiliter güç hem ekonomik hem askeri hem de siyasi bir aktör haline gelmişse, o ülkede istikrar kalıcı olamaz. Bu sadece Sudan’ın değil, bölgenin de sorunudur.

Peki çözüm nerede?

Öncelikle uluslararası toplumun çifte standartlı yaklaşımı terk etmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler’in daha net ve bağlayıcı bir ateşkes çerçevesi oluşturması şart. Darfur bağlamında yürütülen soruşturmaların desteklenmesi, cezasızlık kültürünün kırılması için hayati önemde. Hesap verilebilirlik olmadan barış inşa edilemez.

Ancak mesele sadece dış müdahaleyle çözülemez. Sudan devleti güvenlik sektörünü yeniden yapılandırmadan, paramiliter yapıları sivil denetime açık bir çerçeveye oturtmadan kalıcı istikrar sağlayamaz. Devlet içinde devlete izin verildiği sürece kriz tekrar eder. Ayrıca Darfur’da toprak, kaynak ve yerel temsil meseleleri çözülmeden, yalnızca merkezde yapılacak bir siyasi uzlaşma yeterli olmayacaktır. Suriye’de olduğu gibi, devletin bir tane ordusu olmalı, terörist paramiliter yapılar tasfiye edilmelidir.

Sudan bugün bir yol ayrımında. Ya güvenlik reformu, hesap verebilirlik ve toplumsal uzlaşı üzerinden yeniden inşa süreci başlayacak ya da ülke fiili bölünme ve kalıcı savaş ekonomisine sürüklenecek.

Sudan’daki kriz bize bir gerçeği daha hatırlatıyor: Devlet zayıfladığında boşluğu hukuk değil, silah doldurur. Ve silahın olduğu yerde altın, altının olduğu yerde ise güç mücadelesi eksik olmaz.

Asıl soru şu: Dünya Sudan’ı bir kez daha seyretmeyi mi tercih edecek, yoksa gerçekten sorumluluk alacak mı?

Sudan’ın kaderi yalnızca Hartum’da değil, uluslararası vicdanın samimiyetinde de yazılıyor.