Bir önceki yazımızda Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruduğu, Şam yönetiminin ülkenin tamamında merkezi otoriteyi yeniden tesis ettiği birinci senaryoyu ele almıştık. Ancak Suriye'nin önündeki gelecek bundan ibaret değildir. Bugün sahadaki çok aktörlü yapı, farklı dış müdahaleler ve özellikle ülkenin güneyinde yaşanan gelişmeler, Suriye'nin başka istikametlere de sürüklenebileceğini göstermektedir. Bu nedenle meselenin yalnızca “Suriye yeniden birleşecek mi?” sorusuyla değil, “Birleşemezse nasıl bir Suriye ortaya çıkacak?” sorusuyla da değerlendirilmesi gerekiyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor. Çünkü bir devletin parçalanması her zaman sınırların değiştirilmesi veya resmî bağımsızlık ilanıyla gerçekleşmez. Bazen merkezî otoritenin aşınması, yerel silahlı yapıların güçlenmesi, dış aktörlerin himayesinde fiilî yönetim alanlarının oluşması ve düşük yoğunluklu çatışmaların kalıcı hâle gelmesi, ülkeyi görünüşte tek parça; gerçekte ise birbirinden kopuk güvenlik bölgelerine dönüştürebilir. Suriye'nin güneyinde başlayabilecek bir modelin kuzeye, kuzeydoğuya veya başka bölgelere emsal teşkil etmesi, yalnızca Suriye'nin geleceğini değil, Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik mimarisini de doğrudan etkileyebilir. Bu yüzden önümüzdeki tabloyu üç ihtimal üzerinden okumak gerekiyor: fiilî parçalanma, kontrollü gerilim ve bölgesel tırmanma.

İkinci senaryo: Kantonlaşma ve fiilî parçalanma

Asıl tehlikeli ihtimal ise budur. Bir bölgenin resmen bağımsız ilan edilmesine gerek yoktur.

Merkezi hükümetin etkisinin zayıfladığı, silahlı yapıların kendi güvenlik düzenini kurduğu, dış aktörlerin ekonomik ve askerî himayesine giren bölgeler ortaya çıktığında da devlet fiilen parçalanabilir.

Süveyda'da böyle bir modelin ortaya çıkması, yalnızca o bölgeyle sınırlı kalmayabilir.

Madem onlar ayrı bir yapı kurabiliyor, biz neden kuramayalım?” sorusu Suriye'nin başka bölgelerinde de ortaya çıkabilir.

Böylece Suriye;

Merkezî Devlet → Özerk Bölgeler → Silahlı Kantonlar → Dış Destekli Güvenlik Alanları

zincirine sürüklenebilir.

İşte Türkiye'nin dikkatle izlediği stratejik risklerden biri budur.

Çünkü kuzeyde veya güneyde oluşabilecek kalıcı ayrılıkçı yapılanmalar, zaman içinde birbirini besleyen bir güvenlik kuşağı meydana getirebilir.

Bu nedenle Türkiye açısından mesele sadece “Suriye'nin güneyinde ne oluyor?” değildir.

Asıl soru şudur: “Güneyde ortaya çıkacak model, kuzeyde hangi emsali oluşturacaktır?”

Üçüncü senaryo: Kontrollü gerilim

Bir başka ihtimal, tarafların doğrudan büyük bir savaşa girmeden karşılıklı baskı uyguladığı uzun süreli bir gerilim dönemidir.

Bu durumda;

· İsrail sınır güvenliği gerekçesiyle askerî varlığını sürdürür,

· Şam egemenliğini genişletmeye çalışır,

· Yerel gruplar kendi çıkarlarını korumaya yönelir,

· Ürdün sınır güvenliğini tahkim eder,

Türkiye ise Suriye'nin parçalanmasını önlemeye yönelik diplomatik ve güvenlik politikalarını güçlendirir.

Böyle bir tablo, savaş kadar görünür olmayabilir.

Fakat uzun vadede çok daha karmaşık sonuçlar doğurabilir.

Çünkü düşük yoğunluklu çatışmalar;

· Kaçakçılığı,

· Silahlı grupların hareketliliğini,

· Mülteci baskısını,

· Ekonomik istikrarsızlığı ve

· Dış müdahale alanlarını büyütebilir.

Dördüncü senaryo: Bölgesel tırmanma

En riskli senaryo ise güney Suriye'deki bir olayın bölgesel çatışmaya dönüşmesidir.

Bir hava saldırısı…

Bir sınır çatışması…

Bir silahlı grubun provokasyonu…

Bir yerel topluluğun hedef alınması…

Bunlardan herhangi biri kontrol edilemezse mesele kısa sürede Suriye sınırlarını aşabilir.

Nitekim Ankara'nın son dönemde yaptığı açıklamalar, Suriye'deki gelişmeleri yalnızca ikili bir mesele olarak değil, bölgesel istikrar ve uluslararası hukuk meselesi olarak ele aldığını gösteriyor.

Bu noktada Türkiye'nin önündeki temel hedef, savaşı büyütmek değil; savaşın Türkiye'ye doğru genişlemesini engelleyecek bir güvenlik ve diplomasi mimarisi oluşturmaktır.

Bir Sonraki yazıda devam edeceğiz.