GÜRBÜZ Azak Ustadan işitmiştim ilkin.

Yirmi dört ayar mutluluk olmaz” demişti.

O günden beri hafızamın en müstesna yerinde asılı durur bu düstur.

Kişi emek çeker, gayret gösterir, lazım gelen her meseleyi icap ettiği gibi yapar. Bütün bunlar yirmi dört ayar mutluluk için kâfi değil…

Muhakkak başka sebepler var.

Zaman var, zemin var…

Kişilerin duygu durumu dediğimiz kalbî mevsimleri var.

Dolayısıyla her dem zirve söz konusu değil.

HAYAT neşenin, zevkin, enginliğin olduğu kadar hüznün, kederin ve acının da toplamıdır.

Tahterevalli bir neşe tarafını bir keder istikametini aşağıya çekebilir.

Mühim olan ise her dem insan olabilmek ve öyle kalmayı başarabilmektir.

GERÇEKÇİ olmak her daim insanın yararınadır.

Umut güzeldir. Ayakta tutar. Tutundurur. Ancak gerçeklik sınırlarını taştığında ise beklenenden tam tersi sonuçlar verebilir.

Bu ise hülyaların hüsranla dağılması demektir.

Yaşam inişli çıkışlıdır.

Yüce dağları olduğu gibi derin dereleri de mevcuttur.

Tam bir saflık veya pürüzsüzlük beklemek nafiledir.

Kendini kırılganlıkların kucağına bırakmakla eş değerde bir tutumdur.

MUTLULUK için iç etkenler elden geçirilmelidir.

Tanımlar yapılmalıdır.

Kavramların içi doldurulmalı ve hayatın doğal akışıyla sağlıklı bir şekilde irtibatlandırılmalıdır.

Katıksız bir tatmin hissinin yaşanamayacağı şuuruyla mevcut olan duygu materyali sürekli tahkim edilmeli ancak zaman zaman kesikliklerin olabileceği hesaba katılmalıdır.

DIŞ etkenler de en az iç sebepler kadar mühimdir.

Hariçten gelen sert rüzgarlara karşı güçlü bir mukavemet geliştirilip inşa edilmemişse mutluluk seviyesinin alt seviyelerde kalacağı kabullenilmelidir.

Duygusal, aklî ve vicdanî kalkan önemlidir.

Hakkaniyet ölçülerinden sapmadan inşa edilen bu kalkanlar dikkatli, duyarlı bir zihin ve kalple desteklendiğinde şartların elverdiği ölçüde bir mutluluk mimarisi mümkündür.

GÜVENLİ alanının oluşturulması çiftlerin ve çocukların mutluluğu için elzem şartlardan birisidir.

Yirmi dört ayar mutluluk denirken kültür kodlarımız açısından altının güveni, sağlamlığı ve emniyette olmak bakımından mutluluğun simgesi olarak kullanılır.

Endişesiz, kaygı üretmeyen, tarafların birbirine yaslanarak geçirdiği zamanlar için altın vakitler diyebiliriz. Ne iç etkenlerin ürettiği sıkıntı ne de dış etkenlerin sızdırdığı menfilikler söz konusu değildir. Sadece kalplerin birbirine muhabbetle mukabelesi vardır.

BAHSİ geçen hususlar asgari şartlar kabul edilip insanın kendini bilgiyle, ilgiyle, merhametle, sevgiyle inşa etmesi şahsıyla barışık yaşamasının delilidir. Beklentilerini aklın ve hayat şartlarının onayını alacak seviyede tutması, beklentilerini hülyaların paraşütüne bağlamaması, kişilik özelliklerini de dikkate alarak yatkınlıkların hesap edildiği beraberlikler doyum sağlamaya sebeptir.

İşte buna mutluluk diyebiliriz.

SAHTELİK asla kapıya konulmamalıdır.

Mutlu olmak isteyenler her türlü yapaylıktan ıramalıdır.

Samimiyetin kerameti işte bu durumda mutluluk olarak açığa çıkar.

Gizem oyunları da çoğu defa kişiyi yapaylığa sürükleyebilir. Bu nedenle açıklık, içtenlik, mevcut olanın sarahatle açığa konulması insanın zemine sağlam basmasını temin eder.

İmkân ve risk muhasebesinde gizlenmiş veri bulunmaz.

Niyetler ortaklaşır ve sahih bir düzleme oturur.

Güvenin temeli sağlamlaşır.

Zihni pişmanlıkların acı veren tortusundan ortak hedef ve birleştirilmiş niyazlarla kurtulunur.

Birlikte yüz ve göz yıkanarak yeniden iman edilir. Psikolojik boşluklar giderilir.

Kullukta birbirini sınır ihlallerinden sakındırılır. İfrat ve tefrit dengesizliğine hudut çizilir. Dertler varsa dermanın da nereden isteneceğine birlikte ikrar verilir. Mutluluk ve keder sonsuz değildir. İnsana ve şartlara bağlıdır.

İman, ikrar, ihlas, sadakat ve vefa gibi altın değerlerin ebedi olmasına çalışılır.

İşte o zaman gerçek mutluluğun kapası aralanır.

Yirmi dört ayar olmasına zaten gerek yoktur.

Ayrıca hayatın doğasına da aykırıdır.

Ya Selam