PARA DEĞERİNİN DEĞİŞMESİ HALİNDE BORCUN ÖDENMESİ

(Gecikmeli borç ödeme meselesi)

Borç (karz) bir şeyi bedelinden fazla olmamak şartıyla ileride geri almak üze­re başkasına vermek"tir. Karzın (borç vermenin) meşruluğu sünnet ve icmâ delilleriyle sabittir. Borç vermenin sevap ve faziletiyle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Müslüman kardeşine iki kez borç veren bir müslüman, mutlaka onun birini sadaka vermiş gibi olur." (İbn Mâce, Karz, 59.)

“Kim Allaha güzel bir odunc cevirirse, malini Allah yolunda harcarsa,Allah bunu kat kat artirir. Ona degerli bir mukafat da vardir. “( Hadid:57/ 11)

İslam'da imkânı olduğu hâlde borcunu ödememek ve bunu geciktirmek büyük bir zulüm ve kul hakkı sayılır. Bunun cezası hem dünyevi hukuki yaptırımlar hem de ahirette ağır manevi ve ahlaki veballer olarak karşımıza çıkar.

İslam'a göre borcunu ödeyecek imkanlara sahip olan kişi özellikle o borç özelinde zengin sayılır. Zenginin ise borcunu alacaklısının rızası dışında ertelemesi Efendimiz (sas)'in beyanıyla 'zulümdür'.

Zira Allah Rasulu (sas) çok açık ve net;

"Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür." (Buhari, Havale, 1, 2.

Karz Akdiyle İlgili Hükümler

* Borç veren kişi alacağını güvence altına almak için rehin veya kefil is­temek, akid esnasında şahit bulundurmak gibi şartlar ileri sürme hakkına sa­hiptir.

* Akidle uyumlu olmayan şartları ileri sürmek sahih olmaz. Meselâ borç veren kişi, borç olarak verdiği paradan fazlasının kendisine geri ödenmesini talep edemez. Çünkü çıkar elde etmek amacıyla başkasına borç vermek ca­iz değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "(Sahibine) men­faat getiren her borç faizdir.”(Süyûtî, el-Câmiu's-Sagır, nr. 6336.)

Ama borç verme esnasında taraflar bu hususta bir şart koşmadıkları hal­de borçlu kişi, ödeme esnasında gönüllü olarak fazla ödemede bulunur veya alacaklıya herhangi bir şey hediye ederse bu, yukarıdaki hadisin kapsamına girmez ve bunun bir sakıncası da olmaz.Mücâhidin anlattığına göre Abdullah b. Ömer (r.a) bir miktar borç para al­dı. Bunu sahibine daha iyi bir şekilde (fazlasıyla) ödedi. Borç veren adam, "Bu verdiğimden fazladır" diyerek almak istemedi. Abdullah o adama, "Biliyorum, ancak içim bu şekilde rahatlayacak" dedi.( Mâlik, el-Muvatta', Büyü, 90)

Gecikmeli borç meselesi:

İslam âlimlerinin ittifakıyla karz (borç) veya alışveriş sonucu zimmette sabit olan altın, gümüş ile demir, buğday gibi misli malların misli ile ödenmesi gerekir. Fakihlerin çoğunluğu, altına veya gümüşe endeksli olmayan ister kâğıt ister metal olsun itibari para borçlarının da misliyle ödenmesi gerektiğini belirtmiş, bu paraların kıymetindeki artma veya azalmayı dikkate almamıştır.

Hanefî fakihlerinden İmam Ebû Yusuf’a, Malikî âlimlerinden Rahunî’ye ve Hanbelî mezhebinde aktarılan bir görüşe göre ise itibari paraların kıymetinde artma veya azalma

meydana gelmesi durumunda, borcun sabit olduğu tarihteki kıymet esas alınarak ödeme yapılabilir.

Ebû Yusuf’un bu ictihadı, Hanefî mezhebinde tercih edilen görüş hâline gelmiştir. Sonuç olarak, itibari paraların kıymetinde taraflardan birini mağdur edecek seviyede bir artma veya azalma meydana gelmesi durumunda borcun sabit olduğu tarihteki kıymet esas alınarak ödeme yapılabilir. Kıymetin belirlenmesinde rıza olmalıdır.

Yaptığımız Araştırma Neticesinde Fıkıh Mezheplerinin Görüşleri Bu Şekildedir:

Genel Bakış:

Borçların misliyle ödenmesi temel prensiptir. Ama bazen borcu değeriyle ödemek gerekebilir. Fakihlerin borç ile ilgili teması

— Borcu misliyle ödemek Mallar, mislî ve kiyemî olmak üzere ikiye ayırmıştır.

1-Mislî mal, değerini etkileyen önemli bir fark olmaksızın çarşı pazarda dengi bulunabilen maldır. Altın, gümüş, arpa, buğday ile bir fabrikanın belli standartta ürettiği mallar birer mislî maldır.

2- Çarşı pazarda dengi bulunamayan, bulunsa dahi önemli değer farkı olan mallara kiyemî mallar denir. Yazma kitaplar, el işi kaplar ve hayvanlar kiyemî mallardandır. Kiyemi mallar ile birimleri arasında farklılık bulunan mallar ödünç verilmez. Çünkü bunların dengini bulup geri ödemek imkansızlaşır . Ödünç alınan şey tüketilir ve yerine onun dengi sayılan bir başka şey verilir. Kullanmak üzere alınan mallara ödünç değil, ariyet denir. Kullanıp geri vermek üzere alınan keser, testere vs. aletler birer ariyet olarak kabul edilir.

—-Klasik Fıkıhta Temel Ayrım: Misli Ödeme ve Değer Tartışması

A-Hanefilerin Genel Görüşü :

Borç Alınan Miktarın Misli Ödenir

Hanefîlerden Ebu Yusuf’a göre, kıt ve pahalı iken ödünç alınan bir kile buğday, bol ve ucuz olduğu zaman bir kile buğday olarak ödenirse haksızlık olur. Bunu önlemek için bir başka cinsten, o buğdayın değerini ödemek icap eder. Ebu Yusuf’un prensibi şudur: Ödünç alınmış mislî malların kıymetleri, fiyatların yükselmesi veya başka bir sebeple artar veya eksilirse bunların, borç alma günündeki kıymetlerini ödemek icap eder . Ebu Yusuf’a göre, felsler veya mağşuş paralarla alış veriş yapılır veya borç alınır da sonra paranın değerinde düşme veya yükselme olursa borçlunun, alış verişin yapıldığı yahut borcun alındığı günkü değer üzerinden ödeme yapması gerekir .

Ebu Yusuf’un bu görüşü, Hanefi Mezhebi’nde müftâ bih olan yani tercih edilerek kendisiyle fetva verilen görüştür .

El-Fetava’t-Tatarhaniye’nin bildirdiğine göre Ebu Yusuf, paranın değeri düştüğü takdirde satıcının alış verişi feshedebileceğini de söylemiştir . el-Fetâvâ’l-Bezzaziye’de kiralamanın satım ve borç (deyn) gibi olduğu, nikâh akdi ile erkeğin yüklendiği mehir borcunu ödemek için nikahın kıyıldığı günkü dirhemlerin kıymetini vermek gerektiği belirtilmiştir .

Ebu Hanife’nin görüşü ise : Kıtlık ve pahalı olduğu bir zamanda ödünç alınan bir kile buğday, bol ve ucuz olduğu bir zamanda ödenirse, ayni özellikte bir kile buğday olarak ödenir. Çünkü borç, bir kile buğdaydan ibarettir. Onun piyasa fiyatı tarafların dışındaki bir olaydır . Bütün mezhepler, dinar ve dirhem olarak borçlanılması halinde borcun misliyle ödenmesi gerektiğini, fazlasının faiz olacağını kabul ederler. Görüş farkı sadece fels ve mağşuş para ile olan borçlanmalarda görülebilir. Felslerin veya mağşuş paraların değeri düşerse Ebu Hanife’ye göre ödemelerde bir değişiklik yapılmaz.

B—Hanbelî Mezhebinin Genel Görüşü

Hanbelîler borcun değeriyle ödenmesini, sadece dolaşımdan kalkmış para için kabul ederler. Çünkü ödünç alınan malda yeni bir kusur oluşursa alacaklının onu kabul etmesi gerekmez. Felslerin veya mağşuş paraların dolaşımdan kaldırılması, yeni bir kusur oluşması anlamına gelir. Bunu şöyle ifade ederler: “Borç, fels veya kırık (mağşuş) para ile olur da sultan parayı dolaşımdan kaldırır ve onunla işlem terk edilirse alacaklının hakkı, onun değeridir.

Borçlu parayı kullanmış olsa da olmasa da fark etmez. Çünkü para onun mülkünde iken kusurlu hale gelmiştir .”

Fakihlerin önemli bir kısmına göre karzda esas olan, alınan malın veya paranın mislini geri vermektir. Bu görüşe göre paranın piyasa değerinin yükselmesi veya düşmesi, borcun miktarını tek başına değiştirmez.

‎«قد ذكرنا أن المستقرض يرد المثل في المثليات، سواء رخص سعره أو غلا، أو كان بحاله.»

“Borç alan kişi mislî mallarda misli geri verir; fiyatı ister düşmüş, ister yükselmiş, ister aynı kalmış olsun.”²

‎«وأما رخص السعر فلا يمنع ردها، سواء كان كثيرًا أو قليلاً؛ لأنه لم يحدث فيها شيء، إنما تغير السعر.»

“Fiyatın düşmesi, onun mislinin geri verilmesine engel değildir; çünkü malın kendisinde bir değişiklik olmamış, sadece fiyatı değişmiştir.”³

Bu görüş esas alınırsa, örneğin 100.000 TL borç alınmışsa, ödeme tarihinde paranın satın alma gücü düşmüş olsa bile kural olarak 100.000 TL geri verilir.…⁴

Hanbelîlerin şu ifadesi konuyu daha da netleştirmektedir: Paranın değerinin düşmesi borcu ödemeye mani olmaz, isterse düşüş çok olsun.

Mesela, 10’u bir dânike satılırken 20 si bir dânike inse yahut değer kaybı daha az da olsa sonuç değişmez. Çünkü paranın kendine bir şey olmamış, sadece değeri değişmiştir. Bu, borç alınan buğdayın değerinin artmasına veya azalmasına benzer .

Ancak

Hanbelilerin büyük alimlerinden

İbn Kudâme şöyle der:

«وإن كان القرض فلوسًا أومكسرة

فحرمها السلطان وتركت المعاملة بها، كان للمقرض قيمتها.»

“Eğer para tedavülden kaldırılır ve onunla işlem yapılmazsa, alacaklı onun değerini alır.”

C—Mâlikî Mezhebin Genel Yaklaşımı

Mâlikî mezhebinde el-Müdevvene’de fels borcuna ilişkin olarak şu ifade yer alır:

‎«إنما يرد ما أخذ ولا يلتفت إلى الزيادة.»

“Alınan ne ise o geri verilir;

meydana gelen artış dikkate alınmaz.”⁵

Malikîlerin : “Fels veya nakitten (yani dinar veya dirhemden) oluşan bir borç, ister ödünçten isterse başka sebepten doğmuş olsun, bu paraların dolaşımdan kalkmasından veya bunlarda değişiklik olmasından sonra dahi önceki emsaliyle ödenir .”

- Mâlikî Mezhebi Malikîlerin görüşü de Hanbelîlerin görüşüne yakındır. Ancak onlar, paranın değeriyle ödenmesi için eski paranın bulunamamasını şart koşarlar. Eğer eski paradan bulunabiliyorsa o ödenir. Çünkü borçların misliyle ödenmesi esas prensiptir. Değeri ile ödenecekse değer tespiti, paranın bulunamadığı gün ile ödeme gününden hangisi daha yakınsa ona göre yapılır. Mesela para ayin ilk gününde dolaşımdan kalkmış veya durumu değişmiş ve borcun ödeme süresi de ayin sonunda dolmuşsa paranın değeri ayin son gününe göre hesap edilir. Ödeme günü ayin başında, paranın bulunamaması da ayin sonunda ise paranın bulunamadığı günkü değerini ödemek gerekir. Borcun vadesi ertelenir ve para birinci vadede bulunamaz hale gelirse birinci vadedeki kıymeti ödemek gerekir. Çünkü böyle durumdaki bir borç ancak kıymeti karşılığında ertelenir. Paranın yok olmasından önce ve sürenin dolmasından sonra borç ertelemesi yapılmış ve para bulunamaması erteleme süresi içinde olmuşsa ikinci sürenin dolduğu günkü değeri ödemek gerekir. Paranın bulunamaması ikinci sürenin dolmasından sonra olmuşsa paranın bulunamadığı günkü değeri ödemek gerekir. Bu hükümler borçlunun ödemeyi keyfi olarak geciktirmediği durumlar içindir. Eğer borçlu keyfi dolarak ödemeyi geciktirirse (mumâtale/imkan olmasına rağmen borcu ödememek)aldığı mali ödemesi icap eder. Çünkü mumâtalede bulunmakla haksizlik etmiş olur

D—Şâfiî mezhebi

Şafiî mezhebine göre misli bir mali ödünç alan, ödeme zamanında, değerindeki değişmeyi dikkate almadan onun mislini ödemelidir. Kıymeti önemli ölçüde düşmüş ve pek az bir değere inmiş olsa da netice değişmez. Çünkü asil olan borcun mislini ödemektir .

Şafiîler felsleri ticaret malı (uruz) sayarlar. Felsin bir mala bedel olması malların takasında birinin diğerine bedel olması gibidir. Dolaysıyla dolaşımdan kalkmış da olsa, fels ile olan borçlar misliyle ödenir .

Şafii mezhebinde de temel ilke mislin iadesidir.

Süyûtî şöyle nakleder:

«وقد تقرر أن القرض الصحيح يرد فيه المثل مطلقًا… سواء زادت قيمته أم نقصت.»

“Geçerli karzda mislin mutlak olarak geri verilmesi esastır; değeri artsa da azalsa da fark etmez.”

Nevevî de benzer şekilde:

«فليس له إلا النقد الذي أقرضه.»

“Alacaklıya ancak borç verdiği para verilir.”

Ancak:(كساد)

Para tamamen tedavülden kaldırılırsa bu takdirde durum değişir:

Genel kural misli ödeme olmakla birlikte önemli bir istisna vardır:

—Sadece değer kaybı olursa misli ödenir

— Paranın tamamen tedavülden kalkması → kıymet esas alınır.

ŞAFİİ MEZHEBİN GENEL MUTALAASI

«ولو أقرضه نقدًا، فأبطل السلطان المعاملة به، فليس له إلا النقد الذي أقرضه.»

“Bir kimseye para borç verse, sonra devlet o parayla muameleyi geçersiz kılsa, alacaklıya ancak

borç verdiği paranın kendisi/misli gerekir.”

Şafiî Mezhebi Şafiîlerde borcun değeriyle ödenmesi kavramı vardır. Borçlanılan misli mal büsbütün değersizleşirse borcun doğduğu günkü değer üzerinden ödemede bulunmak gerekir. Mesela bir kişi çölde birinin suyunu gasbetse, sonra suyun kıymetsiz olduğu bir yerde, bir ırmak kenarında suyun mislini ödemeye kalkışsa bu kabul olunmaz. Suyun çöldeki değerini vermesi icap eder . Onlarda, Ebu Yusuf’un görüşüne uygun olarak, misli malların, ödünç alındığı günkü kıymetinin ödenmesi görüşü de vardır. Ancak bu, mezhep içerisinde zayıf bir görüştür (denildi= ) sözüyle ifade edilir . Şafiî Mezhebi’nin konuya ilişkin bir başka görüşü şöyledir : “Malda olan eski bir ayıp sebebiyle müşteri mali geri verip satışı bozabileceği gibi satıcı da paradaki eski bir ayıp sebebiyle parayı geri verip satışı bozabilir. Eski ayıp, satış anında var olan veya teslim almadan önce meydana gelen ve satışın feshine kadar devam eden değer düşürücü şeydir .

Şafiî mezhebine mensup fakihler; alışverişteki hıyar-i aybın yani kusurluluk muhayyerliğinin, satılan malla ilgili kısmına ağırlık vermişler ve bunu şöyle açıklamışlardır: “Genellikle parada dalgalanma olmaz. Dolayısıyla değerinin düşmesi pek az görülür .” Bu gerekçe onların yaşadıkları devir için doğru ve geçerlidir.

Para, Ya muayyen veya zimmette olur. Muayyen olur da satıcı parayı, ondaki bir ayıp sebebiyle geri verirse akit bozulur. Para zimmette ise, onda meydana gelen ayıp akdi bozmaz. Bu durumda değer farkını ödemek gerekir . Ödeme peşin yapılmazsa parada meydana gelen ayıp satışın bozulmasına sebep olmaz. Sadece değer farkı ödenir. Konumuz zaten peşin ödemelerle ilgili olmadığından Şafii Mezhebi’ni bu görüşü üzerinde biraz durmak icap eder.

Ayb: Maksada engel olacak şekilde, bir şeyin kendini veya değerini azaltan her şeydir. Şartı, bunun o malda genellikle olmamasıdır. Aybın akit sırasında var olması ile teslimden önce meydana gelmesi aynıdır. Bu ölçülere göre enflasyon bir ayıp sayılır mı? Sayılmazmı görüş birliği yoktur.

Enflasyon farkı, paranın alım gücündeki erimeyi telafi etmek ve anaparanın reel değerini korumak için eklenen denkleştirme bedeli olarak kabul görenler vardır.

Satıcı bu durumu bilerek malını sattığından neticesine katlanır. Ancak borcunu zamanında ödemeyenlerden ödeme gününden itibaren meydana gelecek değer kaybının istenmesinin uygun olacağı anlaşılıyor. Çünkü bu, maksada engel olacak bir değer düşüşüdür. Yukarıdaki tarife göre, aşırı enflasyon parada ayıp sayılmalı ve normalin üzerinde meydana gelen değer kaybı borçluya ödettirilmelidir.

HANEFİ MEZHEBİNİN FARKLI DEGERLENDİRMESİ

Hanefî kaynaklarında bu mesele daha ayrıntılı ele alınmış ve imamlar arasında farklı değerlendirmeler nakledilmiştir.

a) İmam Ebû Hanîfe

Esas yaklaşım, borç alınan şeyin mislini iade etmektir.

b) İmam Ebû Yûsuf

‎«عليه قيمتها من الدراهم يوم القبض وعليه الفتوى.»

“ Karzda borcun, kabz günündeki değeri esas alınır ve fetvâ da bunun üzerinedir.”⁹

Burada özellikle “يوم القبض – kabz günü” ifadesi önemlidir. Buna göre karz bakımından, paranın borç verene/borç alana teslim edildiği günkü değer ölçü olarak alınmaktadır.

c) İmam Muhammed

‎«قيمتها في آخر يوم رواجها وعليه الفتوى.»

“ Paranın tedavülde bulunduğu son günkü değeri esas alınır ve fetvâ buna göredir.”¹⁰

—-Ebû Yûsuf’un Görüşünün Önemi

Ebû Yûsuf’a nispet edilen yaklaşımın dikkat çekici yönü, borcun sadece nominal rakamını değil, borç alınan paranın belirli şartlar altında ekonomik değerini dikkate almasıdır. Bu yaklaşımın amacı, paranın olağanüstü biçimde değer kaybetmesi durumunda borç verenin karşı karşıya kalabileceği kaybı dikkate almaktır.

Bununla birlikte bu yaklaşım, borç akdinin başında şart koşulan bir fazlalık anlamında faiz değildir. Mesele, sonradan ortaya çıkan değer değişikliğinin borcun ifasına nasıl yansıtılacağı meselesidir. Bu ayrım fıkhî açıdan son derece önemlidir.

: أن آخذ الفلوس قرضًا أو المشتري بها، إذا تغيرت قيمتها أو كسدت قبل قبضها، يرد قيمتها يوم القبض بالذهب أو الفضة.»

“ Para (fels) borç alınır veya onunla alışveriş yapılır; borç alınan/akdin yapıldığı paranın değeri değişir veya tedavülden kalkarsa, borçlu ödeme günündeki değerini altın veya gümüş ile takdir edilir.”

—-Ebû Yûsuf’un Görüşünün Temel İlkesi:

Günümüzde kâğıt paraların ve özellikle enflasyon sebebiyle satın alma gücünün ciddi şekilde değişmesi, borç ve karz akitlerinde önemli bir fıkhî mesele ortaya çıkarmaktadır.

Bir kimse bugün belirli miktarda para borç alır, fakat uzun bir süre sonra borcunu öderse ve bu süre içerisinde paranın satın alma gücü önemli ölçüde düşerse şu soru ortaya çıkar: Borçlu sadece aldığı para miktarını mı geri verecektir, yoksa borcun alındığı tarihteki değerini mi ödeyecektir?

Meselâ bir kişi 100.000 TL borç almış ve birkaç yıl sonra bu paranın satın alma gücü büyük ölçüde düşmüşse, borçlu sadece 100.000 TL mi verecek, yoksa borç aldığı günkü değeri koruyacak bir miktar mı ödeyecektir?

İşte net çözüm:

: أن آخذ الفلوس قرضًا أو المشتري بها، إذا تغيرت قيمتها أو كسدت قبل قبضها، يرد قيمتها يوم القبض بالذهب أو الفضة.»

“ Felsleri(bir miktar para) borç alan kimse —veya bunlarla alışveriş yapan kimse— bunların değeri değişir veya tedavülden kalkarsa, teslim alma günündeki değerini altın veya gümüş üzerinden öder.”¹¹

Metinde ayrıca örnek olarak, 10.000 fels borç alan kimsenin, borcun alındığı gün bu miktarın altın karşılığının 20 dinar olması hâlinde 20 altın dinar üzerinden değerlendirme yapılması açıklanmaktadır. Bu örnek, görüşün temel mantığını açık biçimde göstermektedir: Hesaplama, borcun alındığı gündeki ekonomik değeri koruma düşüncesine dayanmaktadır.¹¹