Ceuta (Sebte) ve Melilla: Avrupa'nın Afrika'daki Son Kaleleri mi?

Akdeniz bir kez daha insanlığın vicdanını sarsıyor…

Sebte (Ceuta) kıyılarında yaşanan son göç faciası, Avrupa'nın Afrika'daki iki küçük toprağını yeniden dünya gündemine taşıdı. İlk bakışta birkaç kilometrekarelik bu şehirler sıradan sınır yerleşimleri gibi görünse de, gerçekte beş asırlık tarihin, uluslararası hukukun ve Akdeniz jeopolitiğinin düğüm noktalarıdır.

Öncelikle sık yapılan bir kavram hatasını düzeltelim. Ceuta ve Melilla çoğu zaman "enklav" olarak anılır. Oysa coğrafi ve hukuki açıdan bunlar "kıyı eksklavı (semi-exclave)" niteliğindedir. Yani İspanya'nın ana karasıyla kara bağlantısı bulunmayan, ancak Akdeniz'e açılan ve anayasal olarak İspanya'nın ayrılmaz parçası kabul edilen topraklarıdır. Aynı zamanda Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluştururlar.

Bu şehirlerin hikâyesi modern sömürgecilikten bile eskidir. Ceuta, 1415 yılında Portekiz tarafından ele geçirildi. 1668 Lizbon Antlaşması ile resmen İspanya'ya bırakıldı. Melilla ise 1497'den beri kesintisiz İspanyol yönetimindedir. Madrid'in temel argümanı da budur: "Bu şehirler, modern Fas Devleti kurulmadan yaklaşık dört buçuk asır önce İspanya toprağı olmuştur."

Rabat ise aynı görüşte değildir. Fas, Ceuta ve Melilla'yı "işgal altındaki Fas toprakları" olarak görmekte ve durumu İngiltere'nin Cebelitarık üzerindeki egemenliğine benzetmektedir. İspanya ise bunun sömürgecilik değil, tarihî egemenlik meselesi olduğunu savunmaktadır.

İşte tam da bu nedenle Ceuta ve Melilla, uluslararası hukukun en tartışmalı dosyalarından biridir. Bir tarafta ülkesel bütünlük ve sömürgesizleştirme ilkesi, diğer tarafta ise tarihî egemenlik, devlet halefiyeti ve etkin yönetim ilkeleri bulunmaktadır. Yaklaşık beş yüz yıldır kesintisiz İspanyol yönetiminde bulunan bu şehirler konusunda Birleşmiş Milletler de bugüne kadar kesin bir çözüm üretememiştir.

Ancak bugün mesele yalnızca egemenlik tartışması değildir. Göç, artık insani bir kriz olmanın ötesinde, devletlerin kullandığı jeopolitik bir baskı aracına dönüşmüştür. Fas'ın sınır kontrollerini gevşetmesi veya sıkılaştırması, çoğu zaman Madrid ve Brüksel'e verilen stratejik bir mesaj olarak yorumlanmaktadır. Ceuta ve Melilla'nın tel örgülerine yönelen her kitlesel göç hareketi, Avrupa Birliği'nin güvenlik politikalarını doğrudan etkilemektedir.

Bu göç patlaması olayının perde gerisinde, günümüzde İspanya’nın Filistin’i tanımasının ve Gazze Soykırımındaki karşıtlığı İsrail’i ciddi derecede rahatsız etmiş olmasıdır. Ayrıca, İspanya’nın 1492’lerde Yahudilere Engizisyon mahkemelerinde idam ve sürgün kararı çıkarması ile, günümüzde de, ABD & İsrail ikilisinin İran’la savaşında İspanya’nın üslerini ABD’ye kullandırmak istememesi ve NATO harcamalarını artırmada isteksiz davranması gibi olayların olduğunu görmek gerekir. Göç patlaması kıvılcımının nasıl oluştuğunun detaylarını, ABD’nin Fas’ın arkasında yer alarak, İspanya’ya karşı nasıl bir rövanş peşinde olduğunun şifrelerini bir başka yazımıza bırakarak yine göç olayına dönelim.

Bu denklemde Cezayir de sessiz ama önemli bir aktördür. Ceuta ve Melilla üzerinde hak iddiası bulunmamasına rağmen, Batı Sahra meselesi nedeniyle Fas ile yaşadığı rekabet ve Avrupa'nın enerji güvenliğindeki rolü, Cezayir'i bu jeopolitiğin vazgeçilmez parçalarından biri hâline getirmektedir. Madrid ile Rabat arasında yaşanan her gerilim, Cezayir'in enerji diplomasisini güçlendiren yeni fırsatlar doğurmaktadır.

Sonuç olarak Ceuta ve Melilla, birkaç kilometrekarelik iki şehirden ibaret değildir. Buralar; Avrupa'nın Afrika'ya açılan kapısı, NATO'nun güney kanadındaki ileri karakollarından biri, göç yollarının kilit noktası ve Akdeniz'deki büyük güç rekabetinin sembolüdür.

Sebte kıyılarında yaşanan her trajedi bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Akdeniz'de tarih henüz sona ermedi. Çünkü bazen birkaç kilometrekarelik bir toprak parçası, kıtaların kaderini etkileyecek kadar büyük jeopolitik anlamlar taşıyabilir.

Bu yüzden Ceuta ve Melilla meselesi, yalnızca İspanya ile Fas arasındaki bir sınır anlaşmazlığı değil; Avrupa, Kuzey Afrika ve Akdeniz'in geleceğini şekillendiren stratejik bir dosya olmaya devam edecektir.