“Siyaset, iyi olanların değil, iyi oynayanların sahnesidir.”

Yaşar ÖZKAN

Bazen bir cümle, bir dönemin fotoğrafını çekmeye yeter.

Siyasette öyle zamanlar vardır ki; hakikatten çok algı, hizmetten çok gösteri, şahsiyetten çok maharet, davadan çok hesap öne çıkar.

İyi konuşan kazanır, iyi rol yapan görünür, iyi oynayan alkışlanır.

Peki ya iyi olanlar?

İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

Biz bu anlayışı kader olarak kabul etmiyoruz.

Siyaset, iyi oynayanların değil; iyi olanların sahnesi olmalıdır.

Çünkü siyaset bir tiyatro sahnesi değildir.

Milletin geleceğinin, çocuklarımızın yarınının ve ülkemizin kaderinin emanet edildiği makamlar; rol yapma, görüntü verme ve kişisel hesapların yürütüleceği yerler değildir.

Siyaset, her şeyden önce ahlak, şahsiyet, samimiyet ve sorumluluk işidir.

Biz siyaseti iyi oynayanlarla değil, iyi olanlarla yapacağız.

Çünkü milletin geleceği, siyasetçilerin maharetinden önce şahsiyetine emanettir.

Eğer siyaset, iyi insanların değil de iyi rol yapanların sahnesine dönüşmüşse orada artık siyaset değil, tiyatro vardır.

Biz tiyatroya değil, hakikate talibiz.

Bizim için “onun bunun adamı” olmak değil, dava adamı olmak önemlidir.

Çünkü insanları makamlara taşıyan ilişkiler olabilir; fakat tarihe mal eden şey şahsiyettir.

Siyasetçi koltuğu kazanabilir.

Dava adamı ise gönülleri kazanır.

Koltuk geçicidir.

Makam geçicidir.

Mevki geçicidir.

Ama insanın arkasında bıraktığı ahlakı, sözü, duruşu ve hizmeti kalıcıdır.

HESABÎ DEĞİL, HASBÎ SİYASET

Siyaset hesap işi değil, nasip işidir.

Bugün makamda olan yarın olmayabilir.

Bugün alkışlayanlar yarın sırtını dönebilir.

Bugün açılan kapılar yarın kapanabilir.

Fakat Allah’ın rızası için yapılan hizmet, millet için verilen mücadele ve hak uğruna gösterilen direnç hiçbir zaman boşa gitmez.

Onun için bu yolu hesabîlerle değil, hasbîlerle yürümek gerekir.

Kendisi için makam arayanlarla değil, millete hizmet için makamın yükünü omuzlayanlarla…

Öne çıkmak isteyenlerle değil, gerektiğinde geri planda kalıp davanın yükünü taşıyanlarla…

Çünkü dava adamı, “Ben ne kazanacağım?” diye sormaz.

“Millet ne kazanacak?” diye sorar.

ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT

Milli Görüş siyasetinin temelinde boşuna “Önce Ahlak ve Maneviyat” ilkesi yoktur.

Çünkü ahlak yoksa güç yozlaşır.

Maneviyat yoksa makam, amaç haline gelir.

Makam amaç haline gelirse dava araç olur.

Dava araç olursa millet kaybeder.

İşte bu yüzden siyaseti yalnızca matematik, strateji ve güç dengelerinden ibaret göremeyiz.

Siyaset aynı zamanda bir vicdan meselesidir.

İnsan, makamını kaybetmemek için sözünden vazgeçebilir.

Ama dava adamı, sözünden vazgeçmemek için makamını kaybetmeyi göze alabilir.

Aradaki fark işte budur.

“ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA İÇİN FIRILDAK OLMAYA GEREK YOK”

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun şu sözü, siyasette şahsiyet sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya yeter:

“Üç günlük dünya için fırıldak olmaya gerek yok.”

Gerçekten de gerek yok.

Bir makam için yön değiştirmeye…

Bir koltuk için dün söylediğini bugün inkâr etmeye…

Bir menfaat için dostunu, yol arkadaşını ve davasını yarı yolda bırakmaya…

Değmez.

Çünkü siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, itibarı ve şahsiyetidir.

SİYASETİ ÖNEMSEMEYENLERİN BIRAKTIĞI BOŞLUĞU BAŞKALARI DOLDURUR

Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın siyaset anlayışında da siyasetten uzak durmak değil, siyaseti ahlak ve dava şuuru ile yapmak vardır.

Onun sıkça aktarılan şu sözü bunun önemini ortaya koyar:

“Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir.”

Öyleyse meydanı boş bırakamayız.

Siyaseti sadece iyi oynayanlara bırakamayız.

Çünkü biz siyasetin bir oyun olduğuna inanmıyoruz.

Siyaset, milletin kaderine sahip çıkma mücadelesidir.

BİZ OYUNU BOZMAYA GELDİK

Evet…

Oyunu kuranlar olabilir.

Oyunun kurallarını kendi menfaatlerine göre değiştirenler olabilir.

Siyaseti bir sahne, makamları birer dekor, insanları da birer figüran olarak görenler olabilir.

Ama herkes bilmelidir ki:

Biz o sahnede rol almaya gelmedik.

Biz başkasının yazdığı senaryoyu oynamaya gelmedik.

Biz alkış almak için değil, milletin yükünü omuzlamak için yola çıktık.

Çünkü artık oyunu iyi oynayanlara değil, oyunu bozacak kadar cesur; düzeni değiştirecek kadar kararlı; davasına sadık insanlara ihtiyaç var.

Ve biz şuna inanıyoruz:

Oyunu değil, düzeni değiştirmek gerekir.

Rol yapmak değil, iz bırakmak gerekir.

Koltuk kazanmak değil, gönül kazanmak gerekir.

Günü kurtarmak değil, geleceği kurmak gerekir.

İşte bizim siyaset anlayışımız budur.

Biz siyaseti iyi oynayanlarla değil, iyi olanlarla yapacağız.

Çünkü bizim siyasetimiz rol değil, dava siyasetidir.

Ve unutulmasın:

Siyaset iyi oynayanların sahnesine dönüşmüşse, biz o sahnede figüran olmayacağız.

Oyunu kuranlara değil, oyunu bozanlara talibiz.

Çünkü biz sahneye rol almaya değil;

oyunun kurallarını değiştirmeye çıktık.

Ve evet…

İşte biz bu oyunu bozarız.