Zaman, önüne kattığı her şeyi alıp götüren amansız bir nehir gibidir; ancak bazı insan isimleri vardır ki, o nehrin coşkun sularında silinmek yerine zamana direnen çınar kökleri gibi hafızalara tutunur. Türk bürokrasisinden, milletin gönül hanesinden bir Recep Yazıcıoğlu geçti…

Takvimler 8 Eylül 2003’ü gösterdiğinde, fani dünyadaki koşusunu tamamlayıp ebediyet alemine göç eden o sıra dışı adamın ardından koca bir millet içtenlikle gözyaşı döktü. İster "Süper Vali" deyin, ister "Efsane Vali"... O, makam koltuklarının soğukluğunu, devletin somurtkan ve hantal bürokratik çehresini yıkan; milletin içinde, milletle beraber soluk alıp veren sıcak bir candı.

36 yaşında Türkiye’nin en genç valisi olarak atandığı Tokat’tan Aydın’a, Erzincan’ın ulaşılamaz denilen dağ köylerinden Denizli’nin bereketli topraklarına kadar bastığı her yerde bir iz bıraktı. Tokat’ta devlet-millet iş birliğiyle inşa ettirdiği okul derslikleri, Erzincan’da Fırat’ın hırçın sularına vurduğu neşter ve dillere destan Başpınar Köprüsü, Fırat’ta yaptığı rafting hamleleri, "Sil Baştan" diyerek sisteme yönelttiği cesur eleştirileri… Hepsi ama hepsi tek bir mefkûre içindi: Milletin mutluluğu ve memleketin selâmeti.

Gazeteci büyüğümüz Sami ÖZEY beyefendi merhum valimizle bir radyo programı sırasında yaşadıkları bir hatırasını şöyle anlatıyor:

“İşte o güzel insanı, aramızdan ayrılışının sene-i devriyesinde anarken, geçmişte yaşadığımız ve ruhumda derin izler bırakan o son radyo muhabbetimizi yeniden hatırlamanın hüznü kaplıyor içimi. 2003 yılının Mayıs ayıydı. Rahmetli Vali Bey, AK Parti iktidarı döneminde atandığı Denizli Valiliği görevini yürütüyordu. Kitap fuarlarındaki sohbetlerimizin, radyo programlarımızdaki dertleşmelerimizin üzerine, o gün canlı yayında yine 30 dakikalık buram buram vatan sevgisi kokan bir muhabbeti geride bırakmıştık. Sözünü sakınmayan, lafı evirip çevirmeden dosdoğru söyleyen dost yürekli Vali Bey’e programın sonunda güzel bir veda hediyesi sunmak istedim: Bir şarkı…

Normalde çalınacak eserleri kılı kırk yararak kendim seçerdim. Fakat o gün, sanki gizli bir el zihnimi perdelemişçesine bunu unutmuştum. "Değerli Valim, size bir eserle vedâ ediyorum" dedikten hemen sonra camın arkasındaki tonmaysterim panikle canlı yayını kesip, "Sami Bey, şarkıyı seçmediniz ki!" deyiverdi. Zaman dördü gösteriyordu. "Ne yapalım, kafana göre seç bir tane" dedim. Ve yayına bir Türk Sanat Müziği eseri girdi.

O yayın, rahmetliyle bu dünyadaki son serleşmemiz, son helalleşmemizmiş meğer…

O radyo programında birkaç ay sonra, 2 Eylül 2003’te Eskişehir-Ankara yolundaki o talihsiz kaza meydana geldi. İki günlük bitkisel hayatın ardından, 8 Eylül’de Rahmet-i Rahman’a kavuştu efsane Valimiz. Haberi aldığımda yüreğime oturan o ağır kederle hemen o son radyo kaydını açtım. Şifasını arayan bir hüzünle dinledim sohbetimizi ve nihayet tonmaysterin o an telaşla, "rastgele" seçtiği şarkıya geldi sıra…

Radyodan yükselen o Uşşak makamındaki nağmeler, adeta tüylerimi diken diken etti:

"Ömrün şu biten neşvesi tâm olsun erenler / Son meclisi a'lâ eden itmâm olsun erenler..."

Sözleri cihan şairi Yahya Kemal Beyatlı’ya, bestesi Süleyman Erguner’e ait bu mübarek eserin son dizeleri çalarken gözyaşlarımı tutamadım:

"Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde... / Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler!.."

Tesadüf (ki esasında kainatta tesadüf diye bir şey yoktur, ancak tevafuk) dedikleri şey, bazen kaderin en ince nakışıdır. Meğer biz, Türk milletinin gönlünde taht kurmuş o koca yürekli adama kendi kelamımızla değil, kaderin söylettiği bir veda şarkısıyla veda etmişiz. Bizim bilmediğimizi kader biliyordu; evvel giden ahbapların yanına bir yiğidin daha yola çıktığını...

Kadim geleneğimiz "Kişi sevdiğiyle beraberdir" buyurur. Milletinin derdiyle dertlenen, kimselere eyvallah etmeden doğrunun peşinden koşan, makamın gururuna değil milletin hizmetine talip olan Recep Yazıcıoğlu Valimizi sevmek; vefayı, dürüstlüğü ve adamlığı sevmektir.

Ruhu şad, mekânı cennet, makamı âlî olsun. Önden giden o güzel ahbaba bizden de bin selam olsun erenler... Evet dostlar, rahmetliyle meğer son sohbetimizi bir ayrılık şarkısıyla noktalamışız..

Ve son sözü biz değil, şarkının güftesindeki o manâ dolu dizeler söylemiş..

Allah gani gani rahmet eylesin..

Makâmı âlî, mekânı cennet olsun..

Vesselâm.”