Bir milletin ruh kökü, geleceğini teslim ettiği sınıflarda şekillenir.
Kürsü, alelade bir ahşap parçası değildir; bir irfan makamıdır. Ancak bugün o makamların arkasına saklanan ideolojik körlük, manevi değerleri içten içe kemiren bir nankörlüğe ve sokak anarşizmine dönüşmüşse, durup derinden bir muhasebe yapma vakti gelmiş ve hatta geçiyor demektir.
Birkaç yıl önce bir İmam-Hatip Lisesi’nde ömrünü tüketen muhafazakâr bir muallim dostum, içini acıyla dökerek şöyle demişti: "Okulda 60’a yakın öğretmeniz. Teneffüs zili çaldığında öğretmenler odasından öyle fütursuz bir nefret, öyle ağır siyasi ve ideolojik saldırılar yükseliyor ki... Ben ve bir kadın hoca arkadaşım, o manevi tahribata şahit olmamak için odadan içeri adım atamıyoruz."
İşin en trajik tarafı ne biliyor musunuz? O odada oturanların yarısı ilahiyat mezunu, yani o çocuklara İslam’ın ahlakını anlatması gereken meslek dersi hocaları. Ya yükselen o karanlık koroya gönüllü niyetine eşlik ediyorlar ya da bir köşede sessizce sinsiliği besliyorlar.
Kimse bu ülkenin öğretmeninden bir iktidar borazanı olmasını, sorgusuz sualsiz biat etmesini beklemiyor. Ancak bu topraklarda dindara nefes aldırmış, evlatlarımızın başörtüsü zulmünü tarihin çöplüğüne gömmüş, asırlık zincirleri kırıp Ayasofya’yı aslına rücu ettirmiş bir iradeye karşı, İmam-Hatip çatısı altında amansız bir kin ve husumet gütmek, en hafif tabirle küfran-ı nimet değil midir? Nankörlük, bu toprakların mayasına yakışır mı?
Eğer bu tipler, “zulüm 1453’te başlad”ı diyen, (günümüzdeki temsilcileri FETÖ bulaşığı) “Bizans Artıkları” ise normaldir. Ancak, bunlara tepkisiz kalarak cesaretlendirenlere ne demeli?
Geçtiğimiz günlerde İzmir’deki bir siyasi miting meydanında kameralara takılan o skandal görüntü, içten içe büyüyen manevi çürümenin meydanlara taşan irini oldu. Bir İmam-Hatip Lisesi’nde müdür yardımcılığı gibi hassas bir makamı işgal eden bir şahsın, her ay maaşını tıkır tıkır aldığı devletin, orada asayişi sağlamak için görevlendirdiği Asayişten sorumlu Emniyet Biriminin timlerinden birine ait bir TOMA’nın üzerine bir sokak militanı gibi tırmandığını gördük. Gözü dönmüş bir vaziyette aracın kablolarını sökmeye çalışıyordu.
Bu kara ruhlu profil hakkında ne düşünürsünüz?
Evlatlarımıza şefkat ve nizam aşılaması gereken bir eğitimci mi, yoksa sokağın dilini kuşanmış bir anarşist mi?
Bu şahıs eyleminin ardından tutuklandı. Peki, nihayetinde ne olacak? Muhtemelen kanunların boşluğundan yararlanıp ilk duruşmada salıverilecek. Ardından elini kolunu sallayarak, hiçbir şey olmamış gibi yine o masum çocukların karşısına çıkacak. Çünkü bu ülkenin sırtına bindirilmiş en ağır yüklerden biri olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, yüz kızartıcı bürokratik bir suç olmadıkça bu tarz ideolojik militanları sistemin dışına atmaya müsaade etmiyor.
Şimdi vicdan ve makam sahiplerine soruyorum:
İnancıyla kavgalı, devletine düşman, ruh dünyası seküler bir karanlığa gömülmüş bir militanın, dini eğitim veren bir kız okulunda, o temiz zihinlerin arasında ne işi var?
Milli Eğitimin KPSS Paradoksu
Bugün önümüze koyulan ezberci KPSS çarkı; adayın ruh dünyasına, inanç sistemine, bu milletin mukaddesatına bağlılığına bakmıyor. Puanı tutturanı, talihine hangi okul çıkarsa oraya savuruyor. Akıl sağlığı yerinde mi, psikopat mı, yarın evlatlarımızı zehirleyecek bir ideolojik virüs mü? Ne teftiş eden var ne de dert edinen!
Gidin Avrupa’nın göbeğine...
Katolik bir papaz okulunda inançsız, kilise düşmanı, seküler bir ateistin muallimlik yapmasına tek bir gün tahammül ederler mi?
Bırakın sınıfa girmesini, o kurumun sokağından içeri adımını attırmazlar. Bunun ne AB uyum yasalarıyla ne de evrensel özgürlüklerle bir çelişkisi vardır; bu tamamen bir kurumun varlık amacına, mayasına ve o millete olan namus borcuna saygı meselesidir.
İmam Hatip Okulları böyleyse, varın siz diğer okulların halini düşünün.
İlk fırsatta, toplumsal bir olayın kıvılcımında, bu tür öğretmen müsveddesi haydutların, gençleri galeyana getirerek, cinnet geçirmekte olan bir Gulyabani ruh halinde önce sosyolojik bir fırtına ve ardından devasa bir Tsunami oluşturması hedefleniyor. Ortaya çıkacak KAOS ortamında, emperyal ve Siyonist devletlerin arzu ettiği siyasal akımlara ait partilere altın tepsi içinde, kahredici bir iktidar sunulması ve yönetime gelecek vatan ve millet düşmanı gaddarane bir anti demokratik yönetim; çeyrek yüzyıldır dişimizle – tırnağımızla kazanılan maddi – manevi ne kadar gelişme, devletin ilerlemesi ve milletin huzuru toz haline gelebilir Allah esirgesin.
Türkiye, geleceğini kurtarmak istiyorsa bu yapısal felakete acilen neşter vurmak zorundadır.
En azından İmam-Hatip gibi hususi misyonu, milli ve manevi bir davası olan okullara öğretmen tayin edilirken, mesleki puanların ötesinde temel ahlaki, fikri ve itikadi şartlar aranmalıdır.
Eğer sınıflarımızı bu militan zihniyetin ideolojik talimhanesi olmaktan kurtaramazsak; yarın kendi bütçemizle beslediğimiz, kendi ellerimizle büyüttüğümüz nesillerin, bu milletin kalbine ve mabetlerine kurşun sıkmasını sadece yaşlı gözlerle seyretmek zorunda kalırız.
İşte o durumda artık Ahh’lar – Vahh’lar işe yaramaz.
Öğretmen ve Öğrenci Camiasına bir an önce el atılmalı…