Son dönemde kamuoyuna sunulan ve gerçeklikle bağdaşmayan iddiaların, objektif gazetecilik ilkelerinden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha üzüntüyle ancak hiç şaşırmadan takip ediyoruz.

Gazeteciliği hakikatin izini sürmek değil, peşin hükümlerine zemin hazırlamak olarak gören anlayış; ne yazık ki yine ezberlenmiş şablonlar, toptancı ithamlar ve niyet okumaları üzerinden bir algı operasyonuna soyunmuştur.

Her türlü toplumsal yapıyı, fikri veya dinî gruplanmayı "Milli mi, Gladyo mu?" sığlığına sıkıştırıp ikili karşıtlıklar üzerinden hedef göstermek, fikri bir analiz değil, açık bir kışkırtıcılıktır.

Tanıklara kolayca "hasta", belgelere ve açıklamalara "iftira" etiketi yapıştırmak; delille konuşamayanların, argümanı tükenenlerin sığındığı en eski yöntemdir.

Şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir: Kendi kurguladığı senaryoyu "hakikat" diye sunup, aksi yönde yapılan her makul ve hukuki açıklamayı "mecbur kalındı" kibriyle çarpıtmak, ciddiyetten ve meslek ahlakından yoksun bir tutumdur.

Bu ülkenin yerli, milli ve manevi değerlerini; toplumsal barışa ve kamu vicdanına katkı sunan gayretleri, sırf kendi ideolojik bagajlarınıza uymuyor diye karanlık odaklarla yan yana getirmeye çalışmak kimsenin haddi değildir. Kaldı ki, zaten ne idüğü belirsiz bir çizgide hareket edip, dinden diyanetten ve Allah'ı hatırlatan her şeyden uzak durup iblise yakın çizgide sözüm ona gazetecilik politikası benimseyip hareket eden zihniyetten de başka bir şey baklenmez zaten.

İftirayı haber, ön yargıyı analiz, hedef göstermeyi ise itibar kazanımı sanan bu anlayış; ne hukuki ne de vicdani düzlemde karşılık bulacaktır.

Milli olmak; klavye başından insanları şüpheli ilan etmekle değil; bu ülkenin birliğine, adaletine ve hakikatine sahip çıkmakla olur. Hakikati çarpıtanlar ve ithamlarını delillendirmekten aciz olanlar, attıkları çamurun iziyle kendileri yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Hakikaten bu Oda kimin odası? Kimin ve neyin angajesi?

Biz Müslümanların mahalli ve odası olmadığı belli.

Selâm ve duâ ile

Muhammed Numan Özel